Zaman ayarlı kanlı operasyon

Bostancı'da yapılan polis operasyonunda, Devrimci Karargah üyesi Orhan Yılmazkaya öldürüldü. Sivil halkın güvenliği hiçe sayılarak yapılan operasyonun, 1 Mayıs öncesinde gerçekleştirilmiş olması dikkat çekiyor.
Salı, 28 Nisan 2009 10:30

soL (HABER MERKEZİ) İstanbul'da Devrimci Karargah örgütüne yönelik olarak, polisin, sabaha karşı saat 5:30'da örgütün yöneticilerinden olduğu iddia edilen Orhan Yılmazkaya'nın bulunduğu eve düzenlediği operasyon, öğlen saatlerine kadar süren bir çatışmaya dönüştü. Yılmazkaya'nın öldürüldüğü operasyonda, Başkomiser Semih Balaban ve Mazlum Şeker isimli vatandaş hayatını kaybederken, 7 polis ve NTV Haber kameramanı İlhan Kandaz yaralandı.

Çatışma başladığı sırada Yılmazkaya ile birlikte evde olduğu iddia edilen iki kişiye ne olduğu belirsizliğini koruyor. Başbakan Erdoğan, evde kaç kişinin bulunduğu sorusuna "bir kişi vardı" yanıtı verdi.

1 Mayıs'ı terörize etme çabası
Operasyon sırasında İstanbul Valisi Muammer Güler tarafından yapılan "saldırı hazırlığı" imasıyla başlayan 1 Mayıs vurgusu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından yapılan açıklamada da sürdürüldü.

"Sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönünde tespitler vardı. Onun için bu gece yapıldı" diyen Atalay'ın açıklaması ve operasyonun tarihi konusunda yapılan seçim, 1 Mayıs öncesinde halkı tedirgin edecek bir ortam yaratma çabası olarak da yorumlanıyor.

Operasyon yabancı basında da 1 Mayıs'ın tatil edilmiş olması haberiyle birlikte yer aldı. Aralarında Voice of America'nın da bulunduğu kaynaklar, operasyonun tarih seçiminin tatil edilen 1 Mayıs'tan hemen öncesine denk gelmesini, gösterilerin kitleselleşmesine yönelik bir önlem olarak yorumluyor.

Zaman ve Samanyolu Haber hedef gösteriyordu
Operasyondan haftalar önce Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen Zaman ve Samanyolu Haber, Devrimci Karargah örgütünü Ergenekon operasyonlarıyla ilişkilendiren haberler yapmaya başlamıştı. Samanyolu haber tarafından Mart ayında yapılan bir haberde, "itirafçı bir örgüt militanı" olduğu iddia edilen bir şahsın ifadesine başvurularak, örgütün uyuşturucu kaçakçılığından para kazandığı iddia edilmiş, Zaman gazetesi tarafından 23 Mart tarihinde yayınlanan bir haberde ise örgütün "Ergenekon'un kullandığı PKK, Hizbullah, DHKP/C ve MLKP gibi terör örgütlerinin işlevsizleştiği gerekçesiyle kurulduğu" ifade edilmişti.

Devrimci Karargah tarafından yayınlanan son bildiride, "AKP, aldığı emperyalist ve siyonist desteklerle üzerimize yönelik kapsamlı bir operasyon hazırlığındadır bize karşı uygulamaya koyacağı devlet 'ceberut'luğuyla, mücadeleye hazırlanan örgüt ve kitlelerde 'kerim devlet' algısını tazelemek istiyor" ifadelerine yer verilmiş ve Devrimci Karargah'ın "şişirilerek" sol örgütlerin Ergenekon ile ilişkilendirilmesi için kullanılmaya çalışılıyor olduğu belirtilmişti.

Fethullah Gülen hareketini ve AKP'yi açıkça hedef alan açıklamalarıyla dikkat çekn örgüt, AKP İstanbul İl Başkanlığı'na yönelik bir bombalı eylemi üstlenmişti.

Haberlerde, konuyu Türkiye'nin tüm sol özneleriyle ilişkilendirme çabası dikkat çekiyor.

Cerrah'tan örnek operasyon yöneticiliği
Yaşanan kanlı operasyonda güvenlik zaafları olup olmadığı konusunda kendisine soru yöneltilen Başbakan Erdoğan, operasyonu bizzat yönetmek için Bostancı'da bulunan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı kastederek "ben Emniyet Müdürü'ne güveniyorum" dedi.

Başbakan'ın güvendiği Cerrah'ın yönettiği operasyon, sabah saat 5:30'da, sivillerle dolu bir apartmanda bulunan bir daireye yapılan baskınla başladı. Çatışma çıkmasının ardından binayı kuşatan polis, operasyon boyunca apartmandaki vatandaşları tahliye etmedi ve kapılarının arkasına ağır eşyalar çekip kendilerini banyoya kilitlemelerini söyledi.

Bu sırada çatışmayı izlemekte olan Mazlum Şeker isimli vatandaş, başından vurularak hayatını kaybetti. Emniyet tarafından yapılan ve İçişleri Bakanı Atalay tarafından da tekrarlanan açıklamaya göre, Şeker, "emniyet çemberinin dışında olmasına rağmen" vuruldu. Şeker vurulduğu sırada yakınında olan, dolayısıyla kendisinin de emniyet çemberinin dışında olduğu sanılan NTV Haber kameramanı İlhan Kandaz ise kulağından vurulmuştu. Polisin yetersiz önlem aldığını, trafik akışının çatışmaya rağmen sürdüğünü belirten Kandaz, İstanbul Valiliği'ne dava açacağını belirtmişti.

Erdoğan ise yaşanan güvenlik zaaflarından medyayı sorumlu tutmuş, "iş o kadar abartılıyor ki, o kadar bu işin alanı içine girme gayretinde oluyoruz ki, buyurun bir tane kameraman arkadaşımız da yaralanıyor" dedi. Oysa olayların aktarılış biçimine göre, vurulan kameramanın da güvenlik çemberinin dışında bulunuyor olması gerekiyor.

Mazlum Şeker'in vurulduğu ve düştüğü yerde çekilen fotoğraflar, Şeker'in güvenlik çemberinin dışında olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla güvenlik çemberinin bir güvenlik zaafı oluşturacak biçimde oluşturulduğu düşünülüyor. Mazlum Şeker'in otopsisine dair bir bilgi verilmiş değil, bu nedenle Şeker'in evden açılan ateş sonucunda mı, yoksa başka bir yerden gelen bir kurşunla mı vurulduğu konusu belirsizliğini koruyor.