Gülen’in ABD güncesi

İşte Fethullah Gülen’in Amerika yıllarının öyküsü.
Perşembe, 26 Haziran 2008 07:14

soL(HABER MERKEZİ) Fethullah Gülen 9 seneden beri ikamet ettiği ABD'den Türkiye'ye dönmek için gün sayıyor. Fethullah Gülen'in ABD'deki yıllarının kısa özeti Gülen'in siyasi rolü hakkında dikkate ele alınması gereken pek çok önemli veri sunuyor.

Yola çıkmadan önce
Yasemin Çongar'a Milliyet Gazetesi için 1997'de verdiği bir röportajda "(...)inanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika ile entegrasyon karşısında olması düşünülemez" diyen Gülen için, "entegrasyon" günleri yaklaşıyordu.
Şeker hastalığı nedeniyle 1997'de 3 aylığına ABD'ye giden Gülen'in, bu ülkede Kardinal John O' Connor ile yaptığı görüşme, İslam dininin ABD tarafından tanınan temsilcisi olmasının ve lobi-kulis faaliyetlerine girişmesinin önünü açmıştı. 1998'de ise İslam'ın küresel temsiliyeti misyonunda bu kez daha büyük bir adım atıyor ve Papa II. John Paul ile 30 dakikalık bir görüşme yapıyordu. 1999'a gelindiğinde, yine aynı rahatsızlığı bahane ederek, uzun süreli bir Amerika macerasına atıldı. Gülen artık Pennsylvania'da, içinde 7 villanın olduğu 138 dönümlük bir arazide yaşamaya başlıyordu. Türkiye'den ayrılırken hakkında en önemli suçlama 1996 yılında MİT tarafından hükümete sunulan Susurluk Raporu'nda geçen, Gülen'in, "Çiller'in kara para aklama işinde gizli ortağı olduğu" ve "Fethullah Hocacıların CIA'nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu" iddiaları idi. Gülen, bu iddialar, 1998 YAŞ kararları ile gelen ihraçlar ve özellikle Ankara DGM savcısı tarafından hakkında başlatılan inceleme nedeniyle sıkıntılı günler geçiriyordu.
Gülen'i ürküten tablo
Gülen'in dönüşünün gecikmesine sebep olan dava 3 Ağustos 2000'de yukarıda söz ettiğimiz incelemenin sonuncunda Nuh Mete Yüksel tarafından verilen tutuklama talebiydi. Bu talep ve ardından başlayan dava süreci DGM'nin farklı daireleri arasında gidip geliyordu. Yüksel tutuklama talebinin gerekçesinde Terörle Mücadele Kanununun 1. ve 7. maddelerine atıf yapılarak, Gülen'in "dine dayalı devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurmak" iddiası yer alıyordu. Fethullah Gülen cemaatinin yargıda kadrolaştığına dair iddialar, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından da dile getiriliyor, dönemin Adalet Bakanı bu iddiaları reddediyordu.

2001 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırıları Fethullah Gülen'in ABD'deki önemini bir kez daha artırdı. Gülen'den gelen taziye mesajları ve İslami terör konusundaki rahatlatıcı açıklamalar, ABD'nin ve diğer emperyalist ülkelerin Afganistan ve Irak müdahaleleri öncesinde onlara arayıp da bulamadıkları bir İslamcı modeli sunuyordu. 2001'de ABD'de Dışişleri Bakanlığı bünyesinde yayımlanan İnsan Hakları raporu, Gülen'in bir "ılımlı İslam tarikatının lideri" olarak uğradığı yasal kovuşturmalardan söz ediyordu. Fethullah Gülen, 2002 yılında AKP'nin yükselişinin işaretlerinin görüldüğü bir dönemde ve seçimlerden önce Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisiyle eş zamanlı olarak Türkiye'nin içine girmekte olduğu yeni siyasi süreci büyük bir coşkuyla "müjdeliyordu":

"Türkiye'de yeni bir devir başlıyor. Öyle ümit ediyoruz ki bu devirde insanımız yakın geçmişte kaybettiği bir kısım millî ve tarihi dinamikleri yeniden elde ederek, bir taraftan dünyayı idare eden güçler arasında eski yerini alır, diğer yandan da geri kalmış ülkelere, hususiyetle İslâm Dünyasına hem bir güç kaynağı hem de ışık ve rehber olur."

Fethullah Gülen cemaatinin önemli organizasyonlarından olan Abant toplantılarının altıncısı "Savaş ve Demokrasi" başlığıyla, Irak işgalinin başladığı 2003 yılında düzenlendi. Bu toplantıda verilen mesaj ABD'nin dönemsel söylemiyle oldukça uyumlu bir şekilde kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması ve demokrasi taleplerini içeriyordu. Sonuç bildirgesinde ise Irak'a tek bir atıf dahi yapılmıyor, diyalogdan söz ediliyordu.

"Robotlaşan Filistinliler"
2004 yılında Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'a verdiği röportaj Fethullah Gülen'in Filistin sorununa yaklaşımı dikkat çekiyor. İsrail'e giden bir arkadaşının yaşadıkları üzerinden Filistinlileri suçlayan Gülen şöyle diyor: "Bir arkadaşımız İsrail'e gitmişti. 'Beş altı ay kaldım İsrail'de. Bir barış organizasyonunun yönetim kuruluna girmem için bana teklifte bulundular. Orada bir Filistinli mani oldu buna. Gördüm ki o Filistinli bir silah tüccarı. Bu kavganın devamını istiyor. Alış verişi var o işte. Belki başa yakın çok insanlar da aynı şeyi düşünüyorlar.' dedi. Dolayısıyla birileri bu türlü hadiseleri hep canlı tutmak suretiyle bir yere varmak istiyor. Bu insanlar robotlaştırılıyor."

Aynı röportajın devamında Gülen, takiyenin Sunnilerde değil Şiilerde olduğunu, Türkiye'de irtica tehlikesinden çok irtica yaygarası olduğunu da dile getiriyor. Röportajın en belirgin vurgularından birisi de Fethullah Gülen'in Amerika'ya duyduğu hayranlığı açıkça ifade etmesi. Gülen hem Amerikan sistemine olan hayranlığını anlatıyor, hem de ABD'nin Irak'ta Müslümanlara müsamaha gösterecek bir yapı kuracağına ve Türkiye'den daha ileri bir demokrasiye geçileceğine olan inancını belirtiyor.

2004 yılının önemli gelişmelerinden biri de Abant toplantılarının uluslararası misyonunun belirginleşmesiydi. 2004 Washington'da ve Brüksel'de gerçekleşen toplantılarda İslam, Laiklik, Demokrasi ve AB konuları ele alındı.

Dinler arası diyalog ve Abant toplantıları
2005 ve 2006 yılları Fethullah Gülen'in küresel bir aktör olarak öne çıktığı ve "Dinler arası diyalog" açılımını geliştirdiği bir dönem oldu. İngiltere ve Mısır'daki İslami örgütlerce yapılan saldırıları kınayan Gülen yine bu dönemde, papalığa seçilen 16. Benedictus'a çeşitli vesilelerle mesajlar gönderdi. Bu dönemde, Irak, Filistin ve Lübnan halklarına yönelik ABD, İngiliz ve İsrail saldırılarının yoğunlaştığı ve Gülen'in bu konularda tek bir söz söylemediği dikkatlerden kaçmamalı.

Yine bu dönem, Fethullah Gülen'in Türkiye'de polis ve MİT içerisinde kadrolaşma faaliyetinin yoğunlaştığı yıllar olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, Fethullah Gülen'in en yakınındaki isimlerden olan Nurettin Veren'in cemaatten kopup Gülen hakkında ağır iddialarda bulunması da bu yıllara denk gelir. 2007'de beş ayrı Abant Toplantısı düzenleyen Fethullah Gülen cemaati, yeni Anayasa tartışmalarında "öncü" rolü oynadı. AKP'nin Anayasa açılımını önceleyen bu toplantının, gerici - liberal cenah için akıl açıcı bir buluşma olduğu söylenebilir. 2007 yılının diğer bir toplantı gündemi olan Alevilik için de aynı tespitin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Mart ayında düzenlenen Alevilik konulu toplantının birkaç ay sonrasında AKP'nin de aynı konuyu gündemine aldığını biliyoruz.

Son 10 yıllık süreçte Fethullah Gülen ve cemaatinin en fazla tartışıldığı yıl 2008 oldu. Gerek medyaya yansıyan telekulak gündemleri, gerek Kürt sorunu gerekse, AKP'nin kapatılma davası Fethullah ismini ön plana çıkardı. Son iki günde Gülen davasının nihai olarak karara bağlanması ve ABD'nin "hocaefendi"yi Türkiye'ye gönderme kararı Türkiye'de yaşanan siyasi krizi daha da karmaşık hale getiren olaylar oldu. Önümüzdeki günlerde Fethullah Gülen isminin kamuoyunda çok daha fazla tartışılacağı gayet açık.