ANALİZ I Hükümet geri adım atmıyor

Gelen taleplerle başa çıkamayan hükümet yeni emeklilik sisteminin 'evrensellik' iddiasını şimdiden kendi eliyle aşındırmış bulunuyor. Fransa işçi sınıfının en örgütlü ve en mücadeleci kesimi olan demiryocuların taleplerineyse hükümet şu ana dek özellikle kulak tıkıyor.
soL - İ. Can Usta
Pazartesi, 27 Ocak 2020 13:17

Gelen taleplerle başa çıkamayan hükümet yeni emeklilik sisteminin “evrensellik” iddiasını şimdiden kendi eliyle aşındırmış bulunuyor. Başbakan Edouard Philippe eski sistemde erken emeklilik ayrıcalığına sahip sektörlerin önemli bölümünün (havacılık, jandarma, polis, itfaiye, karayolu, sağlık, denizcilik, Paris Operası sanatçıları) yeni sistemde de bu haklarını koruyacağını duyurmak zorunda kaldı. Fransa işçi sınıfının en örgütlü ve en mücadeleci kesimi olan demiryocuların taleplerineyse hükümet şu ana dek özellikle kulak tıkıyor.

Başbakan Philippe grevin 38’inci günü olan 11 Ocak’ta “Cumhurbaşkanı’nın yapıcı ve sorumlu” olarak değerlendirdiği bir geri adım attı ve 64 yaş maddesinden vazgeçtiklerini açıkladı. Tasarının ilk hali emekliliği hak etme yaşının 2027’de 64’e çekileceğini içeriyordu ve reform tartışmalarının çoğu bu noktaya odaklanmıştı. Kamuoyunda mücadeleci değil de “reformist” olarak anılan sendikaların (başta CFDT geliyor) temsilcileri emeklilik yaşının 64’e yükseltilmeyeceğini duyar duymaz zafer ilan edip direniş saflarını terk etti bile. Oysa bu sendikaların üyeleri arasında hükümetin attığı geri adımın geçici olduğunu ve aslında bir “yalancı ödün”den (pseudo-concession) ibaret olduğunu düşünen işçilerin sayısı hiç de az değil. Haklılar çünkü proje taslağında rakam verilmese de hala bir “emeklilik yaşı” öngörülüyor.

EMEKLİLİK REFORMU MACRON PROJESİNİ EMEKLİ EDER Mİ?

Macron Sarı Yelekliler hareketi karşısında haftalar süren sessizliğini geçtiğimiz yılın Ocak ayında “Büyük Ulusal Müzakere” adını verdiği bir diyalog sürecine çağrı yaparak bozmuştu. Bu açılıma göre yurttaşlar valiliklere gidip şikayet defterlerine görüşlerini yazacaktı. “Bana göre yasaklı sorular yok,” diyordu Fransa Cumhurbaşkanı, “Her konuda anlaşamayacağız, bu normal, demokrasi bu. Ama en azından konuşmaktan, paylaşmaktan, tartışmaktan korkmayan bir halk olduğumuzu kendimize gösterelim.”

Tahmin edileceği gibi, bu diyalog süreci beklendiği gibi işlemedi. Açılım pek alıcı bulmadı ve söz konusu defterler hala tam olarak yayımlanmadı. Cumhurbaşkanı’ysa yıl boyunca halk düşmanı politikalarını ve neoliberal reformlarını bu açılımın bir parçası kılmaya çalıştı. Emekçiler bu projelere her seferinde gecikmeden yanıt vermesini bildiler. Örneğin Nisan ayında Eğitim Bakanı’nın gündeme getirdiği eğitim reformu projesini öğrenciler ve eğitimciler sayısız boykot ve eylemle karşılamıştı. Demiryolcuların özelleştirme reformuna karşı gerçekleştirdiği uzun soluklu grevin üstünden de uzun zaman geçmedi.

ZENGİNLERİN BAŞKANI

Macron’un diyalog-müzakere çağrılarının işe yaramadığı ortada. Aralık ayında yapılan bir ankete göre memurların % 45’i Macron hakkında olumlu bir düşüncedeyken bu oran işçilerde % 18’de kalıyor. Fransızlar “zenginlerin başkanı” adını verdikleri adamın politikalarını “Macronie” dedikleri bir tür delilik sayıyorlar. Macron bunun altında kalmıyor ve “Galyalıların değişime karşı inatçılığı”ndan yakınıyor. Orada da durmuyor, kalkıyor bazı sektörlerdeki nitelikli işgücü açığını şu biçimde açıklıyor, “Bazıları var ki kerhanede düzüşeceklerine gidip buralarda bir pozisyon bulup bulamayacaklarına baksınlar.” Sık sık kendini tutamayıp bu tür laflar etse de hükümet yetkilileri Cumhurbaşkanı’nın projelerinin Fransızlar için “fazla zekice, fazla incelikli, fazla teknik” olduğu konusunda hemfikir.

PARİS YENİDEN YANAR MI?

Doğruya doğru, bugün Fransa’da bir siyasi kriz var. 2017’de şapkadan çıkarılıp cumhurbaşkanı koltuğuna oturtulan Macron’u krizin nedeni değil sonucu olarak görmek gerek. Sermaye çevreleri, mücadele geleneğinin en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Fransa’nın hakkından ancak böyle bir projeyle gelebileceklerini düşünmüş olmalılar.

Mayıs’ta gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimleri ülkedeki sağ ya da sol bütün geleneksel partilerin düşüşte olduğunu gösterdi. Bu eğilimin tersine döndüğüne dair bir işaret yok. Ne yazık ki siyasetteki bu dağınık tablodan ve emekçilerin sokakta el yordamıyla girdiği arayıştan şu ana dek en iyi yararlanan Le Pen’in partisi RN oldu. Bu durum Fransa’ya özgü sayılmaz. İşçi sınıfından uzaklaşıp orta sınıflara dönük kimlik siyaseti söylemleri geliştiren ve kurulu düzene karşı gerçek bir alternatif sunamayan sol partilerin hemen hepsi AP seçimlerinde hüsrana uğradı.

Kitlelerin düzen siyasetine yabancılaşması “Paris’i yakmak” için tek başına yeterli olmayabilir. İşçi sınıfı harekete geçse bile Macron’a ya da genel anlamda Fransa kapitalizmine bir alternatif sunulmadıkça bütün bu direnişlerin gerçekten de sonuçsuz kalması olası.

Ne olursa olsun, emeklilik reformunun gündemdeki yerini koruyacağından emin olabiliriz. Tasarı Cuma günü Bakanlar Kurulu’na sunuldu. Mart ayındaki yerel seçimlerin tartışma konularından biri de bu olacaktır. Hükümetin takvimine göre Nisan sonuna dek sendikalardan projeyle ilgili görüş alınacak. Projenin son halinin Eylül 2021’de verilmesi hedefleniyor. Şu ana dek ortaya konan eylemlerin niteliği ve grevlerin Noel’de bile kesintiye uğramadan kararlılıkla sürdürülmesi gerçekten göz kamaştırıcıydı. Ama direnişin yedinci haftanın sonunda artık grevdeki emekçilerin bir bölümünü ekonomik olarak zorladığı hissediliyor.

Fransa işçi sınıfı sokaklarda aylardır harikalar yaratıyor. Bu direnişin hararetini daha ne kadar koruyacağı ve hükümete daha ne tür geri adımlar attıracağı hepimiz için merak konusu. Emeklilik reformu olur da günün birinde hepten gündemden düşse bile bu çetrefilli savaşımın bir anda buharlaşacağını düşünemeyiz. Fransa’nın son iki yılda yaşadığı hareketlilik gelecek savaşımlar için biriktirilmiş deneyimler olarak görülebilir. Yüreği işçi sınıfından yana atanlar bu deneyimlerden umutlanmayı fazlasıyla hak ediyorlar.