Alman CDU'nun Türkiye Raportörü: Sonuçların meşruiyeti sorgulanabilir

Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) Grubu Türkiye Raportörü Andreas Nick referandum sonucunun meşruiyetinin sorgulanabileceğine işaret etti.
Pazartesi, 17 Nisan 2017 11:52

Alman Meclisi Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) Grubu Türkiye Raportörü Andreas Nick, Türkiye’de yapılan anayasa değişikliği referandumunun sonuçlarına ilişkin olarak DW Türkçe’ye yazılı açıklamada bulundu.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Nick, Haziran 2015’te yapılan seçimlerden bu yana Türkiye’de artan kutuplaşmanın temel nedenlerinden birinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedeflediği anayasa değişikliği olduğuna dikkat çekerek, Erdoğan’ın çok az farklada olsa çoğunluğu sağladığını belirtti.

Andreas Nick, açıklamasında "çok az farkla çıkan bir sonucun” Türkiye’nin “iç siyasetindeki kutuplaşmayı” gidermeyebileceğinden duyduğu kaygıyı dile getirdi. Nick, bu sonucun “meşruiyetinin yaygın bir şekilde sorgulanabileceğini” belirterek, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük hedefine ulaşmasına rağmen, gerilimi azaltma yönünde adımlar atacağını” ümit etmek için çok fazla neden bulunmadığını dile getirdi. Alman siyasetçi, bunun yanı sıra “terör ve şiddetin tırmanmasından kaygı duyulduğunu da” sözlerine ekledi.

'TUTUKLU VEKİL VE GAZETECİLER SERBEST BIRAKILSIN'

Türkiye'deki taraflara "gerilimi artırmama” çağrısında bulunan Nick, “Olağanüstü Hal’in en kısa zamanda sona erdirilmesinin” ve "cezaevinde bulunan gazeteci ve vekillerin serbest bırakılmasının” buna katkı sağlayacağını belirtti. Bunun aynı zamanda "ülke dışına verilecek önemli bir mesaj” olduğunu kaydeden Nick, Türkiye’nin iç siyasetindeki durum nedeniyle Almanya ve Avrupa ile olan iyi ilişkilerin olumsuz bir yöne gitmemesi gerektiğinin altını çizdi.

“İstikrarlı bir demokrasi ve hareketli bir sivil topluma sahip” ekonomik açıdan güçlü bir Türkiye ile ilişkileri sürdürmek istediklerini vurgulayan Nick, ancak önümüzdeki dönemde “zorlu bir çifte strateji” izlemek zorunda kalacaklarına işaret etti. Bir yandan “demokrasi, basın özgürlüğü ve insan hakları gibi temel değerlere ilişkin açık ve net bir şekilde” tutumlarını ortaya koyarken, diğer yandan da sadece Türk hükümeti ile değil “Türk sivil toplumu” ile de diyaloğu sürdürmek gerektiğini vurguladı.