Bir sosyalizm çınarı: Behice Boran

Tüm yaşamını sosyalizm mücadelesine adamış olan Behice Boran, aydın kimliği ile örgütlü kimliğini birleştirmeyi başaran ve öldüğü güne kadar mücadele etmekten geri durmayan kişiliğiyle sosyalizm mücadelesinin simge isimlerinden birisiydi.
Pazar, 10 Ekim 2010 10:30

TİP Genel Başkanı, milletvekili, akademisyen, barış savunucusu olan ve bunların tamamını örgütlü kimliğinde birleştirmeyi başaran Behice Boran, ölümünün 23. yıl dönümünde de bir okul olmaya devam ediyor. Çevresini aydınlatan, inatçı ve kararlı kişiliği ile sosyalizm mücadelesine tüm yaşamını adayan Boran, dost düşman herkeste saygı uyandıran bir isimdi.

1 Mayıs’ta doğdu

"Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksin? Hayatlarına bakarak. Bir insan, yaşadığı hayatın insanıdır. Doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemiş, öyle içimize sindirmiş olmalıyız ki, bunlar davranışlarımızı biz farkında olmadan dahi etkilemeli, tayin etmeli, yönetmelidir. İnsan nihayet ne kadar sosyalist olmaya devam etse de, bir gün bedeni bu fani dünyaya veda eder, ama işçi sınıfı partileri, işçi sınıfı var oldukça devam eder, gider. Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır." (Behice Boran)

Uğur Mumcu’nun “Ne ilginç rastlantı, siyasal kişiliğiniz doğum tarihinizle başlamış” dediği Behice Boran, 1 Mayıs 1910 tarihinde dünyaya geldi. Kırım’dan göç eden bir ailenin ilk kız çocuğu olarak Bursa’da dünyaya gelen Behice Boran’ın ailesi, Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlılar Bursa’ya girince İstanbul’a göç etti. İlk olarak Fransız okuluna yazdırılan Boran, bu okul kapatılınca Arnavutköy’deki Amerikan Kız Koleji’nde okumaya başladı. 1927’de orta, 1931’de lise kısmını birincilikle bitiren Boran, kazandığı burs ile ABD'nin Michigan Üniversitesi'nde sosyoloji öğrenimi gördü.

Sosyolojiye ilgi duyması
Samimi bir yurtsever olan ve toplumların nasıl değiştiğini anlamak için sosyolojiyle ilgilenmeye başlayan Boran, doktora çalışmasında sorduğu sorularla, farklı bir şeyler aradığını ortaya koydu. “ABD’de doğan her çocuğun devlet başkanı olabileceği” algısını, sınıfsallık perspektifinde değerlendirme çabası, tezinin konusuna ve içeriğine damga vurmakla kalmamış, bundan böyle siyasi mücadelesine ışık tutan sağlam fikir örgüsünün ve dünya görüşünün de temellerini oluşturmuştu.

Marksizm ile tanışması

"Türkiye'nin siyasal tarihinden, çöl ortasında kurumamaya uğraşan bir pınar gibi, anıtsal bir dirençle gelip geçen ve insanlığın uğradığı haksızlıklarla dövüşmeyi kendine mezhep yapmış bir kutsal insandı o." (Çetin Altan)

Birinci dönem TİP'te milletvekili olmuş, Boran'ın mücadele yaşamında önemli ve uzun bir paylaşımı olmasa da onu tanımaya fırsat bulmuş bir kişi, Altan kardeşlerin babası Çetin Altan, Boran'ın sosyoloji ile tanışma sürecini şöyle aktarıyor: "Sosyoloji öğreniminin derinliklerine indikçe, çeşitli yaklaşım ve yorumların büyük ölçüde varsayımlara dayanan mantığı kendisini rahatsız ediyordu. Böyle bir bilim dalının daha tutarlı bir temele dayanması gerektiğini düşünüyordu. Bir öğle tatilinde yine sınıfın çalışkanlarından bir gençle kafeteryada Coca Cola içerlerken ona sosyolojide gözüne çarpan bu tutarsızlıktan söz etmişti. Ve Amerikalı genç kendisine ilk kez Marks'tan söz etmişti. Marks'ın yapıtlarına karşı merakı böyle uyanmış ve Marks'ın görüşlerini öğrendikçe, sosyoloji teorilerinde kafasına takılan boşluklar, yeni bir boyutta tutarlı bir zincir oluşturmaya başlamıştı."

Yurda dönüşü
ABD’de doktora tezini bitirdikten sonra 1939’da Türkiye’ye dönen Behice Boran, ortaöğretimde kısa bir süre İngilizce dersleri verdikten sonra, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Doçent olarak görev yapmaya başladı. Bu dönemde toplumcu kimliğinin ilk ürünlerini “Yurt ve Dünya” dergisinde, Niyazi-Mediha Berkes, Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu, Adnan-Nazife Cemgil’le beraber yazarak yazın hayatı içinde üretmeye başlayan Boran 1942 yılında Muzaffer Şerif Başoğlu ile beraber “Adımlar” dergisini çıkarmaya başlamıştı.

TKP’li oluşu
Amerika’dayken oluşmaya başlayan, “Yurt ve Dünya” ve “Adımlar” dergilerindeki çalışmalarıyla da olgunlaşan marksist düşüncesi, üniversitede çalıştığı dönem boyunca da Boran’ın yaşamında önemli bir yer tuttu. Behice Boran, Nail Çakırhan’ın önerisiyle 1944 yılında Türkiye Komünist Partisi’ne girdi.

Üniversiteden kovulması
Boran 1948’de siyasal görüşleri yüzünden Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes ile birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. Bu operasyon göstere göstere gelmişti. 1945 de, Boratav ve Berkes’lerle beraber Boran’ın DTCF’deki görevlerinden bakanlık emrine alınmalarıyla yeni bir aşamaya girildiği anlaşılmıştı. 1948 yılında yapılan yasal düzenleme ile bu isimlerin DTCF’den uzaklaştırılması, üniversitelerdeki aydın akademisyenlere dönük son saldırı olmayacaktı.

Barışseverler Cemiyeti davası

"Behice Boran'ın becerisi aydın kimliği ile örgütleyiciliğinin bir arada olmasıdır." (Gökhan Atılgan)

Üniversiteden tasfiye edildikten sonra da boş durmayan Behice Boran, 14 Temmuz 1950’de Türk Barışseverler Cemiyeti’nin kuruluşunda yer aldı, cemiyetin başkanı oldu. Bugün “demokrasi yıldızı” gibi gösterilmeye çalışılan Adnan Menderes Hükümeti’nin TBMM kararı olmaksızın Kore’ye 4 bin 500 asker göndermesini protesto etmek için bildiri yayımlayan Boran ve Barışseverler Cemiyeti, çok sert baskı ile karşılaştı. Behice Boran, 27 Temmuz’da Eminönü Köprüsü’nde bu bildiriyi dağıttığı için aynı gece gözaltına alındı. Hemen tutuklanarak Sultanahmet Cezaevi’ne konuldu. Bu sırada toplam 15 ay hapis yatan Boran, oğlu Dursun’u da hapisteyken dünyaya getirdi.

Barış davası tahliyesinden 4 ay sonra bu kez de '51 TKP tevkifatıyla tutuklandı. İki ayını Harbiye’deki özel hücrelerde geçirmek üzere 5 ay hapis yattı.

TİP’e girişi ve Milletvekilliği
Şubat 1961 tarihinde 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi kuruldu. Kuruluşunun arkasından fazla bir gelişkinlik gösteremeyen TİP, Mehmet Ali Aybar’ın genel başkan olması ile birlikte hızla gelişmeye başladı ve partiye pek çok yazar, akademisyen, aydın katıldı. 1962 yılında Behice Boran da TİP’e girdi. Boran 1964 yılında Merkez Yürütme Kurulu’na, 1965 yılında yapılan genel seçimlerde de Urfa’dan milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. 1970 yılında yapılan 4. Kongre’de ise TİP’in Genel Başkanlığı’na seçildi.

12 Mart ve II. TİP dönemi
1970’teki TİP 4. Kongre’nin bir önemi de “Kürt meselesi” konusunda aldığı kararlardı. “Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı yaşamaktadır” diye başlayan ve “hakim sınıflar ile faşist iktidarların Kürtler üzerinde baskı, terör ve asimilasyon politikaları uyguladıkları sırf Kürt oldukları için onları ekonomik olarak geri bıraktırdıkları” ile devam eden bu kararlar, 12 Mart 1971 muhtırasının ardından cunta yönetimi tarafından TİP’in kapatılmasına ve Behice Boran’ın da 15 yıl hapse mahkum edilmesine gerekçe oldu.

12 Mart 1971 darbesinin “Balyoz Operasyonu”yla tutuklanan Boran, Mamak Cezaevi’ne konuldu. Dışarıda kendisine “revizyonist, oportünist” diyen genç kızları dahi dik duruşuyla kendisine hayran bırakan Boran, 1974 affıyla özgür kaldığında 64 yaşındaydı. 1 Mayıs 1975'te TİP'i yeniden kuruldu.

Bu dönemde yaşanan bir çok tartışmanın yanı sıra 1979 1 Mayıs’ında TİP’in aldığı tavır ve o gün yaşananlar Boran’ın ne kadar inatçı bir devrimci olduğunu kanıtlar nitelikteydi. 1979’da Taksim’de 1 Mayıs’ın kutlanması yasaklanmasına karşın 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamaya kararlı olan da TİP’ten, 1 Mayıs 1979 sabahı Behice Boran ve 171 TİP’li, Merter’den Taksim’e doğru yürümeye başladı. Ancak yürüyüşleri fazla uzun sürmeden sıkıyönetim güçleri tarafından gözaltına alındılar. Gözaltına alındığı sırada kafasına bir de dipçik darbesi yiyen ve o tarihte 69 yaşında olan Behice Boran’a, mahkemede hakim “Ne yapmak için çıktınız sokağa” diye sordu.
Boran, “1 Mayıs’ı kutlamak için” dedi.
-“Nerede kutlayacaktınız?”
- “Daha önce de söylediğim gibi Taksim’de…”
- “Taksime mi gidecektiniz?”
- “Evet Taksime gidecektik…”
- “Yol uzak, o kadar yolu nasıl gidecektiniz?”
- “Dinlene dinlene gidecektik…”

12 Eylül ve yurtdışı dönemi

“Her şeyi düşünmüştüm bu işlere girerken, hapis yatmayı, baskıları şunu bunu. Ama yetmiş altı yaşında, bir yabancı ülkede sürgün yaşamak hiç aklıma gelmemişti.” (Behice Boran)

12 Eylül darbesinin ardından yurtdışına çıkmak zorunda kalan Behice Boran, yurtdışına çıktıktan sonra da inandığı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yurtdışında sürdürdü. Bu çabalardan birisi de sosyalist solun birleştirilmesiydi. Yurtdışında TSİP, TİP, TKP'nin de içinde bulunduğu "Sol Birlik" oluşturuldu. Bu yapının dağılmasının ardından, TİP ve TKP'nin birleştirilmesi doğrultusunda çabaları sürdürdü. Boran TBKP'nin oluştuğunun açıklandığı basın toplantısından üç gün sonra, bu yeni oluşumun komünist hareketin bu iki önemli partisinin örgütsel ve ideolojik tasfiyesinin bir aracına dönüştüğünü görmeden, 10 Ekimde hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Türkiye'ye getirilen Boran için, tüm engellemelere karşın TBMM'de bir tören yapıldı ve İstanbul'da Şişli'den Zincirlikuyu mezarlığına yapılan görkemli bir yürüyüşle toprağa verildi.

(soL - Haber Merkezi)