Almanya Komünist Partisi 60 yıl önce bugün yasaklanmıştı

Bundan tam 60 yıl önce, faşizmin en acımasız baskılarına maruz kalan ve faşizmle mücadelede hep en ön saflarda bulunan Almanya Komünist Partisi, "demokrasi"nin kalesi sayılan Federal Almanya tarafından, ABD ve İngiltere'nin de desteğiyle kapatılmıştı. Almanya'da anti-komünizm, hâlâ çeşitli görünümler altında sürüyor.
Almanya Komünist Partisi'nin Bülowplatz'daki genel merkezi ('Karl Liebknecht Evi')
Tevfik Taş
Çarşamba, 17 Ağustos 2016 12:18

Bundan tam 60 yıl önce Almanya Komünist Partisi (KPD) Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmıştı. II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da kapatılan ilk komünist partisi KPD idi. 

1917 Kasım Devrimi'ne doğan KPD, 1918'de Rosa Luxemburg, Karl Liebkneckt ve Wilhelm Pieck tarafından kurulmuştu. Weimer Cumhuriyeti döneminde ilk kez 1923'de kapatılan, daha sonra yeniden yasal mücadele alanına dönen parti, Nazilerin iktidara gelişi ile 1933'de bir kez daha kapatılmıştı.

1932 yılında KPD, Weimer Cumhuriyeti döneminde yüzde 13'e varan oy oranına ulaşmıştı. Bu oran, 360 bin üye ve yaklaşık 6 milyon seçmene tekabül etmekteydi. O dönem, III. Enternasyonal'in SBKP'den sonraki en büyük seksiyonu KPD'ydi.

Nazi Almanyası'nda illegal mücadele yürüten KPD, Genel Sekreter'i Ernest Thälmann dahil olmak üzere binlerce evladını işkencehanelerde, toplama kamplarında veya anti-faşist sabotajlarda kaybetmişti. 

Ülkenin faşizmden kurtuluşunda Kızıl Ordu'dan sonra en çok emeği geçen örgüt KPD idi. Buna karşın kapitalist Batı'da ABD ve İngiliz emperyalizmleriyle koordineli olarak iktidara gelen Konrad Adenauer hükümeti, hiç zaman yitirmeden komünist avına çıkmakta gecikmedi. 

14 Ağustos 1949 seçimlerinde 5,7 oranında oy alan KPD, 15 milletvekili ile Federal Meclis'te işçi sınıfının sesi olmuştu. Bunu da ötesinde, aldığı oy oranından bağımsız olarak kitlelerin gözünde son derece yüksek itibarı olan parti, 1950'de kamuoyunda ''Adenauer Kararnameleri'' adı verilen baskıcı ve militarist uygulamalara karşı etkili bir sokak muhalefeti örgütlemeyi başarmıştı. 

ABD, İNGİLTERE VE FEDERAL ALMANYA FAŞİSTLERİ KORUDU

50'li yılların anti-komünist McCarthy'ci politikalarının Almanya versiyonu olarak okunabilecek Adeneruer Kararnameleri ABD, İngiltere ve Fransa ile eşgüdümlü bir militarizm projesi peşindeydi.

"Askeri Savunma Birliği" adı verilen proje, Alman ordusunun anti-Sovyet ve anti-komünist yeniden yapılanmasını öngörüyordu. Bu plana göz yummayan KPD, ''referandum''u (Volksbefragungsaktion) hayata geçirdi ve 1952 Mart'ında 6 milyon 267 bin 302 imzayı toplamayı başardı. (Kaynak: Informationsstelle Militarisierung IMI)

Bu eyleme Alman burjuvazisi adına Adenauer hükümeti tam bir polis terörü ile yanıt verdi: 8781 polis baskını, binden fazla dava, 7331 tutuklama... Hükümet, 23 Kasım 1951'de Karlsruhe'deki Anayasa Mahkemesi'ne KPD'nin yasaklanması için dilekçe vermeyi de ihmal etmemişti. 

Nazi artığı faşist parti Sosyalist Reich Partisi'nin (SRP) örgütlenmesine izin veren Batı Almanya, komünist partiyi kapatmaya bir emsal olarak, zaten kurulması düzmece olan SRP'yi 23 Ekim 1952'de kapattı. Bu yolla KPD'nin kapatılması için gerekli hukuki zemin yaratılmış oldu. Söyleme göre, ''sağ ve sol aşırılık anayasal-demokratik düzen için tehdit''ti.

Tarihçi Ralp Dobrawa dönemin koşulları içinde gözlerden kaçmaması gereken önemli bir ayrıntıya daha dikkat çeker. Özel yetkilerle donatılmış ABD'li Büyükelçi Robert D. Murphy ve ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles 1954 Sonbaharı'nda Bonn'a gelerek Başbakan Konrad Adenauer ile basına kapalı özel bir görüşme gerçekleştirir. Önceleri açıklanmayan görüşmenin içeriği, daha sonra ''davanın teknik sorunları üzerineydi" üzerine şeklinde açıklanır. (Junge Welt, 16 Ağustos 2016)

HRUŞÇOV'UN ANTİ-STALİN KARAÇALMASI KPD'NİN YASAKLANMASINA YARADI

Döneme ilişkin bir başka önemli gelişme ise Almanya dışında ortaya çıkar. 1956 Şubatı'nda toplanan SBKP 20. Kongre'si Hruşçov önderliğinde tarihte görülmemiş bir Stalin karalamasına imza atar.

KPD yasağı ile anti-Stalin kampanyasının başlaması arasında kuşku uyandıran bir eşzamanlılık göze çarpar. Hruşçov'un Stalin'e dönük aslı astarı olmayan karalamaları belli ki, emperyalist cephenin elini güçlendirmiş, anti-komünist saldırılara gerekçe yapılabilmiştir. 

KPD'Yİ NAZİ YARGIÇLAR KAPATTI

1953 seçimlerinde oy oranı gerileyen parti yüzde 2,2 (607 bin 860 oy) aldı. Her şeye rağmen üye sayısı 80 binin üzerindeydi ve Max Raimann önderliğindeki parti sokakta sandıktan daha etkili olduğunu kanıtlamıştı.

Ülkenin sosyalist doğusunda KPD ile SPD birleşerek Sosyalist Birlik Partisi SED'i oluşturmuştu. Almanya'nın bölünmüşlüğünü isteyen Adenauer ısrarla NATO'ya üye olmak için çaba harcıyordu.

Ülke içerisinde milyonlarca insan ordunun yeniden yapılandırılması adı altında militarizme alan açılmasına karşı tutum alıyordu. Ancak Almanya'nın batısında hâlâ ''Ruslar geliyor!'' paranoyası hakimdi ve Adenauer kliği bu paranonayı sömürmeye kararlıydı. 

1 Eylül 1951'de ''yıldırım yasaları'' adı verilen devlet terörünün yasal kaynağı 1935 yılındaki Nazi yasalarına dayanıyordu ve yaratıcısı da faşist hukukçu Roland Freiler'di. Tıpkı kararı veren Adenauer hükümetinin Nazi hukukçuları Globke, Ritter von Lex, Westtrick, Thiedieck, Vialon, Roemer, Ebersberg vd gibi...

''Soğuk Savaş Döneminde Bir Avukat. Alman Tarihinde Siyasal Davalar 1951-1968'' kitabının yazarı Dr. Diether Posser'in belirttiği gibi, ''Açıkça haksızlığa uğrayanlar konusunda avukatlık yapmak cesaret işiydi. Hukuksuzluk yapmamış bir halk kesimi, devlet tarafından inançlarının hayata geçirilmesi yasaklanmış, susmaya zorlanmışlardır. Temel haklarından feragat etmeleri istenmiştir. Bu durum bütün halkın haklarını tehtit ediyordu. Halkın bir kesiminin paryalaştırılması kabul edilemezdi.''  (Dr. Diether Posser, 1968-1988 yılları arasında Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Adalet ve Maliye Bakanlığı'nı yapmıştır)

YASAKLANMAK İSTENEN 13 ÖRGÜTTEN 11'İ SOL

Prof. Dr. Georg Füllbert, KPD'nin yasaklanma dönemine ilişkin ilginç bir veriden söz ediyor. ''19 Eylül 1950'de yasaklanması istenen parti ve örgütlerin sayısı 13'dü. Bunlar arasında 2 sağ, 11 sol örgüt vardı. KPD dışında yasaklanması istenen bir örgüt de Nazi Rejimi Tarafından Kovuşturmaya Uğrayanlar Derneği VVN'di.'' (Ossietzky, 13 Ağustos 2016, sayı 16, s. 562)

Evet, Nazi döneminde kovuşturmaya uğrayanların derneği de kapitalist Batı Almanya'da kapatılmak isteniyordu.

Gazeteci Ulrich Sander, ''Elbe nehrinin batısında gerçek anlamda barışı savunan tek parti KPD idi'' diyerek Adenauer'in savaş ve militarizm çığırtkanlığınının tersine KPD'nin faşizmle hasaplaşmada samimiyetine işaret eder.

SOSYAL DEMOKRASİ ANTİ-KOMÜNİST POLİTİKALARDA HEP YER ALDI

Komünizme karşı düşmanlık Almanya örneğinde yalnızca Adenauer gibi geleneksel sağdan gelmemiştir.

Ulrich Sander, sosyal demokrat SPD'nin KPD yasağı konusunda onay verdiğini ve yasağın harfiyen uygulanması konusunda kendisini görevli saydığını belirtir. SPD'nin Hamburg'daki günlük gazetesi olan Hamburger Echo'nun 13 Şubat 1963'da attığı başlık şudur: ''Hamburg komünist ajanlar açısından ağırlık merkezidir. Bu ajanlar 35 kamufle örgüt aracılığıyla aramızdadır!'' (Ossietzky, 13 Ağustos 2016, sayı 16, s. 567)

Kaldı ki, 1970'li yıllarda bizzat sosyal demokrat Willy Brandt tarafından imzalanarak hayata geçirilen ''Radikaller Kararnamesi'' benzer bir anti-komünist ruhla güncellenmiştir. Bu kararname ile 1,1 milyon insan kovuşturmaya tabî tutulmuş, 11 bin dava açılmış, 10 bine yakın insan kamu kuruluşlarından el çektirilmiş, meslek yasakları getirilmiştir. 

BURJUVA GÜÇLER AYRILIĞI İLKESİ SOLU BASKILAMA ARACI OLARAK İŞ GÖRÜYOR

Gazeteci Ulrich Sander, dönemi analiz ederken ''Türkiye dışında komünist parti yasağı olan tek ülke Federal Alman Cumhuriyeti'dir'' diye belirtiyor. (Ossietzky, 13 Ağustos 2016, sayı 16, s. 568)

Savaş sonrasının bu verisi çok gerilerde kaldı. Artık özgürlükçü olduğu iddiası taşıyan Avrupa'nın pek çok ülkesinde komünistler üzerinde hem örgütlenme hem de faaliyet yasağı var. 

22 Mayıs 2014'de örgütlenen kısa adı IROKK olan Soğuk Savaş'ın Kurbanlarını Rehabilite Etme İnisiyatifi'nin KPD yasağından kaynaklı rehabilitasyon talebini içeren dilekçesi mevcut Alman hükümeti tarafından, ''Devletteki üçlü kuvvetler ayrılığı ve mahkemelerin bağımsızlığı gereği mümkün değil''dir şeklinde yanıtlandı.

FAŞİZME KARŞI, SOSYALİZM İÇİN SAVAŞ

İtalya ve özellikle de Almanya'da faşizmin yerleşmesinden itibaren ne tür seçeneklerle karşı karşıya kalındığı üzerine düşünen Belçika Emek Partisi MK üyesi Herwig Lerouge'nin şu değerlendirmesi önemlidir:

Yalnızca iki seçenek vardı: Ya sosyalizm perspektifi taşıyan bir faşizme karşı birleşik cephe ya da burjuva demokrasisini savunma perspektifi taşıyan bir faşizme karşı birleşik cephe, ki bu da burjuva devletin savunulması ve güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. (Faşizme Karşı Birleşik Cephe'de Oportünizm, Gelenek, sayı 98, s. 174)

Yukarıdaki değerlendirme yalnızca faşizm gibi görece 'özel' dönemler için değil, bir bütün olarak sosyalizm mücadelesinin her dönemi için geçerli olduğu gerçeğini işaret ediyor.