Lübnan halk isyanı: Sonu Haziran Direnişi'ne mi benzeyecek?

Lübnan’da ekonomik taleplerle başlayan gösteriler ekim ayından bu yana sürüyor. Ülkede ekonomik ve siyasi kriz derinleşiyor. Halk hareketinin gücü emperyalist devletlerin müdahale girişimleri, parlamentonun kısmi reformlarla toparlanma çabası ve bölgedeki mezhepsel dinamikler karşısında sınanacak görünüyor.
soL - Ali Somel
Çarşamba, 04 Aralık 2019 11:32

Lübnan’da Ekim ayında iletişim vergilerine tepki olarak başlayan sokak eylemleri ‘devrim’ sloganlarıyla sürerken ekonomik kriz derinleşiyor. Batılı ana akım basını, 2013 Haziran direnişinde Türkiye’de görülene benzer forum manzaralarını öne çıkararak odağı sistemsel sorunlardan uzaklaştırıyor. Oysa para biriminin değer kaybetmesi, artan kamu borcu, finans sermayesinin bu borcu tahsil etme baskısı ve bunun için kemer sıkmaya gidecek liberal reformlar dayatması kapıda bekliyor.

Sokakta ‘devrim’, hükümet değişiminde ‘reform’ gündemde. Lübnan’da İsrail’e karşı direnişle özdeşleşmiş Hizbullah tarafı ise gözünü direniş düşmanlarına, ‘devrim’ içindeki karşı devrimcilere dikmiş durumda. 

Halkın dilindeki devrimin programı belirsiz; fakat halk içinde finansal sermayenin yağmasına ve Lübnan İç Savaşı’ndan beri toplumu bölmüş olan siyasi mezhepçiliğe karşı radikal bir tepki var. Ekonomik krize yol açan sorunlara dair ise ulusal ve uluslararası sermaye çevreleri reformlardan bahsediyor: Sistemin daha şeffaf hale gelmesi, hesap verilebilir olması, istikrar vaat etmesi vs... Ne var ki komünistlere göre ‘intifada’, emperyalizmin reformculuk adına müdahalelerine karşı da duyarlılık taşıyor.

‘REFORM’ CEPHESİ

Geçtiğimiz günlerde Sputnik Arapça tarafından Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’ın açıklamaları öne çıkarıldı. 13 Kasım’da Basil’in kaos ve iç savaş uyarılarıyla sokak hareketine sopa gösterirken, 29 Kasım’da mali kaynakların israfına karşı bir yasa tasarısı önermesi bir çözüm girişimi olarak yorumlandı. Basil, Devlet Başkanı Mişel Avn’ın kurucusu olduğu Özgür Yurtsever Hareketi’nin lideri olarak biliniyor. 

Diğer yandan Xinhua haber ajansının Arapça sayfası, Devlet Başkanı Mişel Avn’ın banka ve finans sermayesinin temsilcileriyle bir araya gelmesini gündem etti. Lübnan Merkez Bankası’nın Bankalar Birliği’yle koordinasyon içinde bankacılık sektöründe tekrar güven oluşturacak düzenlemeler yapma kararını aldığı bildirildi. Fakat Avn’ın siyasi çözüm olarak parlamentoda alternatif bir hükümet için partilerle müzakerelere başlanması çağrısı, parlamenter çoğunluğu oluşturan ve bir yarı teknokrat hükümet kurularak başbakanlıktan istifa eden Hariri’nin tekrar görev almasını savunan Özgür Yurtsever Hareketi ve Hizbullah tarafından reddedildi. 

Lübnan’da finans sermayesinin krizi fırsata çevirmeye çalışabileceğine yönelik sinyaller de ortaya çıkıyor. Lübnan’ın Fransa’ya karşı bağımsızlığını kazanmasının 76. yılı olan 22 Kasım’da Avn, gelecek yılın gerçek bir bağımsızlık yılı olacağını, rantiye ekonomisi yerine rekabetçi bir ekonomi kuracaklarını ve bu dönüşüme ‘denizden petrol çıkarma faaliyetlerine izin veren bir yasal düzenleme yaparak başlayacaklarını’ ilan etmişti. Oysa geçtiğimiz ocak ayında kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu kapsamında Arap ülkelerinden Mısır, Ürdün ve Filistin’in de dahil olduğu ortaklık karşısında henüz Lübnan’ın siyasi pozisyonu belirgin değildi.

‘KARŞI DEVRİM’ CEPHESİ

Böyle bir sokak hareketinde, hareketin başlangıcında olmasa bile devamında çeşitli think-tanklerin, “sivil toplum kuruluşlarının” müdahil olmaması imkânsız. ABD’nin eylemleri cesaretlendirecek dış müdahalelerde bulunduğu açık olsa da bunun hareket içerisinde ne kadar etkili olduğu belirsiz. Çeşitli ABD kaynakları Lübnan’ı dışarıdan yönlendirmenin mümkün olmadığını belirtirken, benzer kaynaklar Irak’ta eylemler da dahil edildiğinde bölgedeki İran etkisine karşı kapsamlı bir operasyonun hareketin büyüklüğü nedeniyle ABD’nin çıkarlarına da zarar verebileceği uyarısında bulunuyor. Geçen hafta Beyrut’ta Rusya büyükelçisi ilk defa ABD’nin müdahalesinin olduğuna dikkat çeken bir açıklama yaptı. Ayrıca ABD elçiliği önünde Lübnan’daki eylemlere ABD müdahalesi protesto edildi.

Eylemlere burnunu sokan bir tek ABD değil. Fransa ve İngiltere’nin de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Lübnan’daki hareketliliğe müdahalesinin önüne geçmek için akademisyen destekli yarı teknokrat bir hükümet kurulması adına görüşmeler yürütmeye başladığı haberleri yayınlandı. Geçtiğimiz hafta İngiltere Dışişleri’nden yapılan Lübnan ziyaretinde de “daha iyi bir yönetim talebinde açık ve net olunmalı” mesajı verilmişti. Ortadoğu’nun şekillenmesinde tarihsel role sahip emperyalist devletlerin ortaya çıkan boşlukta etki alanlarını sürdürme çabaları sürecek görünüyor.

İsrail ve ABD karşısında Lübnan’ın geleneksel ‘direniş’ cephesinin siyasi temsilcisi Hizbullah ise, sokak hareketini İran’a karşı bir Batı komplosuna indirgeme eğiliminde. Sokak hareketinin mezhepçilik karşıtı sloganlarını üstü örtülü bir Şii karşıtlığı olarak değerlendirdikleri anlaşılıyor. Öte yandan İsrail’in 2006 saldırısına ve şimdi Suriye’de ABD güdümlü cihatçılara karşı başarılı bir şekilde direnen Hizbullah’ın bölgede edindiği meşruiyet, bu güçler tarafından ekonomik sorunlar bahane edilerek zedelenmeye çalışılıyor olabilir. 

‘DEVRİM’ CEPHESİ

Lübnan Komünist Partisi’nin (LKP) de parçası olduğu sol damar, hareketin tüm mezheplerin temsil edildiği ‘siyasi sınıf’a ve emperyalizme karşı çizgisinde ısrarcı. LKP Genel Sekreteri Hanna Gharib, harekete başlangıçta sendikaların liderlik ettiğini ancak hükümet tarafından bastırıldıklarını söylüyor. 

‘İntifada’ hareketinin, ‘Direniş’ hareketinin mücadele ettiği İsrail’e ve ABD’ye de karşı olduğunu belirterek Siyonizm ve mezhepçiliğin birbirini beslediğini ifade ediyor. LKP olarak 2006 İsrail’e karşı savaştıklarını ve şehit verdiklerini hatırlatan Gharib, “Direniş’in Siyonizme karşı mücadele kadar DB-IMF ile mücadele etme gereğiyle yüzleşmesi lazım. ABD’ye karşı mücadele ederken DB-IMF’nin danışmanlarıyla bakanlıkları yönetmesine izin verilmesi saçmalık” diyor.

Gharib, dış elçilikler tarafından hareketin yönlendirdiği iddialarına ilişkin şu yanıtı veriyor: “Söylenen STK’larla ilgimiz yok, hükümet izniyle faaliyet yürüten bu STK’ları eylemlerde görmüyoruz, fakat hareketi bunlarla ilişki olmakla suçlayan ve kimi partilere bağlı belediyelerin USAİD ile ortak kalkınma projeleri yürüttüğünü görüyoruz!” 

Röportajda, LKP’nin hareketin başından itibaren en yoksul kesimleri harekete geçirdiği, mezhepçiliğe karşı olan ancak sivil bir devlet talebinin ötesinde yoksulların sorunlarıyla pek ilgilenmeyen orta sınıfları da kapsadığı anlatılıyor. Gharib, “Devrim için devrim teorisi gerekir, devrimci liderlik gerekir. İntifadayı ulusal demokratik devrime dönüştürmeye çalışacağız. Sınıfsal içeriği emperyalizme ve yolsuzluğa karşı mücadele içinde, sokakta olgunlaşacaktır” açıklamasında bulunuyor.