30 Haziran’dan sonra, İhvan’dan geriye ne kaldı?

İhvan her durumda süreci kaybetmiş görünüyor. Mağlubiyet ise “dışarıda” rekabeti Suudilerin kazanmasıyla, “içeride” ise koalisyon ortaklarının terk etmesiyle gelen yalnızlaşmanın mantıksal sonucuydu. İhvan’ın, bir süredir eğik düzlemde hareket ettiği yorumları zaten yapılıyordu.
Cumartesi, 21 Eylül 2013 18:39

Ahsen Akdal - soLBakış

Mısır’da Mursi’nin iktidara gelişinin yıldönümünde, 30 Haziran’da başlayan ve 3 Temmuz’de General Sisi liderliğindeki darbeyle sonuçlanan tarihsel moment, Müslüman Kardeşler’in (İhvan) taşıyıcılığını üstlendiği “uyumlu İslam” projesi için yeni bir dönemin ilanı anlamına geldi. Mısır ve Tunus’ta iktidarı elinde tutan İhvan’ın, bir süredir eğik düzlemde hareket ettiği yorumları zaten yapılıyordu. Yeni dönemde ise bölgenin Müslüman halklarına yönelik bir Amerikan hegemonya projesi olan uyumlu İslam’ın bu hevesli aktörü, “gözden çıkarılma” tehlikesiyle karşı karşıya görünüyor. Bir boyutunu, artık herkesçe kabul edilen bölgesel yalnızlaşmanın oluşturduğu bu “tehlike”nin diğer boyutu, Mısır halkının gerici iktidara karşı ayaklanmasıyla görünür oldu.

Emperyal stratejide revizyon arayışı
Bu noktada sürecin nereye doğru evrileceği, bölgede kimlerle hareket edeceği herkes açısından belirleyici olan, projenin esas mimarı ABD’nin tavrıyla yakından ilgilidir. Oysa başta ABD olmak üzere emperyalist cenah, Suriye’ye saldırı seçeneğinin ısıtıldığı süreçte Rusya’nın attığı ipe dört elle sarılarak, stratejisinin tıkandığını kabul etmiş oldu.

Suriye’de görülen mütereddit tutum, Mısır’da da farklı değildi. Nitekim 3 Temmuz’dan bu yana “bekle ve gör” siyaseti izleyeceğini gösteren ABD, Mısır ordusuyla yapılacak ortak tatbikatı iptal etmek ve en kısa zamanda seçim yapılmasını istemek dışında kayda değer bir adım atmadı. Orduya verilen “İhvan’ı siyasetten dışlamayın” tavsiyesi ise İhvan ile Yüksek Askeri Konsey arasındaki gerilimin iyice tırmandığı 2012 Temmuz’unda, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Kahire’ye giderek her iki tarafa verdiği “uzlaşın” mesajını hatırlatıyor.

Buna ek olarak, ne Ağustos’ta AKP hükümetinin ısrarlı çağrısıyla yapılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında ne de AB’den yapılan açıklamalarda “itidal” çağrısının ötesine geçilmemesi de söz konusu tıkanmayı doğrular nitelikte. Şimdi elde, uzlaşı çağrılarına rağmen iki buçuk aydır sokaktan çekilmeyen ve Sina’da silahlı eylemlere devam eden bir İhvan var. Örgüt, süreci en az zararla atlatmasına yarayacak ve Batı’ya “henüz ölmedik” mesajı verecek bir strateji izler görünüyor. Buna karşılık geçtiğimiz hafta İhvan’ı yasaklayacağını açıklayan geçici hükümet de sürecin pek “itidalli” devam etmeyeceğini göstermiş oldu. İhvan’ın iktidarda bulunduğu diğer ülke Tunus’ta ise sokak eylemleri bir süredir devam ediyor. Üstelik Mısır’daki muhalif hareketten mülhem “Temerrüd” ismini kullanarak.

Tüm bu tabloda, “gözden çıkarma” ve revizyon seçenekleri de dahil, ABD’nin nasıl bir yol izleyeceği, en başta Suriye’deki gelişmeler olmak üzere bir dizi değişkene bağlı. Ancak İhvan her durumda süreci kaybetmiş görünüyor. Mağlubiyet ise “dışarıda” rekabeti Suudilerin kazanmasıyla, “içeride” ise koalisyon ortaklarının terk etmesiyle gelen yalnızlaşmanın mantıksal sonucuydu.

‘Kardeşler’ yalnızlaşırken...
Mursi’nin tutuklanmasının ertesi günü ilk tepkiyi veren, ABD’nin sadık müttefiki Suudi Kralı Abdullah oldu. Abdullah, General Sisi’yi “Mısır’ı karanlık tünelden kurtardığı” için tebrik ettikten kısa süre sonra, ona, beraberindeki Körfez monarşileri ile birlikte 11 milyar dolar yardım yapacakları sözünü verdi. Bu para, ABD’nin Mısır’a ilgili olarak askıya almayı tartıştığı yardım miktarının çok üstündeydi. Yine aynı günlerde Suudi önderliğindeki Körfez İşbirliği Örgütü, bu ülkelerde ikamet eden İhvan üyelerine ait tüm finansal ve siyasi faaliyetleri gözetim altına aldıklarını, ayrıca üyelerin ihraç edileceğini duyurdu.

Sünni eksenin rakip kanadının yeni durumu kutlamada böylesine erken davranması, İhvan ile uzun süredir devam eden bölgesel rekabette üstünlüğü ele geçirmesiyle ilgiliydi. Rekabetin bir ayağı, Ürdün, Kuveyt, Katar gibi ülkelerde güçlü bir örgütlülüğe sahip İhvan’ın Suudi Arabistan içlerine kadar sokularak, “Bahar”ın ülkelerine sıçramasından çekinen monarşileri tehdit eder hale gelmesine, diğer ayağı ise silahlı Suriye muhalefeti içinde Katar ve dolayısıyla İhvan’ın ağırlığının artmasına dayanıyordu. Mart ayında yaşanan Suriye Ulusal Koalisyonu ve geçici hükümet manevraları buraya denk düşmektedir ve Mart’tan beri Suriye’de Suudi inisiyatifi güçlenmeye devam etmektedir. Bu süreçte yaşanan bir diğer kırılma da İhvan’ın en büyük hamisi Katar’ın “düşmesi” oldu. Darbeden kısa süre önce, 25 Haziran’da babası Şeyh Halife El Tani’nin yerine tahta geçen yeni Emir Hamad el Tani, ilk iş olarak İhvan’a mali yardımı kesti. Geçen yıl Mısır’a 13 milyar dolar akıtan Katar’ın şimdilerde, Dünya Kupası için 200 milyar dolarlık yatırım hazırlığında olduğu konuşuluyor. Dahası yeni Emir’in, tahta çıkmadan önceki aylarda Suudi ve İsrailli yetkililerle gizli görüşmeler yaptığı ve baba El Tani’nin istifaya zorlandığına dair ciddi iddialar var.

Belirleyici olan halk hareketi
Dışarıda rekabeti kaybeden İhvan’ın kaderini esas belirleyen ise “İhvanizasyon” olarak adlandırılan süreçte topluma dayatılan İslamlaştırma politikalarının açığa çıkardığı muazzam direniş enerjisi oldu. Köklü bir laik geleneğe sahip olan Mısır halkı, İhvan’ı iktidardan indirecek olaylar zincirinin başlamasından çok önce, Ocak ayında, yeni anayasayı kabul etmeyeceğini göstermek için kanlı biçimde bastırılacak büyük eylemler düzenlemişti. Bu yönüyle İslamlaştırma, Mısır’da kök salamadı.

Mursi döneminde artan yoksullaşma ve IMF ile yapılan yeni anlaşmalar ise ekonomi cephesinde eski rejimle bir sürekliliğe işaret ediyor. Mursi’nin istifası için imza veren 23 milyon Mısırlının başat şikayetlerinden biri de buydu. El Ezher şeyhinin ve koalisyon ortağı diğer İslamcı fraksiyonların İhvan’ı hızla terk etmesinde, “düşüş”e dair bu açık emarelerin de payı bulunmakta.

Yeni tabloda, Mısır’ı kaybetmiş, Tunus’ta iktidarı sallanan ve en büyük hamisinden yoksun bir İhvan var. Emperyalist restorasyonun yeni evresinde İhvan’a büyük roller düşme ihtimali zayıf görünüyor.