İran’da muhalefet de tehdit de sürüyor

İran’da sokaklardaki protesto gösterileri durulmazken, ABD’de Demokrat Parti’ye yakın kesimden İran’a müdahale etme önerileri gelmeye devam ediyor.
Cuma, 01 Ocak 2010 09:50

Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden İran, uzun süredir uluslararası politikada oynadığı rolden dolayı gündemden düşmüyor. Batı kamuoyunda son yılların en fazla tartışılan konularından biri, İran’ın “nükleer silahları” nedeniyle bu ülkeye saldırmak gerekip gerekmediği. Bir diğer tartışma başlığı ise, geçtiğimiz Haziran ayındaki seçimlerin ardından ülkede yükselen muhalefet hareketi ve sokak eylemleri.

Ayetullah Muntazari’nin cenazesine polisin saldırmasıyla başlayan hareketlilik, Aşure Günü yapılan eylemler sırasında çıkan çatışmalarda, aralarında Musavi’nin yeğeni Ali Musavi’nin de bulunduğu en az 10 kişinin ölümüyle sürdü. İran’da yabancı gazetecilerin sokağa çıkmalarının yasaklandığı ve devlet kanalları Ahmedinecad yanlısı oldukları için, polisin ve Besic militanlarının uyguladığı aşırı şiddet ancak bizzat göstericilerin internet paylaşım sitelerinde yer verdikleri görüntülerden anlaşılıyor. Eylemlerin, Ali Musavi’nin yedisinde ve kırkında sürmesi bekleniyor.

ABD medyasında ise bir yandan muhalefet hareketine verilen destek sürerken, öte yandan İran’a müdahale konusunda keskin yazılar yer almaya başladı. Cumhuriyetçi medyanın geleneksel olarak bu konularda şahin tavır aldığı bilinmesine rağmen, Obama’yı sonuna kadar destekleyen liberal New York Times gazetesinde 24 Aralık’ta çıkan bir yazının “tek çarenin İran’ı bombalamak” olduğunu savunması dikkat çekti.

Alan Kuperman imzasıyla çıkan görüş yazısının ilk cümlesinde “Başkan Obama, İran en baştan yanlış düşünülmüş olan nükleer anlaşmasını reddettiği için yas tutmak yerine derin bir oh çekmeli” denildi. “İran’ı durdurmanın tek yolu var” başlıklı yazıda “İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeye dönük tek makul seçeneğin hava saldırıları olduğu noktaya geldik. Askeri eylemi ertelemek, sadece İran’a bu saldırıya karşı nükleer tesislerini genişletmek, yaymak ve güçlendirmek için bir pencere açar. ABD ne kadar erken eyleme geçerse o kadar iyi” görüşüne yer verildi.

Liberal medyada böyle bir yazıya yer verilmesi sadece ABD halkına ve dışarıya dönük psikolojik harbin bir parçası olarak değerlendirilebilirse de, Demokrat Parti de benzer yönde adımlar atıyor. ABD senatosunda çoğunluk lideri olan Harry Reid, İran’ı ekonomik olarak kıstırmak için petrol ihracatına yaptırım uygulanması gerektiğini savundu. Reid’ın önerisinin, konumu ve sıfatı nedeniyle önemsenmesi gerekiyor. İran, ürettiği tüm petrolü kendisi işleyemediği için, üretiminin yüzde 40’ını ham petrol olarak ihraç ediyor. Bu ihracata dönük bir yaptırım, İran’a savaş ilan etmeye benzer bir etki yaratır.

“İran’ın nükleer silahları” tam bir yalan
İran’ın nükleer silahlara sahip olduğu ya da elde etmek üzere olduğu iddiası ise, bizzat ABD kaynaklarına göre bir yalan. ABD hükümetinin 2007 sonunda yayınladığı Ulusal İstihbarat Değerlendirme raporuna göre İran 2003 yılında nükleer silah programını tamamen askıya aldı ve bir daha başlamadı.

İran’daki tesislerde yıllardır inceleme yapan BM görevlileri de İran’ın nükleer silah sahibi olduğuna dair hiçbir kanıt bulamadılar ve bunu tüm raporlarında işlediler.

Ancak İran’a karşı psikolojik savaşın bir parçası olarak Batı medyasında bu yönde haberler çıkmaya devam ediyor. İngiliz The Times dergisi, 14 Aralık’ta İran’ın nükleer silah planlarıyla ilgili bir yazı yayımladı. Yazı, İran’ın, derginin “nötron başlatıcısı” olarak adlandırdığı bir atom bombası üzerinde deneyler yapma planını “ifşa ediyordu”. Dergi, bu habere kaynak olarak bir belgeyi ve “bir Asyalı istihbaratçı”yı gösterdi. Batı basınındaki bazı benzer haberlerde “Asyalı istihbaratçılar”ın İsrailli oldukları belirlenmişti.

Ancak 1976’dan 1992’ye kadar ABD karşı-istihbarat servisinde görev yapan Philip Girardi, IPS haber ajansına Amerikan istihbarat servislerinin Times’ta yer alan belgenin sahte olduğunu düşündüklerini açıkladı. ABD istihbaratı, belgeyi bir başka ülkenin istihbarat servisinin yaptığını düşünüyordu.

Olaylar, Irak’takiyle aynı taktiğin uygulanmakta olduğuna işaret ediyor. Irak’ta da kitle imha silahları işgale gerekçe gösterilmiş, ancak sonradan silahlar bulunamamış, üstelik de ABD hükümetinin silahların olmadığını bildiği ortaya çıkmıştı.

(soL - Dış Haberler)