"Sivas: Türkiye'nin karanlık fotoğrafı"

Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz şairimiz Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, önce katliamın üstünün kapatılmaya çalışıldığını, kendilerinden de Sivas'la igili yazmamaları, konuşmamalarının istendiğini ancak bugün toplumun katliam yapıldığını kabul ettiğini söyledi.
Cumartesi, 02 Temmuz 2011 10:30

Bugün 2 Temmuz, Sivas Katliamı’ nın üzerinden 18 yıl geçti. “biliyorum/ bir gün bir başka nar ağacının dibinde yine/ bir başka / çocuklar/ Türkiye’yi konuşacaklar.” diyor bir şiirinde Behçet Aysan. Bizde bugün, Madımak’ta yitirdiğimiz şairimiz Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan’la Türkiye’yi ve bir kez daha Sivas’ı konuşalım istedik. Aysan, dava sürecinden katliamın nedenlerinin çarpıtılmaya çalışılmasına kadar pek çok konuda yaşadıklarını anlattı.

Günümüz Türkiyesi’nde köşe yazıları, basılmamış kitaplar delil gösterilerek yazarlar tutuklanıyor, iktidarı protesto eden gençler terör örgütü üyesi olmakla yargılanıyor. AKP, ülkeye istikrar ve demokrasi getirdiğini iddia ediyor. Bildiğiniz üzere Türkiye yakın zamanda bir seçim sürecinden geçti. Bugün içinde bulunduğumuz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruya Sivas katliamı davasının şu an geldiği noktaya değinerek yanıt vermek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir açıklama vardı. Sanırım Sivas Valiliği tarafından yapılmıştı. Bu açıklamada Madımak Oteli’nin girişine, orada hayatını kaybedenlerin adlarının yer aldığı bir liste asılacağı belirtiliyordu. Birkaç gün önce, bu listede Madımak’ta yitirdiğimiz aydınların yanı sıra, oteli yakmak için orada bulunan iki kişinin de adının yer aldığını gördük. Yani Sivas Valiliği yananlarla yakanlar arasında hiçbir ayrım gözetmemiş. Yani orada diri diri yakılanlar, katilleriyle beraber anılıyor ve aslında bir kere daha cezalandırılmış oluyorlar. Bunun çok büyük bir hukuksuzluk olduğu inanıyorum. Çünkü 2 Temmuz 1993’te otelin önünde, sayısı 10 bini bulan güruh “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu Sivas’ta yıkılacak”, “Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat” sloganları atmıştı. Yakalananlar dava sürecinde anayasal düzeni değiştirmek suçuyla yargılandılar. Bu kişiler ilk önce idamla yargılandılar, idam cezası kaldırıldığı için müebbet hapis cezası ile yargılamalarına devam edildi. Böyle bir durum söz konusu iken, bir ülkenin valisi adeta cumhuriyeti yıkmak suçuyla yargılanan iki kişinin adını otelin duvarına asmakta bir engel görmemiştir. “Bu hangi ülkenin valisidir” diye sormak gerekiyor.

Geçtiğimiz aylarda hükümet bir Alevi çalıştayı yaptı. Adeta Alevilere kucak açılıyor. Ancak çalıştayda verilen sözler de bir şekilde tutulmuyor. Akıllara Erdoğan’ın balkon konuşması geliyor. Yani herkese eşit haklar tanınacağını her fırsatta dile getiriliyor, ancak bu ülkenin düşünen insanları çeşitli şekillerde cezalandırılıyor. Hep aynı tablo. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği konusunda çok kaygılıyım.

“Evren, Pinochet gibi yargılanmalı”

12 Eylül referandumunda sizin de “hayır” dediğinizi biliyoruz. Bu süreç, demokratikleşmenin bir parçası olarak, “darbecilerin yargılanmasının önünün açılması” olarak halka sunulmuştu. Geçtiğimiz haftalarda Kenan Evren’in ifadesi alındı. 80 askeri darbesi ile birçok ilerici genç, pek çok aydın katledildi ve neredeyse hepsinin faili hala meçhul. Yıllar sonra Kenan Evren’in ifadesinin alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreci samimi buluyor musunuz?
Türkiye’de hukuk kitlenmiş vaziyette. Bu iktidar partisinin de muhalafetin de başka öznelerin de dillendirdiği bir şey. O zaman buna başka bir çözüm bulmak lazım. Anayasal mütabakatla yapılabilir,ancak bir kesimin diretmesi ile yapılmaz. Ben anayasa referandumunda “hayır” demiştim. Ancak 12 eylül anayasasının değiştirilmesi gerektiğine inancım tam. Kenan Evren’le ilgili geçici 15. maddenin kaldırılması gerektiğini, Kenan Evren’in Pinochet gibi yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi evinde ziyaretle yapılacak bir şey değil. Ciddi bir şekilde yargılanması gerekiyor. Yapılanlar göstermelik uygulamalar. Ne yazık ki zaman kazanma üzerine kurulu. Belki de Evren’in eceliyle huzur içinde ölmesini ve bu bahsin kapanmasını bekliyorlar.

“Katiller korunuyor”

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Sivas Katliamı hala aydınlatılabilmiş değil. Madımakta onlarca aydınımızın katledilmesinin sorumluları elini kolunu sallayarak sokaklarda geziyor. 93’ten bu yana katliamı aydınlatmak adına neredeyse hiçbir adım atılmadığını biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Dediğim gibi hukuk kitlenmiş vaziyette. Sivas davası ile ilgili 18 yıldır işleyen çok ciddi bir hukuksuzluk var. Mağdurlar olarak yıllardır hak ve adalet arıyoruz, taleplerimizi dile getiriyoruz. Şu anda dava 6 sanık üzerinden devam ediyor. Bu sanıkların bir kısmı yurtdışında bulunuyor. Ama hiçbiri yakalanamıyor. Avukatlarımızın söylediğine göre, bu sanıklar yürüyüş yasasına muhalefetten aranıyorlar ve Avrupa’da böyle bir suç yok! Yani devletin anayasal düzenini değiştirmeye teşebbüs etmek ve adam öldürme suçlarından aranmıyorlar. Bir şekilde devlet tarafından korunup kollandıkları bir tablo çıkıyor karşımıza. Zaman aşımı nedeniyle davanın düşmesine de ramak kaldı. Bu bizim açımızdan dediğim gibi çok büyük bir hukuk skandalı. Ama bu ülkede öldürülen aydınların davalarına bakınca çok da şaşırtıcı bir durum değil. Hemen hepsinin davalarında bu tarz uygulamalar söz konusu.

Sivas’ın üzerinden yıllar geçtikten sonra, yandaş medyada olay sırasında Madımak Oteli çevresinde beş PKK’linin tespit edildiğini iddia eden haberlere yer verildi. Sabah gazetesinin özel haberi olarak lanse edilen bu iddianın aynı gün başka gazetelerin sayfalarında da yer bulması, haberin belirli bir kaynaktan bilinçli ve planlı bir şekilde basına servis edildiğini düşündürdü. Yıllar sonra hala böyle spekülasyonlara başvurulmasıyla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?
Dediğiniz gibi tam anlamıyla spekülasyon. Ben hakikaten adı ne olursa olsun -Ergenekon ya da başka bir şey - ama “derin devlet” denen şeyin varlığına inanıyorum. Derin devletin bu olaylara çanak tuttuğunu düşünüyorum. Yoksa Sivas olayı sıradan bir eylem, göstericilerin o gün oraya gelip de çıkarmış olduğu bir arbede değil. Çünkü 2 Temmuz ‘dan günler önce dağıtılan “Müslüman kamuoyuna” başlıklı bir bildiriden söz ediliyor. Buna dair hiçbir açıklama yok. O dönemde Sivas’ta faaliyet gösterdiği söylenen İslamcı illegal örgütlere ilişkin de doğru düzgün hiçbir araştırma yapılmamış. Zaten İBDA-C’nin yayın organı Taraf’ta Sivas katliamı “Şanlı Sivas Kıyımı” olarak geçiyordu. Demek ki ortada derin devletin de içinde olduğu bir mekanizma var. Fakat bu çarpıtılmaya çalışılıyor. Aydınlarımızın yakılması, büyük bir kesimin unutamadığı bir olay haline geldi. Şimdi insanların zihinlerinde ve vicdanlarında başka bir duygu yaratılmaya çalışılıyor. Cumhuriyetin yıkılması talebinden, şeriat söyleminden söz etmek yerine hikayeyi basit bir Kürt-Türk çatışması olarak duyurma eğilimi var. Bu da oldukça komik. Böyle bir çatışma neden cumhuriyet ve laiklik karşıtıi şeriat ve Müslümanlık vurgusu olan bir eylemle yapılsın ki! O zaman başka şeyler gündeme getirilir, başka sloganlar atılırdı. Kaldı ki şunu söyleyebilirim: Babam o yıllarda neredeyse “lanetli” olan “Kürt” sözcüğünü rahat bir şekilde söyleyen ve bu ülkede Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmesini isteyen bir aydındı. Orada öldürülen diğer aydınların da benzer bir tutum sergilediğini biliyorum. O zaman neden Kürt sorununa çözüm arayan, bunu dillendiren insanları yakma girişimi içinde bulunsunlar. Anlaşılır bir şey değil.

AKP'nin lütfu değil, mağdurların kazanımı

Çeşitli örgüt ve dernekler Madımak Oteli’nin utanç müzesi haline getirilmesi için emek veriyor. Ancak AKP iktidarı, kamulaştırılan Madımak Oteli’nin, bir utanç müzesi yerine “Çocuk Kütüphanesi ve Bilim Merkezi” olmasını uygun gördü. Bu süreç ile ilgili düşünceleriniz neler?
Geçen yıl Bakan Faruk Çelik, Sivas’ta ölenlerin ailelerinin bir kısmıyla görüşmüş ve otelin müze yapılacağına dair söz vermişti. Şimdi sözün tutulmadığını görüyoruz. Kendisi, otelin müze olması için yeterli envanterin olması gerektiğini söylemişti. Babamın, Asım Bezirci’nin, Metin Altıok’un kitaplarını, Muhlis Akarsu’nun, Nesimi Çimen’in yapıtlarını, diğer aydınların eserlerini bir araya getirsek, zaten bir müze için yeterli belge sağlanmış olur. Demek ki bu ülkenin bakanı, orada ölenlerin kimliklerini net bir biçimde bilmiyor ya da görmezden geliyor.

Orada öldürülenlerin kendi eserleri varken oranın bir çocuk kütüphanesi ve bilim merkezi yapılması bir parodi. Daha öncesinde orada bir et lokantası vardı. Şimdi buranın bir kütüphane ve bilim merkezine dönüştürülmesi bir adım olarak değerlendirilebilir. Fakat bu adımı atan şimdiki iktidar değil. Mağdur ailelerin 18 yıllık çabası ve direnci. Ben orada bir et lokantası olmasını hiç anlayamamıştım. O lokantanın nasıl iş yaptığını anlayamadım. Sadece işletenler için değil, yani müşterilerin de orada nasıl et yiyebildiğine şaşırıyordum. Sanırım bu da büyük bir cehaletle karşı karşıya olduğumuzun göstergesi.

TRT’nin katliamı konu aldığı “Faili Meçhul” adlı belgesel çalışması da bunun bir örneği herhalde. Belgesel hazırlanırken yalnızca sanık avukatlarının ve pek çok sağ görüşlü yazarın ifadelerine yer verildi.

Madımak’ta çok kötü bir olay olduğu, pek çok aydının öldüğü toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul ediliyor. Reddedişten kabullenişe doğru bir yol aldık. Ancak bu haberlerle, sözde belgesellerle toplumun aklı bulandırılmaya çalışılıyor. Kabulleniliyor ama bu olay böyle sansasyonel haberlerle aydınlatılacak bir olay değil. Tam tersine hukuki olarak da kanıtlanmış, anayasal düzeni değiştirmek adına yapılmış bir ayaklanma. Madem böyle bir iddia var, iddia sahibi gazeteler bunu hukuka taşısın. Kanıt yok. Ama hukuk izlenimlerle değil kanıtlarla yürüyen bir şey. Bu haberlerde somut kanıtlar yok, bir sürü boşluk var. Ciddi kanıtlar olmadan, hatta aksi kanıtlar mevcutken bu tarz haberlerin ancak gerçeği saptırma amacı güttüğü söylenebilir. İşte bunun son örneği de TRT’de yayınlanan Sivas belgeseli. İzleyen herkes “duyduklarımıza inanamadık” diyor. Belgesel ile ilgili dava açılacağını, bazı derneklerin öncülüğünde bir dava süreci başlatılacağını biliyorum.

“Sivas, karanlık Türkiye’nin fotoğrafı”

Ölen aydınlarımızın yakınları olarak sizler ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Önce katliamın üstünü kapatmaya çalıştılar, hiç böyle bir olay olmamış gibi davrandılar. Bize yıllardır ‘Sivas’la ilgili yazmayın, konuşmayın, çünkü bu toplumsal ayrıştırmaya mahal veriyor’ dendi. Öyle bir yaklaşımımızın olmadığını, sonuçta aydın çocukları olarak kin ve nefretle büyütülmediğimizi, insana öncelikle insan olduğu için değer verdiğimizi, fakat mağdurken bir de yeni mağduriyetlere mahal verilmemesi için sesimizi çıkarmamız gerektiğini söyledik defalarca. Çünkü tek derdimiz Türkiye’de yeniden bu tarz olayların gündem gelmemesiydi. Çünkü bu gerçekten kötü bir fotoğraf, karanlık Türkiye’nin fotoğrafı.

Biz diğer öldürülen aydınların aileleri ile birlikte bir platform kurduk. 26 aileden oluşan bir platform. Referandum sürecinden önce meclisi ziyaret ettik ve tüm siyasi partilerin temsilcileri tarafından çok iyi karşılandık. Bir tek MHP yoğunluğu bahane ederek randevu vermedi. Biz oraya şefkat dilenmeye gitmedik elbette.

Ne gibi taleplerde bulundunuz?
Evet, bir takım taleplerimiz vardı. Bunlardan ilki siyasi cinayetlerde zaman aşımının ortadan kaldırılması idi. Çünkü zaman aşımı davalarda çok ciddi bir engel teşkil ediyor. Bunun somut örneğini daha geçtiğimiz aylarda DİSK eski Genel Başkanı kemal Türkler davasında gördük. Kemal Türkler davası zaman aşımı nedeniyle düştü. Bir de “devlet sırrı”nın ortadan kaldırılmasını talep ettik. Meclis Araştırma Komisyonu’nda araştırılan bazı olayların “devlet sırrı” olarak gösterilmesi pek çok davayı tıkıyor. Hiçbir şey bu ülkenin aydınlarının cinayete kurban gitmesinden daha dehşet verici değil. Devlet sırrı kaldırılmalı ve bu cinayetler gün ışığına çıkmalı. Taleplerimiz çok ilgi gördü, ancak BDP ve CHPli milletvekillerinin bizim taleplerimizin de yer aldığı soru önergeleri iktidar partisinin oylarıyla reddedildi. O zaman çok net bir çelişki çıkıyor ortaya. Hem bu ülkede 17bin 500 faili meçhul cinayet olduğundan ve bunların katillerinin bulunacağından söz ediliyor hem de mağdurların talepleri bir şekilde yerine getirilmiyor.

Bildiğimiz kadarıyla bahsettiğiniz Toplumsal Bellek Platformu yalnızca Sivas’ta ölen aydınlarımızın ailelerinden oluşmuyor. Hrant Dink, Uğur Mumcu, İlhan Erdost, Onat Kutlar gibi katledilen aydınlarımızın aileleri ve yakınları da platformun içinde yer alıyor. Platform başka ne gibi faaliyetler yürütüyor? Önümüzdeki dönem için planlarınız neler?
Evet, yalnızca Sivas’ta ölenlerin yakınlarını kapsamıyor. Öncelikle iyi ki platformu kurmuşuz demek istiyorum. Daha önce bu süreçleri tek tek yaşıyorduk. Üzerimizde bir duygusal ağırlık. Şimdi aynı süreçleri yaşadığımız insanlarla bir arada olmak bize güç veriyor. Eşimizin, babamızın, çocuğumuzun kaybının aynı hukuksuzluklara örnek olduğunu görüyoruz. Bizi duygusal olarak toparlayan bir platform oldu. Ayrıca bunun büyük bir güç olduğun inanıyorum. Şu an adı bilinen 26 aileyiz. Aslında 17 bin 500 kişiyi temsil ediyoruz. Bunun büyük bir ağırlık ve sorumluluk olduğunun farkındayız. Biraz önce bahsettiğim “zaman aşımı” ve “devlet sırrı” kavramları gibi unsurların ortadan kaldırılması yönünde mücadele ediyoruz. Daha önce birtakım dernekler de mağdurların sesi olmuştu ama mağdurlar bu şekilde yan yana gelip direnç göstermemişlerdi. Önümüzdeki zaman diliminde bir çalıştay yaratmak gibi bir planımız var. Avukatlarımızın katılımıyla Türkiye’de adalet mekanizmasındaki bir takım boşlukların tartışılmasını ve bir sonuç bildirgesi hazırlanmasını planlıyoruz. Yasal zeminde bir takım boşluklar var ve bunların düzeltilmesi için bu platform bir öncü olabilir. Bir de dünyanın her yerinde bu tarz siyasi cinayetlerde mağdurların ailelerine tazminatlar veriliyor. Bu manevi tazminatları maddi olarak olarak değil, devletin bir sorumluluğu olarak düşünmek gerekiyor. Böyle bir uygulamayı bir yana bırakın, mağdurların hak aramaları bile engelleniyor. Bununla ilgili de çalışmalar yapmayı amaçlıyoruz.


Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bugün toplumun büyük bir kesimi Sivas için ağlıyor, üzülüyorsa, bununla ilgili bir şey yapılması lazım. Sivas çok basit bir vicdani hesaplaşma olmamalı. Orada öldürülenlere sahip çıkmak için, onların kimliklerini, yapıtlarını ciddi bir şekilde anlamamız ve onlara değer vermemiz lazım. Orada öldürülenlerin yaratılarına da sahip çıkarak Sivas’a sahip çıkılır diye düşünüyorum.

Zaman ayırdığınız ve emek verdiğiniz için teşekkür ederiz.

(soL)