Rusya’da ‘İslam’ nasıl örgütleniyor?

Rusya’daki son metro saldırılarının ardından çeşitli illerde daha ufak çaplı saldırılar yaşanmaya devam ediyor. Rus devleti ise siyasal İslam’la sınavında çok zorlanıyor.
Çarşamba, 14 Nisan 2010 12:51

Rusya’da Moskova metrosunda eşzamanlı düzenlenen iki bombalı saldırı arkasında 40 ölü, onlarca yaralı bırakırken, metro saldırılarından sadece 2 gün sonra Dağıstan’da da bombaların patlaması ve 12 kişiyi öldürmesiyle Rusya’da siyasal İslam tartışması bir kez daha alevlendi.

Rusya’da kaç müslüman yaşadığı tam olarak bilinmiyor. Sovyetler Birliği’ndeki nüfus sayımlarında din hiç sorulmamıştı. Rusya Federasyonu’nda 2002’de yapılan sayımda sadece dil soruldu ve buradan hareketle “etnik köken”e dair veriler elde edildi. Araştırmalar, müslümanların sayısına dair 3 milyondan 30 milyona kadar çok çeşitli rakamlar veriyor, ancak “makul rakamlar” genel olarak 15-20 milyon aralığında değişiyor.

Ülkedeki 89 bölgenin tümünde müslüman nüfus var. Ancak müslümanların yoğunlaştığı iki bölge olarak Kuzey Kafkasya ve Volga-Ural bölgeleri göze çarpıyor. 89 bölgeden yedisinde müslüman nüfus çoğunlukta.

Sovyetler’den kapitalizme geçiş
Dinin siyasal yaşama karışmasına izin verilmeyen Sovyetler Birliği’nde İslam’a inanan nüfusun ihtiyaçlarını belirleme ve taleplerini oluşturması için önde gelen din adamlarının bulunduğu Batı SSCB ve Sibirya, Orta Asya ve Kazakistan, ve Kuzey Kafkasya için birer “manevi heyet” vardı. Yüksek eğitim alanında ise Özbekistan’daki iki kurum işlev görüyordu: Buhara’da Mir Arap Medresesi ve Taşkent’te El Buhari İslam Enstitüsü.

Garbaçov-Yeltsin yıllarında Sovyetler Birliği’nin varlığını sonlandıran saldırılar, müslüman nüfusla ilgili kurumsal yapılanmalarda da kendisini gösterdi. “Merkeziyetçilik”e dönük saldırı, üç merkezi kurumla yürüyen mekanizmadan çıkılmasını da beraberinde getirdi. 90’lı yıllarla birlikte herhangi bir koordinasyonu bulunmayan onlarca yeni müslüman derneği kuruldu. Başmüftü Talgat Tacettin’in başkanlığında merkezi bir yapılanma olsa da, etki ve yetkisi eskisi gibi değil.

Rusya’da yapısal çözüm denemeleri
Sayıların hızlı artışı karşısında hükümet, 1997’de “Vicdan ve Dini Dernekleşme Özgürlüğü Yasası”nı kabul etti. Yasa, iki türlü dernekleşme tanımlıyordu. İlki, varlığını ve faaliyetlerini resmen devlete bildirmek zorunda olan dernekler, ikincisi ise herhangi bir resmi kayıtta bulunmak zorunda olmayan dernekler. İkinci sınıfa giren dernekler, ilkine göre daha az olsa da birtakım haklara sahipti, dolayısıyla resmen tanınıyordu.

90’lı yıllarda liberalizmin ve post-modernizmin ideolojik etkisiyle birlikte dini örgütlenmelere büyük bir alan sağlandı. Ancak 1994-96’daki ilk Çeçen Savaşı’nın ardından gelen yıllarda islami örgütlerin terör saldırılarının yoğunlaşması, Rus devletini birtakım değişiklikler yapmaya zorladı. 2002’de Vladimir Putin’in girişimiyle 97’de kabul edilen yasada değişiklik yapıldı ve tüm dini derneklerin, “aşırıcı faaliyetlere karışma, devletin güvenliğini ve resmi kurum ve kişilerin faaliyetlerini tehlikeye atma” durumlarında yasaklama yetkisi getirdi. 2002’deki bu değişikliğin arkasında sadece Rusya’da artan terörist saldırılar değil, 11 Eylül saldırısıyla birlikte dünyaya hakim olan “teröre ve aşırıcı İslami unsurlara karşı savaş” söylemi de vardı.

“Yeşil kuşak”ın etkisi
Rusya’nın büyük çoğunluğunda Hanefilik baskın. Hanefilik, tarihsel olarak ülkedeki müslüman alimler üzerindeki Buhara etkisinden kaynaklanıyor. Dağıstan’da ise Şafilik baskın. Ancak her iki mezhepte de önde gelen dini kurumlar, merkezi Rus hükümetini destekliyor ve devletin toprak bütünlüğünden yana tutum alıyor.

Ancak ülkedeki islami camiayı derinden etkileyen bir olay, Afganistan savaşı oldu. Afganistan’da seçimle iktidara gelen ilerici hükümete karşı ABD’nin “yeşil kuşak” projesi adı altında örgütlediği dinci militanlarla başlattığı ve sonradan SSCB’nin de katıldığı savaşın bitmesiyle birlikte burada savaşan Amerikan beslemesi çok sayıda dinci militan Rusya’ya, özellikle Kuzey Kafkasya’ya geçti. Bu unsurlar, bölgede “cihatçı”, aşırıcı dinci örgütlenmeler yaratıp bunları beslediler. Taliban’ın Afganistan’da iktidara gelmesiyle bu destek arttı. Rusya’daki radikal islamcı örgütlenmeleri sadece bu unsurlar değil, kendi ülkelerindeki dinci örgütlenmeler kanalıyla Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birtakım ülkeler de Rusya’yı istikrarsızlaştırmak adına destekledi.

Dinciliğin milliyetçilikle buluşması
Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde Garbaçov döneminde uluslar politikasındaki parçalayıcı politikalar neticesinde baş gösteren milliyetçilik, Kuzey Kafkasya’daki cumhuriyetlerde de etkili oldu. Rusya federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetler olan buradaki ülkelerde hem iktidardaki hükümetler, hem de egemen dini kurumlar merkezi Rus hükümetinden yana tutum aldıkları için, ayrılıkçı akımlar radikal İslami söylemi hem merkezi Rus hükümetine, hem de bu yerel iktidara karşı savaşta bir koz olarak kullandılar.

90’lı yıllardaki liberal demokrasi ortamında hem merkezi, hem de yerel iktidarlar, birtakım köylerde “kurtarılmış bölgeler” yaratan aşırıcı örgütlerle masaya oturarak bunlara meşruiyet alanı sağladı. Daha sonra bu örgütler silahlı mücadelede bürokratlar dışında çok sayıda sivili de hedef almaya başladıklarında, Kuzey Kafkasya’nın birçok yerinde kamplara, üslere sahiplerdi ve belirli köyleri kontrolleri altında tutuyorlardı.

Bu radikal İslamcı yapıların örgütlenmelerinin ardındaki asıl toplumsal gerçek ise ekonomik. Sovyetler Birliği’nin ardından kapitalizme geçiş sürecinde yoksullaşmanın en derinden vurduğu kesim, Rusya’daki Müslümanlar oldu. Özellikle Kuzey Kafkasya’da sanayi ve tarım çöktü. Genç nüfus arasında işsizliğin yüzde 85’lere vardığı bölgeler oluştu. Dağıstan’da 200 aile, ülke zenginliğinin yüzde 85’ine elde etti. Bu dibe çakılmanın getirdiği ahlaki ve psikolojik kriz ortamında birtakım çeteler Sovyet halklarının yarattığı zenginliği yağmalar, emperyalizm ise Kafkasya’yı karıştırma planlarını devreye sokarken, siyasal İslam hızla örgütlendi.

(soL - Dış Haberler)