Erdoğan'ın kongre konuşması: Dağ fare doğurdu...

AKP'nin 4. Kongresi'nden önceki hafta, gerek kendi katıldığı programlarda, gerekse de medya desteğiyle "balkon konuşması"na benzer bir konuşma yapacağı izlenimi uyandıran Başbakan Erdoğan, bilinen temaları tekrarlamaktan öteye gitmedi.
Pazar, 30 Eylül 2012 22:14

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugünkü AKP 4. Kongresi'nde yaptığı konuşmanın içeriği, kongreden önceki haftalarda gerek Başbakan, gerek medya tarafından "çok önemli olacak" iddiasıyla gündeme getirilmişti. Erdoğan'ın Kürt sorunundan dış politikaya, Cumhurbaşkanlığı seçiminden AKP'nin önümüzdeki dönem kadrolarına kadar uzanan konularda verdiği mesajlar, "aynen yola devam"dan öteye gitmiş değil.

Doludizgin Osmanlıcılık
Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında en fazla dikkat çeken öge, Osmanlı ve İslam temalarının yoğunluğu oldu. Alparslan, Melikşah ve Kılıçarslan'dan başlayan "ecdad" silsilesi, Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim ile devam ederken, Adnan Menderes ve Turgut Özal ile birlikte son buldu. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "Selçuklu ve Osmanlı bakiyesi üzerine kurulduğunu" söylerken, partisinin tek hedefinin Cumhuriyet'in yüzüncü yılı değil, Malazgirt Savaşı'nın 1000. yıldönümü de olduğunu ekledi.

Erdoğan'ın tarihsel Osmanlıcılık ve İslam göndermelerinin yanında, dış politika bağlamlı güncel iddialar da yer aldı. Örneğin Başbakan, Kürtlere seslenirken "Selahaddin Eyyübi'nin torunları" söylemine başvururken, Türkiye'nin neden Ortadoğu ve diğer bölgelerde bulunduğuna dair eleştirilere, "dünyanın dört bir tarafında şehitliklerimiz var" cevabını verdi.

Dış politikada Müslüman Kardeşler övgüsü
Ortadoğu'daki direniş ekseninin kırılma çabasında, Irak'taki Sünni direnişini emperyalizmle uyumlu hale getirmede ve Filistin sorunu ile Arap Baharı'nda çokça katkısı olan AKP'nin kongresine katılan isimler bir hayli manidardı.

Örneğin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin yaptığı konuşmada, Suriye rejiminin karşısında, Esad devrilene kadar yer alacakları beyan edilirken, Filistin için de benzer fikirler ortaya atıldı. Mursi, "Halklar kendi iradeleriyle yönetilmek için mücadelelerine devam ederken Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyuyor. Devrimden sonraki dönemde de sizin yardımınıza ihtiyaçları olacak." diye konuştu.

Kongredeki ilginç konuşmalardan bir tanesini de Hamas lideri Halid Meşal yaptı. Meşal, "Filistin'e yaptığı yardımlar" nedeniyle Türkiye'ye teşekkür ederken, Erdoğan'ın artık yalnızca bir Türk lideri değil, İslam aleminin de lideri olduğunu iddia etti. Arap baharı hakkında da konuşan Meşal, bu olayın Batı eliyle değil, "halkların başarısıyla" gerçekleştirildiğini iddia etti.

Filistin'deki direnişin bir parçası sayılan Hamas, geçtiğimiz aylarda Şam'da bulunan sürgün bürosunu kapatarak, Arap baharının "yıldız" ülkesi Katar'a taşınmıştı. Bir süre Suriye konusunda nasıl bir tutum alacağını belirleyemeyen Hamas, Türkiye ve Batı ekseninde yer alarak Suriye rejiminin devrilmesi için çağrıda bulunmuştu. AKP ile Hamas arasındaki ilişki, zaman zaman kriz yaratsa da, ABD'nin Ortadoğu'daki emperyalist restorasyon hedefleri ile uyum içerisinde ilerliyor. Özellikle Mısır'daki Sina Yarımadası'nda ordu güçlerine İslamcı militanlar tarafından yapılan saldırılardan sonra, Hamas Gazze şeridindeki İslamcı militanlara karşı operasyona başlamıştı. Müslüman Kardeşler'in Filistin kolu olan Hamas, Mursi Mısırı'nın İsrail ile olan Camp David anlaşmasına nasıl tavır alacağı henüz bilinmiyor. Ancak Mursi, defalarca İsrail ile olan barış anlaşmasına sadık kalacaklarını belirtti.

İki 'sürpriz': Barzani ve Haşimi
AKP Kongresi'nin fare doğurduğu başlıklardan bir tanesi de Barzani'nin yaptığı konuşma oldu. İlk "açılım" süreci başladığından bu yana, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'yi Türkiye Kürtleri için "model" olarak gösteren ve sürece dahil etmeye çalışan AKP, aynı zamanda Irak'ta oluşan Sünni-Kürt ittifakının merkezi hükümet ile olan geriliminde Barzani'nin tarafında yer almıştı.

Barzani'nin konuşması da bilindik ögeleri içeriyordu. "Türkiye'nin bölgesel rolü"ne değinen Barzani, AKP iktidarıyla Türkiye'nin "adım adım ileriye" gittiğini iddia etti. AKP'nin Kürt sorununda "doğru yolda olduğunu" iddia eden Barzani, AKP'nin ve Erdoğan başlattığı süreci "tüm Kürtlerin desteklemesi gerektiğine inandığını" belirtti. Bölgesel yönetim lideri, Kürt sorununda Başbakan'a yardım etmeye hazır olduklarını da kaydetti.

soL yazarı Metin Çulhaoğlu'nun AKP Kongresi ile ilgili yazısı: 30 Eylül ön cülus töreni

Mesud Barzani'nin bir AKP kongresinde boy göstermesi ve AKP'nin politikasını destekleyen bir konuşma yapmasının, bir süredir Kürt hareketinin temel motiflerinden birisi haline gelen Kürt ulusal birliğinin sağlanması açısından pek hoşnutluk yaratıcı bir gelişme olmadığı belirtilmeli. Dahası, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile AKP arasındaki ilişkinin, zannedildiğinden daha derin olduğu da görüldü. Ayrıca, Barzani'nin kongrede boy göstermesi, Suriye Kürdistanı'ndaki "ulusal birlik" arayışının da kırılgan bir zemin üzerine inşa edildiğini gösterdi. Barzani konuşmasında, "Suriye halkına kucak açan" Türkiye'yi kutlarken, "Suriye halkının kendi kaderini tayin hakkının önünü açılmasını" da canı gönülden istediklerini kaydetti.

Kongrenin diğer sürprizi, Irak mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırılan Tarık Haşimi'nin konuşmasıydı. Türkiye'nin "mazlum milletlerin yanında durduğunu" iddia eden Haşimi, Erdoğan'ın "Davos şovunu" İslam aleminin unutmayacağını savundu. Haşimi, "diktatörlerden kurtulmaya çalışan Arap halklarına" verilen desteği hatırlatmayı da ihmal etmedi.

Doğan en büyük fare: Doğu cephesinde yeni bir şey yok...
Geçtiğimiz hafta, Erdoğan'ın kongre konuşmasındaki en önemli başlıklardan birisinin Kürt sorunu ve atılacak "yeni" adımlar olacağı konuşuluyordu. Başbakan konuşmasının "Kürt sorunu" kısmına geldiği zamansa, "terör" ve teröre destek verenlerle söze başladı.

"Teröre destek" konusunda "dış güçler"den çok "içerideki karanlık odaklara" değinen Erdoğan, CHP ve BDP'ye doğrudan gönderme yaptı. Erdoğan'ın "biz bir adım attık, artık Kürt kardeşlerim de teröre dur desinler" sözlerinin ise, Kürt sorununda "çözüm" beklentisi doğan bazı kesimler açısından nasıl bir anlam ifade edeceği henüz belli değil.

Ancak Erdoğan'ın konuşması haricinde, kongreye katılanlara dağıtılan 63 maddelik "yol haritası"nda da, Kürt sorununda atılacak adımlar, "Anadilde kamu hizmetlerine erişim", "anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması" ve "kamu hizmetlerinde Kürtçe tercümanlık" olarak sınırlı kaldı. "Şartlar ne olursa olsun" yeni bir anayasanın ülkeye kazandırılacağı iddiasının da, "şartlar"dan kastedilenin Kürt siyasetinin anayasa çalışmalarındaki tutumuna yönelik olduğunu düşündürdü. Bir başka akla gelense, AKP'nin yanına yalnızca MHP'yi alarak yağacağı "yeni anayasa".

Ne fark etti?
Erdoğan'ın "beklenti yaratan" kongre konuşmasının, Kürt sorunu ve dış politika gibi alanlarda sıkışan AKP'de, mevcut stratejideki uygulamaların gazına basarak devam edileceği vurgusu dışında herhangi bir yenilik içermediği görüldü. Özellikle Kürt sorununda yeni bir "yumuşama" dönemine girileceği varsayımının altından, CHP ve BDP'ye "iç mihrak" muamelesi ile Barzani'nin yıldızının parlatılması çıktı. Ne de olsa, kongrede atılan sloganda Barzani için atılan sloganda denildiği gibi, "Türkiye seninle gurur duyuyor"...

Dış politikada da, Davos şovu ve Arap baharı ile başlayan emperyalist retorasyondan yana tavır, Mursi ve Meşal gibi figürlerin hamasi nutuklarıyla tekrar tescillenmiş oldu. İlginç olan nokta, Erdoğan'ın İsrail konusunda Türkiye'nin taleplerini aynen sıralaması. Geçtiğimiz haftalarda medyada çıkan haberlerde, İsrail'in Erdoğan'a bir arabulucu gönderdiği ve bu arabulucunun Ronald Lauder olduğu iddia edilmişti. Lauder azılı bir siyonist olarak bilinirken, Milliyet'ten Aslı Aydıntaşbaş Erdoğan'ın taleplerine İsrail'in zaten razı olduğunu yazmıştı. Lauden'in kimliği de göz önünde bulundurulduğu zaman, İsrail-Türkiye ilişkilerindeki düzelmenin "konjonktürünü" beklediği söylenebilir.

Bunun yanı sıra, özellikle Mursi ile Meşal'in konuşmalarında "AKP örneği" vurgusu, iktidar partisinin Türkiye'de yarattığı dönüşümün, Arap coğrafyasındaki emperyalist restorasyon süreci için bir tür laboratuvar işlevi gördüğünün de tesciliydi.

AKP MKYK'sındaki ufak değişiklikler de, zaten icraatleri nedeniyle iyice yıpranan Egemen Bağış ve İdris Naim Şahin'in dışarıda bırakılmasıyla sınırlı kaldı. Kürşad Tüzmen'in "bileti" ise zaten uzun süre önce kesilmişti.

Ancak öte yandan, AKP kongresi ile birlikte, Erdoğan'ın "tek adamlığı" da kesinleşmiş oldu. Son kez genel başkanlığa aday olduğunu söyleyen Erdoğan, görevinin bitmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına ya da Başkanlığa aday olduğunu ilan etmiş oldu. MKYK'daki küçük değişikliklerin de, Erdoğan'ın "yol arkadaşı" AKP kurmaylarının yerine, Erdoğan'ın kongrede söylediklerinin aksine pek de yenilerinin yetişmediğini kanıtlamış oldu. Bu anlamda AKP kongresi, Erdoğan şahsında AKP'nin siyasetinin konsolidasyonu anlamına geldi.

AKP "sertleştiği" zaman bundan hayal kırıklığına uğrayan ancak iktidar partisinin atacağı bir "olumlu" adımda hemen AKP'nin demokratikleşme sürecinde ne kadar önemli olduğunu haykıran liberaller için kongrenin tek sonucu dağın doğurduğu muhtelif fareler oldu. Cemaat açısından Erdoğan'ın "karizması"nın ve alternatifsizliğinin tescili, Erdoğan açısındansa "aynı gemideyiz" mesajının yerine ulaşması oldu.

(soL - Haber Merkezi)