Filistin Halkı ile Dayanışma Günü: Direnişin mirası, İslamcı ve uzlaşmacı siyasetin bakiyesi

İsrail devletinin kurulmasından bir yıl önce 1947’de bugün, BM’de Filistin halkını topraklarından süren tarihi karar kabul edilmişti. O tarihten itibaren önü açılan İsrail işgali bugüne kadar sürdü. İşgale karşı süren Filistin direnişi Ortadoğu’ya önemli bir miras bırakırken, bölgedeki İslamcı ve uzlaşmacı siyasetler Oslo Barışı, Arap Baharı, Yüzyılı Anlaşması, Yeni Osmanlıcılık adı altında direnişin altını oyma çabalarını sürdürüyor.
soL - Dış Haberler
Cuma, 29 Kasım 2019 16:08

72 yıl önce bugün, Filistin halkının İsrail devleti tarafından topraklarından sürülmesine yol açacak tarihi karar "uluslararası hukuka" dayanarak alındı. Birleşmiş Milletler 29 Kasım 1947’de Filistin topraklarını Arap ve Yahudi devleti olmak üzere iki devlete bölme kararını kabul etti. Anlaşmaya göre bir Yahudi Devleti kurulmak üzere Yahudilere Filistin topraklarının yüzde 56,5’i verildi. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Filistinli Araplara ise toprakların yüzde 43,5’lik kısmı bırakıldı. Bu karar, Filistin halkı tarafından kabul edilmemesine rağmen BM Genel Kurulunda 33 devletin lehte, 13 devletin aleyhte oy kullanmasıyla kabul edildi. Karar, verili haliyle bile hiçbir zaman uygulanmadı. Filistin toprakları üzerinde işgalci bir “İsrail Devleti” kuruldu.

Filistin halkının çektiği acılar ve emperyalizmle mücadele tarihi çok eskilere dayanmakta. Ülke Osmanlı’nın yıkılışından sonra uzun süre İngiliz emperyalizminin denetimindeydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında –ABD hâlâ savaşa girmemişken ve Rusya’da 1917 Şubat Devrimi yaşanmışken- dönemin en güçlü emperyalist gücü İngiltere, Ortadoğu’da kendisine bir vekil güç yaratmalıydı ve hakimiyetini sürdürmeliydi. Bu çerçevede “Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti kurma” fikri oluştu. O dönem, emperyalizmin Filistin halkı ile ilgili çözüm önerisi “Filistin’deki Yahudi olmayan toplulukların dini ve medeni haklarına zarar verebilecek hiçbir eylemde bulunulmayacağına dair” bir taahhüttü. Bu aslında coğrafya nüfusunun %85’ni oluşturan Filistin halkının statüsünü bir azınlık noktasına çekmekteydi.

FİLİSTİN DİRENİŞİNİN ORTADOĞU’YA MİRASI

Ortadoğu’da 1945 sonrası İngiliz sömürgeciliğinin yerini ABD emperyalizmi alacak olsa da, 1948 yılında İsrail devleti resmen İngiltere güdümlü olarak kuruldu. Bu tarihten itibaren İsrail devletinin Filistin topraklarının tümüne yönelik işgalci bir siyaset gütmesi, Filistin halkının "bağımsız Filistin devleti" meşru talebiyle örgütlü bir direniş başlatmasına oldu.

Filistin direnişi, bölgedeki anti-emperyalist ve sosyalist hareketlerin etkisiyle yurtsever ve aydınlanmacı bir karakter sergiledi. On yıllardır süren direniş, Ortadoğu’da işgale karşı verilen mücadelelere önemli bir miras bıraktı. Emperyalizmin en barbar yüzünü gösterdiği bu coğrafyada Filistinliler üç çeyrek asırdır bağımsızlık talebinden taviz vermediler, işgale boyun eğmediler.

FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ VE 1967 SAVAŞI

Filistin halkının bağımsızlık mücadelesinde tartışmasız en önemli uğrak noktası 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) kurulmasıdır. FKÖ, Filistin’in bağımsızlık mücadelesine önemli bir eşik atlatmıştır. Birden fazla grubu bir araya getiren ve önde gelen unsuru Yaser Arafat’ın liderliğini yürüttüğü El Fetih olan FKÖ on yıllarca Filistin halkının tek meşru temsilcisi sayılmıştır.

1967 yılında İsrail Doğu Kudüs’ün yanı sıra Suriye’ye bağlı Golan Tepeleri, Ürdün’e bağlı Doğu Kudüs ve Batı Şeria ve Mısır’a bağlı Gazze ve Sina yarımadasını işgal etti. Filistinli mültecilerin de yaşadığı bu bölgelere saldıran İsrail, Arap devletleriyle Altı Gün Savaşı sonucunda ülke sınırlarını iki buçuk kat genişletti. ABD emperyalizminin zımni desteği, 1967 savaşı sonucunda değişen sınırları İsrail’in bölgedeki varlığı açısından kalıcı kıldı.

1993 ‘OSLO BARIŞI’... 2019 ‘YÜZYILIN ANLAŞMASI’

Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin hemen ardından 1993’te FKÖ ABD arabulucuğuyla İsrail devletiyle bir "barış" müzakeresi yürüttü. İmzalanan Oslo Anlaşması, Filistin’de "uluslararası hukuk" nezninde ilk defa bir Geçici Yönetimi kurulmasını sağladı. Oslo süreciyle İsrail devleti ve FKÖ resmen birbirini tanırken 1967 sınırları içinde Filistin’in varlığının kabul edilmesi 2000’li yıllarda İsrail’in yeni işgal hamleleri ile geçersiz hale geldi.

Geçtiğimiz yıl ABD Dışişleri Bakanlığı internet sitesindeki ülkeler listesinde 1993 yılında tanımış olduğu "Filistin Otoritesi" ifadesini çıkarttı. ABD Başkanı Trump’ın Filistin halkının hak talep ettiği Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi ve aynı minvalde henüz içeriğini açıklayamadığı “Yüzyılın Barış Planı”nı ilan edeceğini duyurması Filistin’i önümüzdeki yıl neler beklediğine dair fikir veriyor.

ARAP BAHARI VE YENİ OSMANLICILIĞIN FİLİSTİN'E ETKİSİ

2011’den itibaren emperyalizmin Arap Baharı adıyla bölgede yeniden siyasi tasarımlar yapmaya başlaması, Filistin halkına karşı İsrail’in elini güçlendirdi. Bu sürecin sonunda Mısır’da İsrail’le ve ABD’yle uzlaşmacı Sisi iktidarı kurulurken Suriye’de Filistin halkıyla dayanışma içinde olan Esad rejimi ABD-İsrail destekli cihadcılar tarafından yıkılmaya çalışıldı. Öte yandan Filistin’de Oslo sürecinin başarısızlığı sonucunda Gazze’de etkili olan İslamcı Hamas, Filistin’de İran’ın etkisinin artmasına sebep oldu.

Türkiye’de AKP iktidarı ise bölgeki boşluğu görerek Yeni-Osmanlıcılık açılımıyla özellikle Gazze’deki İslamcı gruplara hamiliğe soyundu. 2010’ların başında AKP’nin bölgedeki etkisi daha fazlaydı ancak Suriye’ye dönük saldırganlığı Filistin’deki prestijinin zayıflamasına sebep oldu. Son olarak Filistin Yönetimi’nin düzenleyeceği genel seçime Doğu Kudüs’ün katılabilmesi için FKÖ lideri Mahmut Abbas’ın ve Hamas lideri İsmail Haniye’nin Erdoğan’dan destek istediği basına yansıdı. Al Monitor’un aktardığına göre Filistinli gruplar Erdoğan’ın "Trump’la yakınlığını" kullanarak İsrail’in Doğu Kudüs’te seçim yapılmasına izin verilmesini umuyorlar.

‘FİLİSTİNLE DAYANIŞMA’ OYUNU

Filistin’in çıkarları için Erdoğan’ın hamiliği ve ABD’nin icazeti, Filistin’deki direniş geleneği nezninde İslamcı ve uzlaşmacı siyaseti daha da güvenilmez kılıyor. Üstelik İslamcı ve uzlaşmacı siyasi grupların ayak oyunları, AKP’nin Filistinle dayanışma görüntüsü altında daha derin çelişkilere gömüleceğine işaret ediyor: El Fetih, Eroğan’ın İslamcı Hamas üzerindeki etkisinin Hamas’ı İran’dan uzaklaştıracağını umduklarını açıklıyor. Mısır’la coğrafi bağı olan Gazze’de Hamas açısından ise Türkiye’nin Mısır’la yaşadığı gerilimin yeni sorunlar doğuracağı söyleniyor.

Tüm bunların üstüne, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri uluslararası gerilim konusuyken, gerilim yaşadığı ülkelerin Filistin ve İsrail’in katılımıyla Ocak 2019’da Doğu Akdeniz Forumu kurdukları ve bölgede doğal kaynak arayışında bir ortaklık sürecine girdikleri biliniyor. Bu gelişmeler Türkiye’nin "Filistin'le dayanışma" adı altında bölgeye burnunu sokmasını daha da zor hale getirecek gibi görünüyor.