'Türkiye bağımsızmış gibi yapsın'

CIA Türkiye Masası eski şefi Fuller'in senaryosunda herkese yer var.
Cumartesi, 28 Haziran 2008 07:08

soL (HABER MERKEZİ) Son günlerde gündeme Fethullah Gülen için yazdığı referans mektubu ile gelen CIA Türkiye Masası eski şefi, "yeşil kuşak" teorisyeni Graham E. Fuller, Türkiye'nin geleceğine ilişkin senaryo yazınına da katkı sunan "uzmanlar" arasında yer alıyor. Kariyerine 1960'larda Türkiye'de istihbarat görevlisi olarak başlayan Fuller, Türkçe çeviri için yazdığı önsözde okurundan bu "gerçeği" unutarak kitabı okumasını istiyor. Üç bölümden oluşan kitapta ilk olarak "Türkiye'nin tarihsel yörüngesi" başlığı altında Osmanlı'nın son döneminden bugüne bir "tarihsel çerçeve" çizen daha doğrusu Cumhuriyet'le "hesaplaşan" bunu yaparken de Ahmet Davudoğlu, Şerif Mardin gibi referanslara başvuran Fuller, "Türkiye'nin Müslüman dünya ve öteki ülkelerle ilişkileri" başlıklı bölümde AKP ile birlikte Türkiye'nin Suriye, Irak, İran, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri ve Afganistan'la ilişkileri inceliyor.

Eski ajan, "Türkiye'nin gelecek yörüngesi" başlıklı son bölümde de "Türkiye'nin geleceğiyle ilgili dış politika senaryoları"na yer veriyor. Fuller Türkiye'nin önünde üç "kuşatıcı" alternatif olduğunu söylüyor. Bunlar ise başlıca önceliği ABD ile olan jeopolitik ilişkisine vereceği, Vaşington merkezli bir dış politika, AB üyeliğinin önceliğine dayanan Avrupa-merkezli bir dış politika ve bakış ve eylem bağımsızlığını vurgulayan, öteki güçleri de içeren geniş bir yelpazede işbirliği ve stratejik etkileşimleri dengeleyen ve de güçlü bir Avrupa ve Ortadoğu bağı olan Ankara-merkezli bir dış politika.

İlk iki senaryonun avantaj ve dezavantajlarını sıralayan Fuller, üçüncü senaryoyu tercih ettiğini, Tayyip Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Ahmet Davutoğlu'na ve "stratejist" Sedat Laçiner'in "bağımsızlıkçı" tezlerine de dayanarak açıklıyor. "ABD'ye karşı yeni, daha bağımsız bir Türk politikası düşüncesi ve rasyoneli şimdiden epeyce yol almış durumdadır ve Türk toplumunun derinliklerine doğru nüfuz etmektedir. Dahası, bu tür bir politika izlenmesine ilgi gösteren taraf, yalnızca AKP değildir, bu ilgi Türk siyasi yelpazesinin öteki pek çok unsuru tarafından da paylaşılmaktadır."

Üçüncü yol "herkes"i birleştirir
Fuller'in "siyasi yelpazesi", "ABD'ye düşmanca yaklaşan sosyalist sol"u ve "ABD'ye kuşkuyla yaklaşan kemalist solu" da içeriyor. Fuller'e göre Kemalist ana akım ABD hakkında karmaşık duygular besliyor, TSK ise "güvenlik bakımından" ABD'ye değer veriyor ancak "kemalist güvensizliği" paylaşıyor. Bu arada "katı milliyetçiler" de kemalist solun kuşkularını taşırken İslamcılar, ABD hakkında "karışık duygular" taşımalarına rağmen AKP'nin siyasi düşmanları olan kemalistleri ve orduyu kenarda tutabilmek için ABD ile iyi ilişkiler geliştiriyor. Ancak Fuller, AKP'nin gerçekte "daha" bağımsız bir dış politika peşinde koştuğunu saptıyor. Yani eski "Yeşil Kuşak" teorisyeni, herkesin nihai olarak ABD'den "rahatsız" olduğu ve milliyetçi, islamcı, radikal seküler görüşlerin yüzlerinin "Avrasya alternatifi"ne dönük olduğunu öne sürüyor.

Bağımsızmış gibi olan Türkiye
Fuller, Ortadoğu'yu da kapsayan, "neo-yeşil kuşak" olarak adlandırılabilecek, orijinalinden farkı, Rusya'yı çaktırmadan içerden kuşatmayı öngören senaryosunda başrolü Fethullah Gülen cemaatine veriyor:

"İslamcılar Avrasya'ya bakmakta ama İslami bağların ve Ortadoğu unsurunun önemine vurgu yapmaktadırlar. İslamcıları Avrasyacı Türklere yaklaştıran şey, Pan-Türkizmden çok, İslamdır ancak İslamcılar Türk tarih ve geleneğine ilişkin olarak bir ulusal gururdan da yoksun değildirler. Fethullah Gülen düşüncesinde bu önemli bir faktördür.

Fuller, "Avrasyacı stratejik alternatif"in çeşitli grupları (kemalistler, milliyetçiler, islamcılar) birleştirebileceğini çünkü hepsinin "Batı'ya güvenmeme" konusunda ortaklaştığını ileri sürüyor.
Tüm bunlardan 40 yıllık CIA kurdunun ABD'ye rağmen bir dış politika önerdiği intibaı ortaya çıktığı düşünülebilir. Oysa ki Fuller, kitabın son bölümünde senaryosunu ABD'nin özellikle Ortadoğu'ya (ve "müslüman dünya"ya) yönelik olarak daha fazla "havuç" dağıtan bir politika izlemesi gerektiğinin, bunu yaparken de bölgeye daha fazla nüfuz eden, "model" ülke Türkiye'ye duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Böylece "ABD'den bağımsızmış gibi duran bir Türkiye" daha fazla işe yarar demiş oluyor.