Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Rodrik: Çin'i 'model çeşitliliği' olarak kapsayan bir 'yeni düzen' mümkün

Dani Rodrik, Financial Times'ta yayımlanan yazısında dünya ticaret düzeninde yaşanan çıkmazın asıl nedeninin ABD ve Avrupa Birliği olduğunu ve dünya ekonomisinde farklı modellerin kabul edilmesinin önemli bir şart olduğunu belirtti.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 07.08.2018 , 13:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

ABD'de yaşayan Türkiyeli ekonomist Dani Rodrik, Financial Times'ta yayımlanan "Dünya Ticaret Örgütü fonksiyonsuzlaştı" başlıklı yazısında ABD ve Avrupa'nın dünyada yaşanan ticaret krizi nedeniyle suçu kendilerinde araması gerektiğini vurgulayarak, Çin gibi farklı ekonomi modellerinin tanınması gerektiğini savundu. Rodrik, Çin'le başa çıkmaya yönelik kaygıların Trump yönetiminin saldırgan politikalarından ibaret olmadığını, ABD'li ve Avrupalı siyasetçilerin büyük oranda benzer bir yaklaşım içinde olduğuna işaret ediyor. ABD'li ve Avrupalı siyasetçilerin sorunu yanlış tanımladıklarını söyleyen Rodrik, "Batılı siyasetçiler, bugünün küresel ticaret yasalarını tarafsız ve adil görme eğiliminde olup tüm katılımcıları eşit kabul ediyorlar. Ancak ticaret anlaşmaları, egemen koalisyonların çıkarlarını yansıtan siyasi belgelerdir. Çok uluslu şirketler, uluslararası bankalar ve büyük ilaç firmaları, anlaşmaların şekillenmesinde önemli rol oynuyorlar" diyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) fonksiyonunu kaybetmesinde de "Çin'i de kapsayan", "model çeşitliliği"ni varsayan bir ticaret düzeni yerine gittikçe artan ticaret kurallarının etkili olduğunu ileri süren Rodrik, "çeşitliliği" içeren bir "yeni düzen"e işaret ediyor. 

Rodrik, Paul Krugman gibi isimlerin de dile getirdiği, "düz neo-liberal" bakışın ötesine geçen, kapitalizmin önemli tıkanıklık başlıklarından birinde "daha uzlaşmacı", "serbest ticaret" fikrine yeniden değer kazandırmaya çalışan bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor. 

Dani Rodrik'in yazısının tam çevirisi şu şekilde:

Küreselleşmeyi farklı yollardan uygulayan Çin gibi büyük ve gittikçe güçlenen bir ülkeyle dünya ticaret düzeni nasıl başa çıkabilir? Bu, ABD ve Avrupalı siyasetçilerin uykusunu kaçıran bir soru. Trump yönetiminin Çin'i ekonomik saldırganlıkla suçlayıp karşılığında ticaret savaşı ilan ettiği ABD'de konu daha da ateşli işleniyor. ABD Başkanı'nın yöntemleri onaylanmıyor olabilir, ancak Çin'in ticari ve endüstriyel hamlelerine karşı bir şey yapılması gerektiği düşüncesi önde gelen siyasetçiler arasında oldukça yaygın.

Avrupa'da tepkiler daha yumuşak olsa da aynı endişeler paylaşılıyor. Avrupa Birliği Ticaret Komisyonu üyesi Cecilia Malmström, Financial Times'ta yayımlanan yazısında Çin'in devletçi girişimcilik modeliyle küresel alanda nasıl uzlaşılabileceğini soruyor.

ABD'Lİ VE AVRUPALI SİYASETÇİLERİN SORUSU YANLIŞ

Ancak ABD'li ve Avrupalı siyasetçiler yanlış soruyu soruyor. Sorun, Çin'in veya dünya ticaret düzeninin politikalarında değil. Dünya Ticaret Örgütü ve beraberinde yapılan tüm ticaret anlaşmaları, farklı ülkelerdeki ekonomik uygulamaların nihayetinde dönüşeceği fikrine dayanıyordu. Çin örneğinden de görüldüğü üzere bu gerçekleşmedi. Daha da önemlisi, her şeyden öte ulusal ekonomi modellerinin dönüşmesi için ortada hiçbir neden yok. Dünya ticaret yasaları, ekonomide çeşitliliğin sağlanması için Çin'in yaptıklarına bakmaksızın değişmeli.

Ticaret anlaşmaları, savaş sonrası ilk dönemde ülkelerin kendi yollarını çizmesi için büyük bir alan bıraktı. Eski Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması altında çeşitli ticari işlemler, temel olarak ithalat tarifesi ve kotası olmak üzere imal edilen ürünlerin yalnızca sınırda özel engellere takılmasını kapsıyordu. Hizmet ve tarım sektörü bunun dışında kalıyordu. Gelişmekte olan ülkeler, diledikleri gibi hareket ediyorlardı. 1970'lerin başlarında hazır giyim ithalatındaki dalgalanmalar, gelişmiş ülkeleri ekonomik bozulma tehdidi altında bıraktığında bu ülkelerin nicel kısıtlamalar getirebileceği özel bir sistem oluşturuldu.

Dünya Ticaret Örgütü, tüm bunları değiştirdi. Neoliberal zafer gösterileri döneminde müzakere yoluyla sübvansiyon, sağlık, güvenlik ve fikri mülkiyete ilişkin düzenlemeler yerel politikaların içine girebildi. İthalatlara olumsuz etki yapan herhangi bir yerel denetim, artık ticari kısıtlama olarak görülüyordu. Daha sonraki ticaret anlaşmaları, ticaret ve yabancı yatırımları, yerel meselelerin üstünde tutarak daha da ileriye gitti.

TİCARET ANLAŞMALARI EGEMEN KOALİSYONLARIN ÇIKARLARINI YANSITAN SİYASİ BELGELERDİR

Batılı siyasetçiler, bugünün küresel ticaret yasalarını tarafsız ve adil görme eğiliminde olup tüm katılımcıları eşit kabul ediyorlar. Ancak ticaret anlaşmaları, egemen koalisyonların çıkarlarını yansıtan siyasi belgelerdir. Çok uluslu şirketler, uluslararası bankalar ve büyük ilaç firmaları, anlaşmaların şekillenmesinde önemli rol oynuyorlar. Gelişme, işçi hakları ve çevreye ilişkin uzun vadeli endişelerin yok sayılması sürpriz değil.

ÇİN, ABD VE AVRUPA'YI TAKLİD EDİYOR

Çin'in fikri mülkiyet ve sübvansiyonlar konusunda DTÖ kurallarını çiğnediğine dair neredeyse kimsenin şüphesi yok. Ancak Çin'in “küresel standartları ve kurallarını” çiğnemesinden şikayet eden ABD ve Avrupa, kendi ekonomi tarihlerini unutuyor. Çin'in politikaları, dönemin teknoloji liderlerini yakalamayı amaçlayanların uyguladığı politikalardan pek farklı değil. Örneğin, ABD'nin patent kurallarının 18. ve 19. yüzyıllarda epey gevşek olduğu bir dönemde ABD tekstil endüstrisi, Britanya'dan teknoloji sırlarını geniş çaplı bir şekilde “aşırmadan” asla yükselemezdi. Benzer bir şekilde, Avrupa'nın havacılık, çelik ve otomobil gibi birçok endüstrisi hükümet desteğiyle büyümüştü.

Aynı zamanda, Çin'in aykırı politikalarının sadece önemli yerel ekonomik büyüme yaratmadığını, batıda ithalat ve yatırım için büyük bir pazar oluşturduğunu unutuyorlar. Çin, batılı ders kitabına dayalı ekonomi politikalarına sıkıştırılsaydı, şüphesiz ki böyle büyük bir pazar oluşmazdı.

Yerel gerçekliklere iyi uyum sağlandığı takdirde çeşitle ekonomi stratejileri, ticaret ortaklarına fayda sağlar. Tabii ki hükümet müdahaleciliği fazla ileriye gidebilir. Ancak öyle olsa bile bedeli yerel ekonomi öder, tıpkı Avrupa Birliği'nin savurgan genel tarım politikaları gibi. Çin, kendi açısından bakıldığında, diğer ülkelerin kendi toplumsal ve ekonomik stratejilerini oluşturma haklarının bulunduğunu tanımalı. Ticaretin yerel çalışma standartları, mali düzeni ve ileri teknolojik gelişmeleri baltalaması durumunda zengin ülkeler, bu meseleleri ithalat ve yabancı yatırımların önünde tutmalı.

'MODEL ÇEŞİTLİLİĞİ'NİN BULUNDUĞU BİR DÜZEN ARAYIŞI

DTÖ işlevsiz hale geldiyse bunun nedeni ticaret kurallarının altından kalkılamayacak duruma gelmesi. Adil bir dünya ticaret düzeni, ekonomi modellerinde çeşitliliğin değerini kavrayabilir. Yeni düzen, katı kurallar yerine, model çeşitliliğinin bulunduğu bir yaşam tarzı aramalı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.