Gazetecilere operasyon, katliamcılara hoşgörü!

Dün gazetecilere dönük gözaltılarla güne uyanan Türkiye'de, faili meçhullerin açık sorumluları ellerini kollarını sallaya sallaya geziyor. Belli ki AKP, kendisine iktidar yolunu açan 90'lı yıllara vefa borcunu ödüyor.
Çarşamba, 21 Aralık 2011 09:15

Türkiye dün sabaha gazetecilere dönük operasyonlarla uyandı. Evler, gazete büroları, matbaalar basıldı. Özgür Gündem, DİHA, ANF, ETHA, BirGün, Evrensel, Vatan ve AFP'den toplam 37 gazeteci gözaltına alındı. Gazetecilerin fotoğraf makinelerine, bilgisayarlarına ve kitaplarına el konuldu. Dün ayrıca, hiçbir somut delil olmadan 2 yıldır tutuklu yargılanan iki üniversite öğrencisi Baran Nayır ile Ali Deniz Kılıç'ın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşması vardı. Savcının beraat talebine ve hiçbir somut delil gösterilmemeye devam edilmesine rağmen mahkeme Baran ile Deniz'in tutukluluklarının devamına ve duruşmanın Nisan 2012'ye ertelenmesine karar verdi.

Dünün bir başka gündemi ise 80'li yılların ikinci yarısında ve 90'lı yıllarda işlenen faili meçhullerdi. Zira, dün AKP'nin yargı ve polis eli ile operasyon düzenleyerek yapmaya çalıştığını, 90'lı yıllarda kurşun sıkarak yapan özel harekatçılar ve dönemin siyasi yöneticileri, onca belge ve itirafa rağmen hâlâ serbestler. Yaklaşık 10 yıldır faili meçhul cinayetlere dair itiraflarda bulunan, 2008 yılında "1000 kişiyi öldürdüm" diyen ve geçtiğimiz gün Taraf gazetesinde yayınlanan itiraflarında, öldürdükleri isimleri gömdükleri yerleri gösterebileceğini bile itiraf eden eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın dışında bir tutuklu bulunmuyor.

Ayhan Çarkın onca itirafın ardından tutuklanmıştı
20 Mart 2011 tarihinde İstanbul'da düzenlenen Newroz kutlamalarına katılan ve burada faili meçhullerle ilgili itiraflarda bulunan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, Newroz'un hemen ardından Radikal gazetesine verdiği röportajda itiraflarını sürdürmüştü. Çarkın, 90'lı yıllarda devletin en üst kademesinde kararlaştırılan bir katliam planını uyguladıklarını itiraf etmesine rağmen, İstanbul Özel Yetkili Savcısı Hakan Karaali tarafından sorgulanmasının ardından serbest bırakılmıştı. Binlerce kişi hakkında "gizli tanık" ifadelerine dayanarak tutuklama talebinde bulunan özel yetkili savcılar, "1000 kişiyi öldürdüm" diyen Çarkın hakkında "somut bir delil" olmadığı sonucuna vardılar. İtiraflarına devam eden Çarkın, Haziran 2011 yılında bu defa Ankara Özel Yetkili Savcısı Hakan Yüksel tarafından sorgulandıktan sonra tutuklandı.

Ayhan Çarkın kimdir?
Erzurum doğumlu olan Ayhan Çarkın 1985 yılında polisliğe başladı. Özel Harekât kursuna gitti ve kontrgerilla şefi Korkut Eken'den aldığı derslerin ardından Diyarbakır'da 4 yıl görev yaptı. Sonrasında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı olarak çalıştı. Doğuda ve İstanbul'da çok sayıda kontrgerilla operasyonuna katıldı. Nişantaşı ve Çiftehavuzlar'da Dev-Sol üyelerine karşı girişilen kanlı operasyonlarda yer aldı. 1993'te Perpa'da bir kafeye düzenlenen silahlı baskında yer aldı ve 4 özel harekatçı ile birlikte yargılandı. Mahkeme hakkında sadece 3 yıl 10 ay hapis cezası verdi, ancak Yargıtay bu cezayı da kabul etmeyerek beraatine karar verdi. Gazi Katliamı'nda Alevilere ve solculara kurşun sıkan özel harekatçıların içerisinde yer aldı. Kürt aydınlara, gazetecilere, siyasetçilere ve işadamlarına dönük katliamlarda görev aldı. DYP milletvekili Sedat Bucak'ın korumalığını yaptığı sırada, 28 Temmuz 1996'da kumarhane işletmecisi Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesi olayına adı karıştı. Ancak dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın talimatı ile serbest bırakıldı. Susurluk sürecinde tutuklandı, ancak tutukluluğu sadece 8 ay sürdü. Yargılama sonunda 2001'de 4 yıl ceza aldı, fakat sadece 296 gün hapis yattı. Son 10 yıldır faili meçhullere ilişkin birçok itirafta bulunmasına rağmen yargılanmadı.

"Somut delil yok" diye özel harekatçılar serbest bırakıldı
Ayhan Çarkın'ın itirafları üzerine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 Ağustos'ta tutuklanan 7 özel harekatçı 14 Aralık'ta "somut delil yok" denilerek tahliye edildi. Özel harekatçılar Seyfettin Lap, Enver Ulu, Ayhan Akça, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Ahmet Demirel ile eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin hakkında tahliye kararı verilmesi, AKP'nin çetelerin üzerine gidiyorum diyerek aslında tüm muhalif kesimleri susturmaya ve kontrgerillacıları da aklamaya çalıştığı yönündeki tezi bir kez daha doğrulamış oldu.

Ayhan Çarkın itiraflara devam ediyor
Sincan Cezaevi'nde bulunan Çarkın, geçtiğimiz gün Taraf gazetesinde yer alan açıklamalarında eski MİT'çi Tarık Ümit ve kumarhaneler kralı olarak bilinen Ömer Lütfü Topal cinayetlerine dair itiraflarda bulundu. Ümit'i öldürdükten sonra gömdükleri yeri bile söyleyebileceğini belirten Çarkın, Topal cinayeti ile ilgili tüm bilgilerin eski başbakanlardan Mesut Yılmaz'da bulunduğunu ifade etti. Çarkın, “Topal cinayetinin perde arkasını en iyi bilen isim Mesut Yılmaz’dır. Yılmaz’da Topal cinayetine ilişkin tüm belgeler var. Söz konusu dökümanların bir kısmı Uğur Dündar’da da var. Topal cinayetiyle ilgili asayiş polisleri tarafından alınmış kamera kayıtları var” dedi. Çarkın, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu’nun da cinayete ilişkin tüm detayları bildiğini söyledi. Yazıcıoğlu da geçtiğimiz aylarda aynı soruşturma kapsamında Ankara’da ifade vermişti. Ancak Yazıcıoğlu hakkında herhangi bir adli süreç başlatılmamıştı.

Ayhan Çarkın ayrıca, 90'lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili iki önemli isim olan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin hakkında da iddialarda bulundu. Eymür’ün kendisini olayların dışındaymış gibi göstermeye çalıştığını, oysa onun da olayların merkezinde olduğunu belirten Çarkın, “Eymür ifadelerinde kıvırmış. Sanki o dönem olan bitenleri sonradan öğrenmiş, olaylara hiç karışmamış, dışarıdan izleyen öğrenen biri gibi anlatmış. Oysa olan bitenin merkezinde kendisi de vardı” diye konuştu.

Çarkın, İbrahim Şahin'in de deli numarası yaparak yargılanmaktan kurtulmaya çalıştığını söyledi.

Mesut Yılmaz'dan açıklama
Çarkın'ın iddialarına ilişkin Mesut Yılmaz dün Radikal gazetesinin sorularını yanıtladı. Yılmaz "Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu'nun verdiği bilgileri, muhalefette olduğum dönemde, dönemin Cumhurbaşkanı'na (Süleyman Demirel) ilettim. Bu konuda bende olup yargıda olmayan tek bir bilgi yoktur" dedi. Yılmaz, 90'lı yıllarda işlenen cinayetlere ilişkin herhangi bir sorumluluğu olduğunu kabul etmezken, yargının iddiaları araştırmadığını ileri sürdü. Mesut Yılmaz "Herkes birbirine 'kazık atmak' için birtakım iddiaları 'pehlivan tefrikası' gibi ortaya döküyor. İddiaların bir kısmı üzerinde durulmayacak iddialar. Ancak bir kısmının da üzerinde yargı ciddiyetle durmalı ve iddiaları derinleştirmelidir. Şahsen ben yargının bunu yaptığına şu ana kadar tanık olmadım, yapılıyorsa da benim haberim yok. Bugüne dek elimdeki bütün bilgileri paylaştım, bundan sonra da üzerime düşeni yaparım" dedi.

İbrahim Şahin kimdir?
Susurluk Davası’nda da yargılanan İbrahim Şahin devletin çok sayıda kirli işinde yer almış eski bir özel harekatçı. 1976 senesinde Polis Akademisi'nden mezun olan Şahin, 1982 yılında Özel Harekat Dairesi’ne alındı. Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Özel Harp Dairesi’nde Özel Harekat Kursu’nu tamamlayan Şahin, 1984’te Almanya'da "GSG-9 Komando Kursu"na, 1987’de ise ABD'de "Anti-Terör Kursu"na katıldı.
Yurt dışında aldığı kirli savaş eğitimlerinin ardından 1988'de Siirt Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü'ne atanan Şahin iki sene sonra İstanbul'da Özel Harekat Şube Müdürü oldu. Daha sonra vekaleten Özel Harekat Daire Başkanlığı'na atanan Şahin Balıkesir'de Özel Tim Eğitim Okulu'nu kurdu. Balıkesir’deki okulda devletin kirli savaşta görev yapacak kadro ihtiyacı karşılandı.
Çok sayıda faili meçhul cinayet, işkence ve benzer suçlarda kilit isim olan Şahin, Susurluk Davası’nın da kilit isimlerindendi. Susurluk kazası sonrası Abdullah Çatlı’yla arkadaşlığı gibi birçok kirli ilişkisi açığa çıkan Şahin, Susurluk Davası'nda 6 yıl hapis cezası almış, 6 ay sonra ise tahliye edilmişti. 14 Aralık 2011'de faili meçhullerle ilgili davada hakkında tahliye karar verilen Şahin, Ergenekon davası kapsamında tutuklu yargılanıyor.

Mesut Yılmaz'ın, elinde bulunduğu belirtilen ve Kutlu Savaş tarafından hazırlanmış olan Susurluk Raporu'nu Ergenekon davasına bakan mahkemeye ilettiği açıklanmıştı.

İtiraf ve belgelere rağmen yargılanan yok
90'lı yıllarda devletin Kürt halkına ve sola dönük olarak bir katliama giriştiği artık hemen herkes tarafından kabul ediliyor. Ortaya çıkan onca belge ve yapılan onca itirafa rağmen bırakın o dönem iktidarda bulunan siyasi yöneticileri, özel harekat elemanları bile yargılanmıyor.

Ergenekon davası kapsamında serbest bırakılan silahlı sanıklar ile ilgili haberimiz için tıklayınız.

Ayhan Çarkın'ın itiraflarının ardından tutuklanan özel harekatçıların 4 ay içinde serbest bırakılmaları dışında, dikkat çeken bir diğer konu Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan neredeyse hiç eski kontrgerilla elemanı kalmaması. "Darbelerden ve çetelerden hesap sorulacağı" vaadi ile başlatılan Ergenekon davasında tutuklu olarak sadece milletvekilleri, gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar, öğretim üyeleri ve yazarlar kaldı. 'Ergenekon Terör Örgütü'nün cephaneliği' olduğu iddia edilen ve eski özel harekatçı Mahmut Öztürk dahil davanın 'silahlı' sanıklarının büyük çoğunluğu serbest bırakılmış durumda. Sedat Peker ve Ali Yasak (Drej Ali) gibi mafya liderleri bile tahliye edilmiş durumda.

AKP vefa borcunu mu ödüyor?
80'li yılların ikinci yarısı ve 90'lı yıllar Musa Anter, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu ve Turan Dursun gibi çok sayıda gazetecinin faili meçhule kurban gittiği yıllar. Bu yıllar Sivas'ta aydınların diri diri yakıldığı, Gazi Mahallesi'nde Alevilere ve solculara kurşun yağdırıldığı, Hizbulkontra'nın doğuda Kürtleri avladığı yıllar.

Bu yıllar aynı zamanda, bu katliamlar ile birlikte siyasi alanın tamamen islamcılara açıldığı yıllar. Sivas örneğinde olduğu gibi katliamların kimi zaman öznesi kimi zaman da açık destekçisi olan islamcı hareket bu yıllarda Refah Partisi lideri Erbakan örneğinde olduğu gibi, çetelerden hesap sorulsun diyenlerle "gulu gulu dansı yapıyorlar" diye dalga geçiyordu.

2011 ise 90'larda patır patır insan öldüren Hizbullah'ın, bütün yöneticilerinin tahliye edildiği, bununla da kalmayıp "mele"lerin devlet kadrosuna alınmalarının tartışıldığı bir yıl oldu.

AKP iktidarına giden sürecin hazırlayıcısı olduğu belli olan 90'lı yılları kana bulayan isimlere neredeyse hiç dokunulmamasının nedenlerinden birinin de vefa borcu olduğu akla geliyor. Bu isimler yargılandıkları örneklerde bile halka karşı işledikleri suçlardan değil "seçilmiş hükümete karşı faaliyette bulunmak" suçlamasıyla yargılanıyor.

(soL - Haber Merkezi)