Fransa’da şiddet: Sokakta ve evde

Anlaşılan, işçileri kovalamak için sokağa sürülen Fransız polisi, kadınları korumaya fırsat bulamıyor.
soL- Ekin Sönmez
Çarşamba, 29 Ocak 2020 08:08

Kadına yönelik şiddetin gericilikle, yobazlıkla, hukuksuzlukla ilişkisine dair çok konuşuldu, yazıldı. Ne yazık ki ülkemizde, iktidarın kışkırtıcı etkisi, iktidar yancısı kalemlerin sapıkça ifadeleri ve biata dayalı toplumsal ilişkiler şiddeti beslemeye devam ediyor.

Bizler için son derece yakıcı olan bu konu aslında Türkiye’yi aşıyor. Şiddetin evrensel oluşu, gericiliğin ve maço kültürün yok edilememesi, kapitalizmin zayıflıklarından biri. Ülkemiz dışındaki örnekler de doğruluyor ki kapitalist düzen şiddet sorununu çözemiyor. 

Demokrasinin beşiği Fransa, bugün liberal Macron’un sokağa dökülen emekçilere uyguladığı baskı ile gündemde. “Aşırı sağ”a karşı merkez siyasetin ve ılımlılığın temsilcisi olarak yüceltilen lider, bugünlerde ne sokağın tepkisini dindirebilecek bir nüfuzu oluşturabiliyor, ne de kendinden beklenen demokratlığı sergileyebiliyor. Fransız emekçilerin, demiryolcuların, eğitimcilerin, sanatçıların, boykottaki öğrencilerin mücadelesinin geçen haftalar boyunca gücünü yitirmediğini, aksine Macron’un koltuğunu sallamaya başladığını görüp umutlanıyoruz.

Fransa’nın bir özelliği daha var ki, kadın hakları adına çeşitli kesimlerin mücadelelerinin en yoğun yaşandığı bu ülke için oldukça çarpıcı. Fransa, Avrupa’da kadın cinayetlerinin en yüksek oranları bulduğu ülkelerden biri. Her üç günde bir bir kadının öldürüldüğü belirtiliyor. 2019 Kasım’ında 138 kadının cinayet sonucu yaşamını yitirdiği, 213 bin kadının ise son bir yıl içinde şiddet türlerinden en az birine maruz kaldığı belirtilmiş. Altı çizilmesi gereken bir başka bilgi de bu sayının geçmiş yıllara göre daha yüksek olduğu. Fransa bir şekilde kadınlarını koruyamıyor, üstelik bu konuda günden güne acizleşiyor.

Ne oluyor da medeniyetin göbeğinde bu yaşanıyor sorusuna kestirme cevaplar verilebilir; örneğin alkol ve madde kullanım oranlarına bakılarak bir bağlantı kurulabilir. Her suç için yapıldığı gibi bu suç da önce göçmen yurttaşlara atılabilir. Oysa daha yakından bakınca koruyucu önlemlerin yetersizliği göze çarpıyor. “Ciddiye alınmam için ölmem mi gerekiyor?” Çok tanıdık olduğumuz bu soru, yalnızca ülkemizde dile getirilmiyor. Fransız Adalet Bakanlığı’ndan France24'ın aktardığına göre eşi tarafından öldürülen vakaların %41’inde geçmişte şiddet yaşanmış, ve bunların %80’inde savcılığa yapılan başvurular yeterince araştırılmamış. Anlaşılan, işçileri kovalamak için sokağa sürülen Fransız polisi, kadınları korumaya fırsat bulamıyor. Macron reformlarının sancısı sokakta emekçilere, evde kadınlara yönelik şiddetle kendini belli ediyor.

Yalnızca bu değil. Fransa’nın üst sıralarda yer aldığı bir başka istatistik tüm dünyaya silah ihracı. Bu emperyalist ülkenin gündeminde, başka ülkelerde “şiddet”e yaptığı yatırımdan, ülke içinde kadına yönelik şiddetle çok boyutlu mücadele ve önleme çalışmalarına sıra gelmiyor. Geçen yıl Sarı Yelekliler’i sokağa döken eşitsizliklerin ve yoksulluğun ise şiddetle doğrudan ilişkili etkenler olduğunu biliyoruz. Asgari ücret ve işsizlik başlığında Fransa, Avrupa ortalamasından geri durumda. Şimdi bir de emeklilik maaşına göz dikiliyor. Kadına yönelik şiddet oranlarını “ulusal utanç” olarak niteleyen Fransız yetkililer için anlaşılan bunlar pek de utanç vesilesi değil.

Kadına yönelik şiddet sorunun çözülememesini, yerel dinamikler bir yere kadar açıklayabilir. Daha derinde yatan ise kapitalist toplumun çelişkileri. Cinsiyetçi gericiliğin ve şiddetin yok edilmesi, bugün burjuvazi için kârlı olmayan bir konu. Öncelikli hiç değil. Kağıt üstünde kalan düzenlemelere yenileri eklenebilir. Ancak baskıyla, tehditle, şiddetle daha kolay sömürülebilecek bir toplamın varlığı, bundan çıkar sağlayanlar tarafından hiçbir zaman derinlemesine sorgulanmayacak. O nedenle, Avrupa’nın başka “ileri” ülkelerinde de, örneğin Almanya ve İsviçre’de, şiddet söz konusu olduğunda Fransa’ya yakın oranlar bulunmasına şaşırmamalı. 

Kadın erkek Fransız emekçilerin son haftalardaki mücadelesi, işte bu çelişkileri ortaya çıkardığı için de anlamlı.