NATO'nun Yugoslavya'ya vahşi saldırısının 19'uncu yılı...

NATO silahlı güçleri bundan tam 19 yıl önce Yugoslavya halklarına vahşi bir saldırı başlattığında tarih 24 Mart 1999’du. Yunan sınırının birkaç kilometre kuzeyinde, Kuzey Atlantik kurt sürüsü birliği, 20. yüzyılın son büyük katliamına kanlı damgasını vuruyordu. İşte o zaman, Balkan Yarımadası tekrar emperyalistlerin savaş meydanıydı ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, Batı çıkarlarının değirmen taşları arasında parçalanıyordu. Nikos Mottas'ın yazısını Yağız Bozan'ın çevirisiyle sunuyoruz...
Çeviri: Yağız Bozan
Cumartesi, 24 Mart 2018 09:52

soL'un notu: Nikos Mottas'ın, In Defense of Communism blogunda 23 Mart 2018 tarihinde yayımlanan bu yazısı, silahlı terör örgütü NATO'nun bundan tam 19 yıl önce, 24 Mart 1999'da Yugoslavya halklarına yönelik başlattığı vahşi saldırılara ilişkindir...


NATO silahlı güçleri Yugoslavya halklarına vahşi bir saldırı başlattığında tarih 24 Mart 1999’du. Yunan sınırının birkaç kilometre kuzeyinde, Kuzey Atlantik kurt sürüsü birliği, 20. yüzyılın son büyük katliamına kanlı damgasını vuruyordu. İşte o zaman, Balkan Yarımadası tekrar emperyalistlerin savaş meydanıydı ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, Batı çıkarlarının değirmen taşları arasında parçalanıyordu.

NATO, tarihinde ilk defa, -yapmacık da olsa- BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan geniş çaplı bir askeri operasyon gerçekleştiriliyordu. Tabii ki, katılan birlik üyelerinin sabıkalı hükümetleri uygun bir açıklama bulmuşlardı bile: Bu, Slobodan Miloseviç’in Kosova’daki sözde “agresifliğini” yok etmek içindi. Yapılacak askeri müdahaleyi meşru kılmak için, NATO liderlerinin çetesi (Clinton, Blair, Schroeder, vb.), eşi görülmemiş bir politik yapmacıklıkla, Kosova’daki Arnavut azınlığın geleceği için “kaygılanmış” gibi davrandılar.

“Biz barış için dostlarımızla birleşip harekete geçiyoruz.” Bill Clinton, bombalamanın başlamasından sadece birkaç saat öncesinde verdiği -Oskarlık- ulusal demecinde bunu belirtiyordu. Şunu da ekliyordu: “Şimdi harekete geçerek değerlerimize sahip çıkıyor, çıkarlarımızı koruyor ve barış davasını ilerletiyoruz.”

İlerleyen satırlarda, NATO katliamlarının hangi “değerleri”, “çıkarları” ve “amaçları” koruduğunu göreceğiz.

23 Mart’ta, o zamanın NATO Genel Sekreteri Xavier Solana, Amerikalı General Wesley Clark’a Sırp bölgesine hava saldırısının başlaması emrini verdi. NATO’nun askeri altyapıyı hedef alacağını garanti etmesine rağmen, 78 gün içinde, idari binalar, hastaneler, okullar, toplu ulaşım, köprüler, konut blokları kelimenin tam anlamıyla yok edildi. Belgrad, Novi Sad, Niş, Priştine, Prahovo, daha küçük Sırp şehir ve köyleri iki aydan fazla NATO’nun kaba barbarlığını yaşadılar.

Şu noktada -19 yıllık tarihi uzaklıktan olayları inceleyerek- Yugoslavya’da NATO müdahalesi hakkında bazı özel belirlenimler yapmak anlamlı olacak.

1) Bu NATO suçuna gidişin gerçek sebepleri nelerdi? Belli ki bu Kosova azınlığını koruma bahanesi değildi. Devlet Bakanı Milletvekili Strobe Talbott’un eski iletişim müdürü John Norris, “Collision Course: NATO, Russia and Kosovo” kitabında şöyle yazdı:

“Batılı demokrasi toplumlarının geneli, Miloseviç Yugoslavya’sının neden tarihi bir hataya dönüştüğünü vurguluyor. Bütün bölgede, uluslar ekonomilerini düzenlerken, etnik gerilimleri yatıştırırken, sivil toplumu genişletirken, Belgrad tersi yönde devamlı ilerleyişten memnun görünüyordu. NATO ve Yugoslavya’nın çarpışma rotasında olması şaşılmayacak şey [...] NATO’nun savaşının en iyi açıklaması -Kosovalı Arnavutların durumu değil- Yugoslavya’nın geniş politik ve ekonomik reformlara direnciydi.”

Kısaca, emperyalizm insanları korkutma çabasıyla Miloseviç Yugoslavya’sını, emperyalizmin “Gine domuzuna” dönüştürdü. Emperyalistler, Sırp siviller üzerinde emperyalizmin “yeni uluslararası düzene boyun eğmeyenler barbarlıkla yüzleşecektir” doktrinini denediler. Devamı belli: Afganistan, Irak, Libya, Mali, Suriye, vb..

1999 NATO katliamına götüren sebepleri daha net görmek için Yugoslavya’nın yıkılışından en başta kimin çıkar sağladığını incelemeliyiz.

Ülkenin kamusal altyapısının yağma ile özelleştirilip satılması, NATO güçlerinin gaddarlığının ülkeyi çölleştirmesinden sonraydı. Avrupalı ve ABD’li tekeller buradan faydalandı. Miloseviç sonrası dönemde 2000-2009 arası, 1.800’den fazla devlete ait fabrikanın özelleştirildiği; Sırp metal sanayinin büyük çoğunluğunun bir ABD’li şirket tarafından, milli otomotiv sanayi “Zastava”nın da İtalyan tekeli “Fiat” tarafından satın alındığı tahmin ediliyor.

Ülkenin “ekonomik yeniden yapılanma” “oyununa” hem IMF hem de Dünya Bankası çoktan dahil olmuşlardı. Ekonomist ve Küreselleşme Araştırması Merkezi müdürü Michel Chossudovsky’e göre, daha NATO Yugoslavya’ya girmeden önce, IMF ve Dünya Bankası, ekonomik yeniden inşanın ilgili planlarını çoktan detaylandırmıştı (Michel Chossudovsky, Linking NATO, the IMF, and the World Bank).

2) -Bay Çipras’a göre Yunanistan’ın “kuşkusuz ait olduğu”- NATO ayrıca şunlardan da sorumlu:

a) İçlerinde çok sayıda kadın ve çocuk olmak üzere 2 bin 500 sivilin (yan hasar olarak görülen) ölümünden,

b) Emperyalizmin “demokrasi” ve “barışı” nasıl yorumladığını derilerinde hisseden 12 bin 500’den fazla yaralı sivilden,

c) 1999’dan sonra yeni doğanlarda lösemi, kanser ve genetik bozulmaların hızlı artışına neden olan yaklaşık 15 ton bozunmuş uranyumun (Q-Metal) Sırp topraklarına atılmasından sorumlu.

Yugoslavya’daki suç, isimleri belli zanlılara ait: dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, dönemin Devlet Bakanı Madeleine Albright, ABD General Wesley Clark, NATO Genel Sekreteri Xavier Solana. Ancak, yukarıda bahsedilen katiller önemli suç ortaklarına sahiplerdi; onlar Avrupa’nın sosyal demokrat ve merkez sol hükümetlerinin ve siyasi güçlerinin liderleriydi: İngiliz Başbakan Tony Blair, Alman Şansölye Gerhard Schroeder, Almanya’daki “Yeşiller”in lideri Joschka Fisher. Üstüne, iki yüzlü şekilde suça ortak olmayacağını söylerken ülkeyi NATO üssüne çeviren dönemin Yunan hükümeti PASOK’u da eklemeliyiz.

Kuzey Yunanistan’a ve Selanik limanına çıkartılan NATO güçlerini hatırlatıyoruz; Orta Makedonya’dan Kosova’ya geçirilen askeri konvoyları hatırlatıyoruz. Ayrıca hatırlatıyoruz ki, Yunan Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilen resmi bilgiye göre dönemin Simitis hükümeti, 60 bin NATO askerine, 40 binden fazla ordu aracına, 420 NATO savaş gemisine, 1.000 savaş uçağına ve askeri malzeme taşıyan 500 trene Yunan topraklarından geçmesi için izin vermişti. Kısaca sözde “savaşa katılmayan” dönemin Yunan hükümeti, Yugoslavya katliamında NATO’nun suç ortağıdır.

NATO’nun Yugoslavya’daki gaddarlığı 20. yüzyılın son büyük katliamıydı. Bu aynı zamanda yeni bir şeyi göstermişti: Emperyalist ve tekel sermayelerin çıkarları için tamamen özel tasarlanmış, “uluslararası kanun”un başlangıcını. Yugoslavya’nın parçalanmış gövdesinde, emperyalistler 21. yüzyılın kanununu denedi; aynı “kanun” daha sonra Afganistan, Irak, Libya, ve Suriye üzerinde uygulandı. 19 yıl sonra, emperyalistler sağlam bölgeleri tekrar bölmeye ve sınırları halkların kanıyla doldurmaya devam ediyor.