Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Cisreşşuğur Katliamı'nın 5. yıldönümü: Musa Özuğurlu tanıklığını soL için yazdı

Her şey 4-5-6 Haziran 2011 tarihlerinde yaşandı. Halkın, olayları yaşayanların, yakalanan bazı militanların ve yetkililerin anlattıklarına göre teröristler 3 gün boyunca Cisreşşuğur’u cehenneme çevirdi.

Musa Özuğurlu

Yayın Tarihi: 06.06.2016 , 09:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:13

soL'un notu: Suriye'deki gösterilerin başladığı 2011 Martı'ndan bugüne kadar Batı medyasında ve akademisinde servis edilen temel iddia, barışçıl gösterilere yönelik devlet baskısının muhalifleri silahlanmaya zorladığı şeklindeydi. Suriye muhalefetinin "kitlesel" ve "barışçıl" olmadığı yönündeki bazı tanıklıklar, "rejim yandaşlığı" bahanesiyle görünmez kılındı veya itibarsızlaştırıldı. Anaakım medya için Esad şeytanî bir figürdü ve Suriye halkı Esad'ı devirmek için ayağa kalkmıştı.

Türkiye'deki devlet ve sermaye medyası da benzer bir dile hemen adapte olmuştu. Öyle ki, solcular dahi başlangıçta "diktatörlüğe karşı mücadele" veren Suriye halkını selamlıyordu. Türkiye'deki "muhafelet" yanlısı temel medya organları, "yandaş" denebilecek kanal, site ve TV'lerdi. Anadolu Ajansı (AA) ve TRT gibi devlet organları, içinde hâlâ bulunan tek tük dürüst gazeteciyi de bu süreçte tasfiye edecek ve yerlerine açıkça Selefi düşünceleri savunan unsurları yerleştirecekti.

Suriye'deki sürece ilişkin "muhalefet" anlatısını baştan aşağı yalanlayan ilk büyük olay, 2011 yılının Haziran ayında, Türkiye sınırına yakın Cisreşşuğur kasabasında yapılan katliamdı. Batı medyasının "muhalifler"den iktibas edererek anlattığı hikâyeye göre, Suriye ordusu bölünmüş, Cisr'de "Sünni halka" ateş etmek istemeyen askerler Esad'a bağlı askerler tarafından katledilmişti. Ölü sayısı 120'ydi.

Ancak hemen katliamdan sonra, cesetlerin Asi Nehri'ne atıldığını gösteren bir video ortaya çıktı. Bizzat "muhalifler" tarafından çekilen video, açık bir çekilde, katliamın silahlı çeteler tarafından yapıldığını gösteriyordu. Bunun yanı sıra, Suriye istihbaratı, militanların kendi arasındaki telefon görüşmelerini yakalamıştı. Batı ve Türk basınında görülmeyen bu ses kaydında da çeteler katliamı itiraf ediyorlardı.

Bölgede bulunan çeteler, Suriye ordusundan ayrılıp Türkiye'ye kaçan ve "Özgür Suriye Ordusu"nu kuran Albay Hüseyin Harmuş'a bağlıydı. 

Bir başka tanıklıksa, Suriye yönetiminin kasabanın kurtarılmasının ardından bölgeye Türk gazetecilerin geçişine izin vermesiyle ortaya çıkıyordu. O dönem AA muhabiri olarak çalışan Hediye Levent ve TRT Türk muuhabiri Musa Özuğurlu, Cisreşşuğur'a girebilen gazetecilerdi.

Levent'in Cisr'de yaşananlara ilişkin anlattıkları, ortada bir "ordu içi hesaplaşma"nın değil, planlı bir katliamın olduğunu gösteriyordu. Levent, halkın askerleri sevinçle karşıladığını, muhaliflerce anlatılan hikâyeyi tamamen yalanladığını söylüyordu (Hediye Levent'in haberi için tıklayınız).*

Bu haberin ardından Hediye Levent'in hakkında "yandaş" bir kampanya başlatıldı, bir süre sonra muhabirin işine son verildi. Diğer tanık Musa Özuğurlu ise, gördüklerini TRT'de yayımlatacak imkânı bulamadı; ayrıca onun hakkında da Haksöz Haber gibi sitelerde, "eşinin Nusayri olduğu" söylendi.

14 Haziran 2011 tarihinde kasabaya ulaşan Özuğurlu, buranın ahalisiyle yaptığı görüşmeleri kayıt altına almış, ancak yayımlatamamıştı. 

İşte yıllarca Şam'da yaşamış ve TRT temsilciliği yapmış Musa Özuğurlu, Cisreşşuğur ve İştabrak'taki tanıklığını soL için kaleme aldı. İlk bölümünü bugün yayımladığımız tanıklık, yarın ikinci bölümle birlikte sona erecek.  

Katliamın 5. yıldönümüde, bir ABD-Körfez-Türkiye komplosu sonucunda katledilen 120 kişinin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.


1980’de de Müslüman Kardeşler örgütünün organize ettiği bir kalkışma yaşayan Cisreşşuğur 2011’de de Suriye’deki kalkışma sürecinde en korkunç katliamlardan birine sahne oldu.

Her şey 4-5-6 Haziran 2011 tarihlerinde yaşandı. Halkın, olayları yaşayanların, yakalanan bazı militanların ve yetkililerin anlattıklarına göre teröristler 3 gün boyunca Cisreşşuğur’u cehenneme çevirdi.

Pompalı ve makinalı tüfeklerle terör estiren militanlar ilçede 120 asker ve polisi öldürdüler ve büyük bir kısmını toplu mezarlara gömdüler. Dünya medyası İdlib’de barışçı gösterilerde siviller ölüyor haberleri yaparken silahlı Selefi teröristler Asi nehrini kan gölüne çeviriyordu.

Biz, ordu girdikten bir gün sonra ilçe merkezine ulaştığımızda tam bir savaş manzarası vardı. Ana caddelere girişlere yerleştirilen mayınların izleri duruyordu. Baas parti binası, adliye, hastane, karakol, istihbarat binası, banka yakılmış, yıkılmıştı.

Ordunun Cisr’e girdiğini duyan halk geri dönmeye başlamıştı. İnsanlar kamyonetlerle, otomobilleri ile evlerine dönerken askerlere sevgi gösterisinde bulunuyordu. Yani tablo medyanın anlattığının tam tersiydi.

Devletin Cisr’e propaganda ya da kendi istediklerini göstermek için gazeteci götürdüğü, yönlendirme yaptığı ise büyük bir yalandı. Bize en baştan istediğimiz şekilde istediğimiz yere gidip istediğimiz kişilerle röportaj yapabileceğimiz söylendi. Şeker fabrikasını karargah olarak kullanan general bize “Sizden tek ricamız gördüklerinizi yazmanız / anlatmanız” dedi. Yine de kuşkuluyduk. Ancak ilçe merkezine girdiğimizde gerçekten de istediğimiz gibi hareket ettik, çekim ve röportajlar yaptık. Kendi kiraladığımız minibüsümüzde 2 er ve bir yüzbaşıdan oluşan korumalar vardı.

Şoföre nereye gideceğimizi biz söylüyorduk, istediğimiz yerde durup kaçmayan az sayıdaki insanlardan seçtiklerimizle röportaj yapıyorduk. Seçim yaparken özellikle değişik profillerden insanların üzerinde yoğunlaştık. Hemen hepsinin anlattıklarından ortak nokta militanların 3 gün boyunca terör estirdiğiydi.

KATLİAMIN AYAK SESLERİ
Yine yöre halkının anlattıklarına göre katliamdan önce militanlar birkaç hafta boyunca Cuma namazlarından sonra ellerinde zeytin dalları ile “barışçı” gösteri yapıyor, 5-10 dakikalık bu gösteriler kaydedilip El Cezire’ye gönderiliyor ve ardından silahlar ortaya çıkıyordu. Maskeli militanlar pompalı tüfekler ile ikili olarak motorsikletlerle dolaşıyor ve silahsız asker ya da polislere gördükleri her yerde ateş açıyordu. Dünya medyasında yer alan haberlerin aksine o dönemde Esad asker ve polisin silahla dolaşmasını yasaklamıştı. Bu nedenle kimse bu saldırılara karşı harekete geçemiyordu.


Cisreşşuğur'dan bir ceset

İlçe sakinlerinden bir gencin anlattıkları olaylar öncesinde ilçedeki durumu özetliyordu:

Ben bölge halkından biriyim, çarşıda postanenin yakınında bir dükkanım var. olay yerine tamamen yakınım. 2,5 aydan beri her şeyi gördüm. bütün olayları gördüm... Gösteriler genelde cuma günü çıkardı. barışçıl gösteriler, zeytin dalları ile çıkarlardı ve barışçıl gibiydi. sadece bu gösteriyi çekip El Cezire’ye gönderene kadar. El Cezire, BBC Arapça ve El Arabiya’ya gönderene kadar. işte bu barışçıl gösteri diye. kamera çekimi biter ve insanlar silahlanmaya başlar.

Ben gösteriler sırasında mevcuttum, ateş etmek kesinlikle yasaktı, onlar polise ve güvenliğe hücum etmeye başladılar, hatta halka bile. Ama kimse cesaret edemiyordu, çünkü ülkede güç haline geldiler. Buralarda kimse onlara bir şey demeye cesaret edemiyordu. Hatta çoğunluk olan biz bile cesaret edemiyorduk. Başkanın [Esad’ı kastediyor] fotoğraflarını asmıştık, mecburen indirdik.

Telefonumuzda bir müzik varsa bile her şeyle tehdit edilir olduk. Olay olduğu gün ben oradaydım, cuma günü barışçıl gösteri diye çıktılar ve Cezire’ye barışçıl diye naklettiler, birisi öldükten sonra gittiler, polis merkezine saldırdılar, asıl olaylar cumartesi günü başladı Cisr'de. Biri öldükten sonra, ki bu buradaki tahrikçilerden biri, çıktılar tabi çevreden 150 kişi diye kararlaştırdılar. Nerede bir muhalif, nerede bir otçu, nerede topluma girememiş biri varsa buraya getirdiler ve silahlandırdılar.

Görüştüğümüz ilçe sakinlerinden bir kadın ise şunları anlattı:

Ben Cisreşşuğur ahalisindenim. Bu yer öyleydi ki ondan daha güzeli yoktu. Gece gündüz kalabalıktı. Gece saat 3'te uğraşan kalabalık bulurdun. Bu teröristler musallat olduktan sonra bozuldu. Ne bir hareket ne bir şey var. Ne zaman çıksalar gösteri yapacakları zaman herkes evine kapanırdı. Ve bizde ordu ve polis ateş açmıyor, yasak. Ateş etmeleri yasak. Çünkü bu gösteri. ilk başta gösteri diye çıkıyorlar sonra bozgunculuk, katletme ve yıkım. En son 5 gün önce bir Pazar günü çıktık yerimizden. 2 günü elektriksiz ve kurşunlarla geçirdikten sonra. Nerede olduğunu bile hayal edemiyorsun. Kurşunlar, herkes panjurlarını kapatmış, ışığı söndürmüş.

Geceleri çıkanlar nara atıyorlar, bu sokaktaki vahşi hayvanlar gibi bağırıyorlar, bütün insanlar korkuyor. bir bakıyorsun aslında başka gün Allahuekber diyor. Benim gibilerse asıl size Allahuekber diyor. Saat gecenin 3'u elektrik kesik ve bunlar bağırıyor. Ne beklersin, bunlar ne? Sabah başımızı alıp gittik, çünkü orada sadece onlar kaldı, bütün herkes gitti. Onlarla gelmezsen öldürecekler. Başka çaresi yok, onlarla gitmeyen kesilecek. Mekanları yıktılar, biz yol kenarında duruyorduk. bize ya içeri geçin ya da buradan gidin dediler. Evimizi terk etmememiz gerekiyordu, yıkmasınlar diye ama bunlar... korktuk. Bize saldırırlar, bize vururlar, başkalarına ne yaptılarsa bize de yaparlar, diye. Bu yüzden terk ettik ve gittik. Geri döndük ve evi yıkık dökük, yanmış ve parçalanmış bulduk. her tarafta mazot ve benzin vardı.

Yani ne diyeyim, üzülürsün, siz buradasınız diye değil ama Suriye gibisi yok. Ama bakıyorsunuz, ‘ülkemiz Suriye bu mu?’ diyorsun. Bu bizleriz. Biz saat 3'e kadar dışarıda gecelerdik. Komşulardan saat 3'te giderdik. Şimdi saat 3'te kimseyi bulamazsın. Bu yıkımdan sonra kim hayatını normal bir şekilde yaşar?

Gördüklerimizin unutulması imkansız. Ama doğru olan tek bir şey var, evet bütün dünya bize bir komplo kurdu. Olsun allah bizimle. Ve biz başkanımızla beraberiz. Çünkü ondan iyisi yok. Çünkü dünya yıkılsa bir kurşun atılmasını istemedi Suriye’de kan akmasın diye. Ama bu hayvanlar bunu kullandılar. Bu insanları korkuttular ve ülkeyi yıktılar. Yıktılar, yıkım kelimesinin taşıdığı her anlamla. Bütün dünyanın duymasını istiyoruz ve bilsin ki ülkemizde olanlar ayıp günah. Aslında onlar Allahuekber sözünü çarpıttılar. Cuma namazını çarpıttılar, camileri çarpıttılar. Bütün insanların islam bu demesine neden oldular. Ama bizim dinimiz gibisi yok. Ama bunlar dinimizi bile kullandılar. Cuma namazına giden küçük çocukları bile kullandılar.

KATLİAM POSTANEDE BAŞLIYOR
Katliamın yaşanmasından önceki Cuma günü 3 Haziran 2011 yine bir “barışçı” gösteri yapıldı ve ardından silahlar ortaya çıktı. Aynı gün grup liderlerinden birisi kuşkulu biçimde öldürüldü.

Polis ve asker ise 40-50 kişilik gruplar halinde dolaşan ve görünüşte sadece pompalı tüfek ya da tabanca ile dolaşan bu militanları çapulcu olarak görmüş ve önlem almamıştı. Yetkililer ileri gelenlerle konuşuyor ve bu militanların büyük bir olay yaşanmadan durdurulması için çaba sarf ediyordu. Zaten Cisr’de önemli bir asker-polis gücü yoktu. Görevlilerin birçoğu çevre köylerden gelen yerlilerdi.

Olaydan önceki gece pompalı tüfekli gruplara çoğu ilçe dışından geldiği belirtilen makinalı tüfekli ile yüzlerce militan katıldı. Kimi kaynaklara göre 800-1000 kimilerine göre 1000-1500 kişi bir anda ilçede terör estirmeye başladı.


Ordunun kontrolü sağlamasının ardından Cisreşşuğur'da bulunan bir toplu mezar

Olaylar sırasında militanlar ilk önce postane binasına ellerinde tüpgazlarla girdiler ve burada tüpleri patlatarak bazı çalışanları yakarak öldürdüler. Militanlar daha sonra polis karakoluna yöneldi. Karakol binasına saldırıda tüm polisler öldürüldü ve bina kundaklanarak içindeki her şey yakıldı.

İlk görüştüğümüz görgü tanığı olayları yakından görmüş. Tanık militanların önce postane binasına girdikleri bilgisini doğruladı.

İlk başladıkları yer, ben oradaydım, postane oldu. Benim mekanım postaneye yakındı. Postaneye ateş açmaya başladılar. Kardeşim, postaneden ne istiyorsunuz!

Sonra burada İranlıların olduğunu iddia etmeye başladılar. Hatta bu çevredeki şeyhler İran’dan, Hizbullah’tan adamların olduğunu iddia etmeye başladı. Bunların katlı helâldir dediler. Hatta Cisr müftüsü de bunu söyledi. Bütün millet toplandı. Postaneye saldırı başladı. Ben orada olan insanlardan biriyim çünkü yerim yakın oraya. Mekanı kapatmış, saklanmıştım. 50'den fazla tüpgaz vardı. Bu postanenin patlatılacağına işaretti. Patlattılar ve orada bulunanların hepsi yanarak öldü. insanı üzen şey şu, televizyona bakıyorsunuz orduda çatlaklar oluştu diyor. Emniyet güçleri birbirini vuruyor diyorlar ama burada olan biziz. Biz Dera’da neler oluyor diye düşünürdük ama Dera’da olanları şimdi burada olduğu için anlıyoruz. Bu bir gerçektir, bunlar terörist. insanlıkla alakaları yok. Ama olanlara tarih tanıklık eder. Bir insanın böyle davranması imkansız.

Daha sonra Adliye binasına girildi ve bodrum katta bulunan arşiv de bomba patlatılarak imha edildi. Amaç adli sicil kayıtlarını (diğer illerde olduğu gibi) ortadan kaldırmaktı. Adliye binasında her taraf tahrip edildi.

Binada bulunan bir odanın tavanına ip asıldı ve mezbahada kullanılan bir kesim aleti giyotin olarak kullanılmaya başlandı. Yakalanan asker, polis ya da yönetim yanlısı olan sivil memurlar burada “mahkemeye çıkarılıyor” ve ardından ip ya da giyotini seçmeye zorlanıyordu. Hangisini seçerse diğeri ile idam ediliyordu.

Militanların saldırdıkları yerlerden biri de bankaydı. ATM ve kasalardaki paraları aldılar. Bu ilk saldırı ve çatışmalarda yaklaşık 40 polis-asker-memur hayatını kaybetti.


Dönemin Şam Büyükelçisi ABD'li Robert Ford 20 Haziran'da Cisreşşuğur'a gitti ve toplu mezarların yanında böyle poz verdi. Ford, "muhalifleri" organize etmek için büyük çaba sarf etmişti. (Fotoğraf: Bassem Tellawi/AP)

KATLİAM BÜYÜYOR: KOMUTANIN KAFASI KESİLDİ
Büyük saldırı ise, askeri istihbarat birasına yapıldı. Önce binanın yanında yer alan ilkokul binasına girip bütün öğrencileri çıkarttılar. Binanın önündeki yolun üzerinde bulunan üst geçit ve ilkokul ve arka taraftaki sokakta bulunan binaların çatılarından binayı kurşun yağmuruna tuttular.

Binanın ön bahçesinin demir kapısı ise buldozerlerle yıkıldı ve buldozer binanın altına açılan girişten içeriye sokularak buldozere yerleştirilen patlayıcı ile bina çökertilmeye çalışıldı.

İçeride yaklaşık 80 asker bulunuyordu ancak saldıranların sayısı 800-1000 arasındaydı. Binadaki askerlerin hepsi tek tek öldürüldü, kurşunu bitenler L biçimindeki binanın arka tarafında yer alan mutfağa sığınmıştı ancak burada kıstırıldılar ve hepsi öldürüldü.

Öyle ki mutfakta bir köşede yerler kan gölü olmuştu. Binanın her tarafı delik deşikti ve yerlerde öldürüldükten sonra sürüklenen askerlerin kan izleri metrelerce uzanıyordu.

Teröristler bununla da yetinmedi ve karakol komutanının kafasını kesip merkezde yer alan hükümet binasının bahçe demirlerinden birine geçirip “ibret olsun diye” 3 gün öylece bıraktılar.

Katliam sonrası ilçe hastanesini de bastılar. Bir yandan doktorları tehdit ettiler, bir yandan hastanede işlerine yarayacak ne varsa talan ettiler. Kalan bütün cihazlar tahrip edildi. Kendilerine karşı çıkan bir doktorun merkezdeki evi yakıldı.

Olaydan hemen sonra ise ilçe halkının büyük bir kısmını “asker geliyor, kadınlarınıza tecavüz edecek” diyerek korkuttular. İnsanlar evlerini tarlalarını bırakıp Türkiye, Halep ve Lazkiye taraflarına kaçmıştı.

İlçe ve köylerine ekmek sağlayan ekmek fabrikası çalışanı kamu görevlilerini tehdit edip ekmek üretilmesini engellediler. Bu ekmek fabrikası ordunun girmesinden 1 gün sonra tekrar çalışmaya başladı.


Ordunun kontrolü sağlamasının ardından Cisreşşuğur'da bulunan bir toplu mezar

TOPLU MEZARLARA GÖMDÜLER
Öldürülen askerlerin cesetlerini önce satırlarla parçalanmayı denediler ancak daha sonra “uğraşmamak için” toplu olarak gömmeye karar verdiler.

İlk toplu mezar askeri istihbarat binasının hemen arkasında bulunan bir araziye kazıldı. Buraya 10’un üzerinde ceset gömüldü. İkinci toplu mezar ise, şehir çöplüğü idi. Cesetlerin bir bir kısmı buraya taşındı ve gömüldü. Kalanları ise, bir başka toplu mezara gömdüler. Cesetlerin bir kısmı ise köprüden Asi nehrine atıldı. Toplu mezarlarda diri gömülen bir askerin cesedine de rastlanmıştı. Mezarların açılması sırasında görevli olan adlı tip uzmanı bize şunları anlatıyordu:

- Bugün ikinci toplu mezarı açma işlemi bitti. Şu ana kadar 6 ceset çıkarttık. Çalışmalar sürüyor. Bu cesetlerin ölüm şekilleri çeşitlilik gösteriyor. Başa vurma, kesme, bazı organların, ellerin, kolların kesilmesi. Bazı cesetler ise yakılmış. Cesetlerin çürüme aşamasına bakarsak, 12 -13 gün önce öldürüldüklerini anlıyoruz. Bazı cesetlerin kafatasları tamamen parçalanmış çünkü yakın mesafeden sanırım pompalı tüfekle ateş edilmiş ve kafatası parçalanmış.

- Canlı gömülen var mı?

- Tabii ben daha önce emin olmadan bu konuda konuşmak istememiştim. Bazı cesetlerdeki ölüm şekli ya da yaralar diğerlerine benzemiyordu. Yaptığımız araştırma sonucu anladık ki cesetlerden birisi canlı gömülmüş. Tabii bunu ilk açılan mezar için söylüyorum.


* soL'un notu: Cisreşşuğur Katliamı ile ilgili Batılı bir kaynaktan yapılan itiraz ise, 2013 yılında Robert Fisk'ten gelmişti. Fisk'in haberi için tıklayınız. O dönem Cisr'den haber veren Batılı medya, genellikle "Türkiye'ye kaçan mülteciler"den ve Suriye tanklarının kasabayı kuşattığından bahsediyordu.

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.