Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Irak'ta kartlar yeniden karılıyor

Kürtlerin bağımsızlık referandumundan bu yana sürdürülen diplomasi, pazarlık ve müzakere trafiğinin bir aşamasında Irak merkezi hükümeti bir “düzeltme” yaparak 2014'ten önce elinde tuttuğu tartışmalı bölgeleri fazla tartışma olmadan geri aldı. Kürt cephesinde yine ihanet suçlaması yükseldi.

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 18.10.2017 , 11:33 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 06:00

ABD ve Rusya'nın "taraf tutmuyoruz" açıklamaları eşliğinde tamamlanan Kerkük ve Şengal'in kontrolünün el değiştirmesi süreci, Irak coğrafyasında dengelerin yeniden değiştiğini gösteriyor.

Elbette dengeler Suriye'de de değişiyor, başka coğrafyalarda da gelişmeler oluyor. Irak'taki tablo da bunlarla ilişkili ama konunun biraz daha Irak'a ve bölgedeki güç dengelerine özgü boyutları var.

Kabaca, Suriye merkezli savaşın bir sonucu olarak ABD'nin IŞİD açılımının da yenildiği ve bu dönemin kapandığı hatırlanabilir.

Irak'ta bugünkü gelişmeleri tetikleyen hamle KDP lideri Mesut Barzani'nin inisiyatifiyle Kürt bölgesinde 25 Eylül'de yapılan referandum oldu. İsrail'den başka hiçbir uluslararası aktörün desteklemediği bu hamle, Kürtlerin kendi içinde de tam bir uzlaşmayla karşılanmadı.

İşin aslı Barzani'nin bu hamlesi daha çok yeni dengelerin ışığında, taşları yerli yerine oturtma sürecinin önünü açtı. Kendi de pek emin değildi belli ki, tüm açıklamalarında referandumun bağımsızlık ilanı anlamına gelmeyeceğini, müzakerelere açık olduğunu beyan ediyordu hep. Nitekim, referandum sonlandığından beri sürekli bir müzakere, diplomasi, pazarlık trafiği yaşandı bölgede.

Bu coğrafyada, "taşların yerli yerine oturtulması" pek uygun bir ifade olmuyor ancak son birkaç günde olup biten, herhangi bir bağımsızlık iddiasının meşru kabul edilemeyecek bir coğrafi arızasının halledilmesi olarak görünüyor, gösteriliyor. Şimdilik bu taşın yerine oturtulması konusunda bir mutabakat gözlüyoruz.

İnisiyatif daha fazla İran'ın her türlü desteğini alan ancak bağımsız bir aktör gibi davranması istenen Irak merkezi hükümetindedir.

Suriye'de yenilgiyi bir türlü kabullenemeyen ABD'nin sarıldığı IŞİD'in 2014'te ele geçirdiği petrol/üs bölgelerinin, daha sonra Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) tarafından alınması bölgedeki diğer aktörlerin göz yumduğu; ancak asla kanıksamadığı bir fiili durumdu. Bugün bu konuda "hassas bir düzeltme" yapıldığı anlaşılıyor.

İSTİKRAR GARANTİSİ YOK AMA YENİ DENGELER VAR

Bu "hassas" coğrafyaların el değiştirmesi, "yeni bir istikrar düzeni kurulabilir mi" sorusu bir yana, yeni dengeleri işaret ediyor. Türkiye ve İran'ın hesaplarıyla Suriye ve Irak yönetimlerinin alan tutma mücadelelerinin ne yönde evrileceği bugünden kestirilemez. Ama çağdaş savaşların kaderinin daha çok güç gösterileri, terör saldırıları ve müzakere masalarında belirlendiğini biliyoruz; bugünkü tablo da çağdaş bir Ortadoğu savaşının bir evresinde olduğumuzu işaret ediyor.

Bu evrede ortaya çıkan yeni dengelerde hangi aktörler ne tür avantaj/dezavantaj ve hedeflere sahip görünüyor?

Kürt tarafında; asıl yaptırım gücü olan "uluslararası destek" sağlanmadığı için müzakerelerin sonucuna razı gelme tutumu gözleniyor. Barzani'nin ikinci günün sonunda yaptığı açıklamanın içeriği ve tonlaması bunun kanıtı niteliğinde: Kürtlerin referandumda bağımsızlık yönünde kullandıkları oyların "boşu boşuna" olmadığını vurgulayan KDP lideri, 2014'ten beri ellerinde tuttukları Kerkük'ten çekilme emrini rakip partilerin verdiğini söyledi. Buna karşın “birlik” vurgusu yaptı. Rakip partilerse "Barzani'nin mevki için savaşmayacağız" açıklamaları yapıyor. Barzani'nin iktidarı 2015'ten beri herhangi bir meşru temele dayanmıyor; göz yumulan ancak asla kanıksanmayan fiili bir durum.

REFERANDUM DA OLDU AMA KÜRT SİYASETİ VAR MI?

Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) bağlı peşmergelerin Kerkük'ten -iddiaya göre bir anlaşmaya bağlı olarak-(*) çatışmasız çekilmesi ve bunun Barzani cephesinde de "ihanet sitemi" dışında fazla tepkiyle karşılanmaması tabloyu belirginleştiriyor.

PKK cephesi, referandumdan beri "demokratik olmayan süreçleri" eleştiriyor ve ilginç bir biçimde KDP lideri Barzani'yi hedef almadan bunu yapıyor.

Referandum sonucuna rağmen, Kürt cephesinde ortak bir hedef ve program birliği görülmüyor; Kürt siyaseti uluslararası dengelerin ve diğer aktörlerin siyasetinin türevi olarak şekillenmeye devam ediyor.

Uluslararası alanda, büyük fotoğrafa baktığımızda 2006'da Irak yenilgisinin ABD tarafından idrak edildiği döneme benzer bir ortamdan bahsedebiliriz. Ancak bu defa çok daha güçlü rakipleri ve belirgin “ezik” konumuyla karizma mücadelesi veren bir ABD sözkonusu. Liderinde bir terslik olmadığını kesinlikle not edelim. Irak'taki son gelişmelerle ilgili Trump'ın yaptığı “Biz bir taraf değiliz, keşke hiç orada olmasaydık, yine de bir taraf değiliz” açıklaması aslında ABD siyasetinin bir açıklaması. Tıkanan ABD siyaseti; ona uygun lider bulunuyor zaten.

2006 yılıyla benzerlik İsrail siyasetinde de kendini gösteriyor; İsrail bu dönem “cesur” çıkışlarıyla tetikçilik yapmayı yine deneyebilir. Nitekim KDP referandum girişimindeki cüretin arkasında İsrail'in olduğu yönündeki belirtiler bunu doğruluyor. Daha fazlasına girişmek için koşulların pek uygun olmadığı görülüyor şimdilik.

Irak merkezi hükümeti, İran siyasetinin belirleniminde bir güç olarak belli bir mevzide durma ve sınırlarını belirleme hamlesi yapıyor. Bölgedeki yeni dengelerin bir aktörü olarak var olacağı ve kendisine ihtiyaç olduğu bilinciyle.

TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASI VAR MI?

Tüm bu tablonun bir tarafında Suriye'deki sıcak savaşta ve Irak'taki her türlü çatışma ve diplomaside öne çıkan İran duruyor elbette. İran'ın bölgedeki boşluğu değerlendirme konusunda öznel becerilerinin Türkiye'yle kıyaslanamayacak düzeyde olduğu ortada. Türkiye'nin hedef alınmadan, işbirliği arayışları sonucu çözüldüğünü; İran'ınsa uzun süredir ABD emperyalizminin hedef tahtasında olduğu için direndiğini düşünebiliriz. Her nasıl olursa olsun, İran'ın bir dış politikası olduğunu ve Türkiye'nin dış politikasının bulunmadığını söyleyebiliyoruz. Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili sıkıntıları ekmeğini buradan kazanan köşe yazarları da dillendiriyor zaten.

İran bu hafta yeniden Trump tarafından hedef alınacak. ABD siyaseti bu konuda kendi çizgilerini ve İran'ın hareket alanını netleştiriyor. Tabi artık kendi hareket alanı ve tabi olduğu dengeler içinde.

Türkiye tarafındaysa güç gösterisi ve diplomasi ihmal edilmemekle birlikte bir “başsızlık” durumu gözleniyor. Barzani'yle petrol işlerinin merkezindeki kişinin bu hassas operasyonlar sürerken Ukrayna'da uyuklama, yahut Polonya'da asker selamlamayı unutma görüntüleri vermesi belki de aslında bir “politika”dır. Çözülen diktatörlük “politikası”...

(*) Rudaw'a göre, Irak Parlamentosu Değişim Hareketi (Goran) Parlamenteri Mesud Haydar, Kürdistan Yurtseverler (KYB) Eski Genel Sekreteri Celal Talabani'nin oğlu Bafıl Talabani ile Haşdi Şabi Sorumlusu ve Bedir Tugayları Komutanı Hadi Amiri arasında bir anlaşma olduğunu açıkladı. Mesut Haydar'a göre, bu isimler arasında dokuz maddelik bir anlaşma imzalandı, anlaşmanın merkezinde Iraklı güçlerin çatışması bir şekilde 2014 öncesi yerlere geri dönmesi şartı bulunuyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.