Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Radikal demokrasi' kuramcısı Mouffe: Demokratik Avrupa'nın ihtiyacı sol popülizm

'Radikal demokrasi' kuramının önde gelen isimlerinden Chantal Mouffe, The Guardian'da yayımlanan yazısında Avrupa'da büyüyen sağ popülizme sol popülizmle karşılık verilmesi gerektiğini savundu. Sağ popülizmin taleplerini sol popülist bir söylemle radikal demokrasi doğrultusuna yönlendirmek gerektiğini ileri süren, Mouffe, 'sol popülizm'in örnekleri olarak da PODEMOS, Mélenchon, Sanders, Corbyn gibi siyasi hareketlere ve isimlere işaret etti. 'Sınıftan kaçış' kuramının güncel gelişmeler üzerinden bir tekrarı olan yazının tam çevirisini soL okurlarına sunuyoruz.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 10.09.2018 , 18:10 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Belçikalı politik kuramcı Chantal Mouffe, The Guardian'da yer alan yazısında ilerici kesimlerin neoliberal düzenin dayattığı uzlaşı siyasetten koparak halkın öfkesini doğru yöne kanalize edecek "sol popülist" hareketler oluşturması gerektiğini savundu.

“Radikal demokrasi” kuramının Ernesto Laclau ile birlikte önde gelen isimlerinden Chantal Mouffe, Guardian’da bugün yayımlanan yazısında popülist yükselişin ilericiler açısından önemli fırsatlar sunduğunu ileri sürerek “sol popülist” siyaset stratejisini yineledi. Mouffe, yazısında “radikal demokrasi” kuramının dayandığı “sınıf siyaseti”ni reddeden, üretim ilişkilerinin belirleyiciliğini ve açıklayıcılığını reddeden, siyasi kimliklerin sınıfsal pozisyonlarla belirlenmediğini savunan yaklaşımı güncel gelişmeler üzerinden tekrar ediyor. 

Post-Marksist akımın temsilcilerinden olan Laclau ve Mouffe’nin “Hegemonya ve sosyalist strateji-Radikal bir demokrasiye doğru” başlıklı kitaplarının en temel önermelerinden biri emekçilerin üst kimlikleri olan sınıf aidiyetleri yerine alt kimliklerin ve kimlik mücadelesinin öne çıkarılması ve köklü bir düzen değişikliği talebinin geri çekilmesi.

Mouffe, yazısında “sol popülizm”in Yunanistan’daki temsilcisi, AB-IMF’nin emekçi düşmanı “kurtarma planı”nın harfiyen uygulayıcısı Syriza’yı pas geçerken İspanya’dan PODEMOS, Fransa’dan Mélenchon, ABD’den Sanders ve İngiltere’den Corbyn örneklerini veriyor. “Post-siyaset” kavramlaştırmasıyla neoliberalizmi eleştiren Mouffe, “sol popülist” stratejinin farklı ulusal koşullara bağlı olarak “demokratik sosyalizm, “ekolojik sosyalizm”, “liberal sosyalizm” veya “katılımcı demokrasi" gibi farklı formlara bürünebileceğini öne sürüyor. 

“Sınıftan kaçış” kuramının güncel gelişmeler üzerinden bir tekrarı olan yazının tam çevirisini soL Haber okurlarına sunuyoruz:

Demokratik yönetimler açısından tedirgin bir dönemden geçiyoruz. Avusturya ve İtalya'daki Avrupa Birliği karşıtı koalisyonların kazandığı zafer karşısında şoka giren, Brexit oylaması ve Donald Trump'ın zaferinden dolayı halihazırda endişeli olan neoliberal odaklar, şimdi demokrasinin tehlikeye girdiğini öne sürerek “faşizm”in olası geri dönüşü karşısında alarma geçiyorlar.

Batı Avrupa'nın şu an “popülist an”lara tanık olduğunu kimse inkar edemez. Bu, neoliberal hakimiyetin krizde olduğuna işaret eden küresellik karşıtı hareketlerin çoğalmasından kaynaklanan bir durum. Bu kriz, daha otoriter hükümetlerin gerçekten önünü açabilir, ancak aynı zamanda 30 yıldır neoliberalizm tarafından zayıflatılan demokratik kurumları geri kazanmak ve derinleştirmek için bir fırsat da sunabilir.

Mevcut “post-demokrasi” koşullarımız, yaşanan birtakım olguların ürünü. “Post-siyaset” olarak adlandırdığım birinci olgu, sağ ve sol arasındaki sınırların bulandırılması durumu. Bu, neoliberal küreselleşmeye bir alternatif olmadığı fikrinde merkez sağ ve merkez sol partilerin anlaşmaya varmasının sonucu. Sosyal demokratlar, “modernleşme”nin tahakkümü altında küreselleşmiş finans kapitalizmin buyruklarını ve müdahalecilik ve kamu politikalarına getirdiği sınırlamaları kabul etti.

Siyaset, kurulu olan düzeni idare etme tekniğine, yalnızca uzmanların yer alabileceği bir alana indirgendi. Demokrasi idealinin temel ilkesi olan halkların egemenliği kavramı, “köhnemiş” ilan edildi. Post-siyaset, yalnızca merkez sağ ve merkez sol arasındaki iktidar değişikliğine izin verecek şekilde oluşturuldu. Demokrasi için hayati olan farklı siyasi projelerin birbiriyle yüzleşmesi durumu ortadan kaldırıldı.

Post-siyasete evrilme, üretken ekonomi adına felaket sonuçlara yol açan finans sektörünün hakimiyetiyle vücut buldu. Buna, 2008 krizinin ardından getirilen kemer sıkma uygulamalarıyla birlikte aşırı derecede eşitsizliğe yol açan özelleştirme ve deregülasyon politikaları eşlik etti.

İşçi sınıfı ve halihazırda zayıf olan kesimler bu durumdan asıl olarak etkilenirken, orta sınıfların önemli bir bölümü de yoksullaştı ve güvensizleşti.

SAĞCI POPÜLİZMLE MÜCADELE ETMENİN YOLU: RADİKAL DEMOKRASİ

Son yıllarda çeşitli direniş hareketleri ortaya çıktı. Karl Polanyi'nin “Büyük Dönüşüm” kitabında “karşı hareket” olarak adlandırdığı, toplumun piyasalaşma sürecine ve korumacılığa karşı tepkiyi temsil ediyorlar. Kendisine göre karşı hareket, ilerici veya gerici formlara bürünebilir. Bu ikilem, bugünkü popülist evre için de geçerli. Birtakım Avrupa ülkelerinde bu direnişler, merkez solun alanı boşaltmasından ötürü milliyetçi ve yabancı düşmanı söylemleri benimseyen sağ partiler tarafından ele geçirildi. Sağcı popülistler, “elitler” tarafından ellerinden alınan seslerini halka geri vereceğini öne sürüyorlar. Siyaseti her zaman partizan bir şekilde ve biz/onlar ayrımı üzerinden yapma anlayışındalar. Bundan da öte, kolektif politik kimlikleri oluşturmak için duygu ve hassasiyetleri belli bir yere kanalize etmeleri gerektiğinin bilincindeler. “Halk” ve “küresel sistem” arasına çizgi çekerek post-siyaset uzlaşısını açıkça reddediyorlar.

Bunlar, tam olarak siyasetin ve akılcı görüşün gereği olarak duygulara yer verilmemesi gerektiği anlayışını benimseyen uzlaşı kültürüne bağlı çoğu sol partinin yapamayacağını düşündüğü siyasi hamleler. Onlara göre yalnızca akılcı tartışmalar kabul edilebilirdir. Bu, onların, demagoji ve akılsızlıkla ilişkilendirdikleri popülizme olan düşmanlıklarını açıklar nitelikte. Ancak ne yazık ki sağcı popülizme karşı koyma, inatla post-siyaset uzlaşısına başvurmakla ve “acınacak halde olanlar”ı hor görmekle olmayacak.

Sağcı popülizmi ahlaki olarak kınama ve şeytanlaştırmanın tamamen ters etki yarattığını kavramak hayati önem taşıyor. Bu yöntemler, hakiki kinlerini formüle edebilecek birikimden yoksun kesimlerin küresel sistem karşıtı duygularını daha fazla tetikliyor.

Sağcı popülist partileri “aşırı sağ” ve “faşist” olarak sınıflandırmak, onları bir tür ahlaki çöküntü olarak sunmak ve hareketlerini eğitimsizliklerine bağlamak, merkez sol için elbette oldukça uygun. Bu, onların popülistlerin taleplerini reddetmesine ve onların yükselmesindeki sorumluluklarını tanımaktan kaçınmasına olanak sağlıyor.

Sağcı popülizmle mücadele etmenin tek yolu, onların yabancı karşıtı dille ifade ettikleri taleplere ilerici bir yanıt vermek. Bu, taleplerinde demokratik öğelerin de bulunduğunu tanıma ve bu talepleri farklı bir söylemle bir radikal demokrasi doğrultusuna yönlendirme ihtimali anlamını taşıyor.

'SOL POPÜLİZM': 'HALK'TAN KOLEKTİFİ BİR İRADE İNŞA ETMEK

Bu siyasi stratejiye “sol popülizm” adı verdim. Bu stratejinin amacı, neoliberal düzenin devamlılığını sağlayan “oligarşi”yi düşman belleyen “halk”tan kolektif bir irade inşa etmek.

Bu, geleneksel sol/sağ çatışmasıyla formüle edilemez. İşçilerin belli çıkarlarını savunduğu Fordist kapitalist dönemdeki mücadelelerden farklı olarak bugünkü direnişler, endüstriyel sektörün ötesinde gelişmekte. Talepleri artık tanımlanan toplumsal kesimlerde karşılık bulmuyor. Çoğu yaşam kalitesiyle ilgili sorular sorup cinsiyetçilik, ırkçılık ve diğer tahakküm formları gibi konulara değiniyorlar. Böylesine farklılıkların bulunduğu bir yerde geleneksel sol/sağ cepheleri artık kolektif bir irade oluşturamaz.

Bu farklı mücadeleleri birleştirmek, toplumsal hareketler arasında bağ oluşturmayı ve eşitlik ve toplumsal adalet için mücadele edecek bir “halk”ı yaratacak yeni bir parti kurmayı gerektiriyor.

Bu tür siyasi stratejileri İspanya'daki Podemos'ta, Jean-Luc Mélenchon'un La France Insoumise'inde ve ABD'li Bernie Sanders'ta görüyoruz. Bu, aynı zamanda İşçi Partisi'ni büyük halk hareketine dönüştürmek isteyen, sloganı “azı için değil, çoğu için” olan ve partisini Avrupa'daki en büyük sol parti haline getiren Jeremy Corbyn'in siyasetinde de görülüyor.

'DEMOKRATİK SOSYALİZM', 'LİBERAL SOSYALİZM', 'EKOLOJİK SOSYALİZM' VEYA 'KATILIMCI DEMOKRASİ'

Bu hareketler, iktidara seçimler yoluyla gelmeyi hedefliyorlar, ancak “popülist bir düzen” yaratmak amacıyla değil. Amaçları demokratik kurumları geri kazanmak ve derinleştirmek. Bu strateji farklı formlara bürünebilir: Buna bulunan farklı ulusal koşullara bağlı olarak “demokratik sosyalizm, “ekolojik sosyalizm”, “liberal sosyalizm” veya “katılımcı demokrasi" denilebilir. Ancak ismi ne olursa olsun, burada önemli olan, demokrasinin mücadeleleri biçimlendirecek öğe olması ve demokratik kurumların bir kenara atılmaması.

Demokratik kurumları radikalleştirme süreci şüphesiz ki kırılma anlarını ve hakim ekonomik çıkarlarla yüzleşmeyi içerecek. Bu, anti-kapitalist bir boyutu olan radikal bir reformist stratejisi, ancak durum, liberal demokratik kurumları terk etmeyi gerektirmiyor.

SİYASİ ÇATIŞMALAR SAĞ POPÜLİZM İLE SOL POPÜLİZM ARASINDA OLACAK

Önümüzdeki birkaç yıl içinde temel siyasi çatışmaların sağ popülizm ve sol popülizm arasında geçeceği konusunda emin olmakla birlikte, ilerici kesimlerin bu mücadeleye dahil olmanın ne kadar önemli olduğunu kavraması gerektiği düşüncesindeyim.

Haziran 2017 genel seçimlerinde La France Insoumise'in Mélenchon, François Ruffin ve diğer adaylarının, Marine Le Pen'in eski kalesi Marsilya ve Amiens'de de dahil olmak üzere kazandığı popülerlik, öfkenin eşitlikçi bir söylemle ifade edilmesi durumunda halkın ilerici müdahaleye katılabileceğini gösteriyor. Radikal demokrat hedefler doğrultusunda tasarlanan ve statükoyu savunmak için post-siyaset uzlaşısından olmayan herkesi “aşırı” olarak nitelemeyerek demokrasiden hiçbir şekilde sapmayan popülizm, demokrasi ideallerini canlandırmak ve genişletmek adına günümüz Avrupası'nın en iyi siyasi stratejisini oluşturuyor.

 

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.