Bir ilaç mümessilinin kaleminden: İlaç sektöründe işçi kıyımı başlıyor!

Oldukça zor koşullarda çalışan ilaç mümessilleri AKP'nin sağlık politikasının ilaç sektörüne olan etkilerini kaleme aldı.
Çarşamba, 20 Kasım 2013 16:01

(soL - Haber Merkezi) İlaç mümessillerinin çok zor koşullar altında çalıştığı biliniyor. Geçtiğimiz günlerde büyük ilaç firmaları çok sayıda ilaç mümessilinin işine son verdi. İşten çıkarmaların başlıca sebeplerinden biri AKP'nin sağlık politikası olurken, hastaların ilaçlara ulaşması da yine AKP'nin sağlık politikası nedeniyle oldukça zorlaştı.

AKP'nin sağlık politikalasının ilaç sektörüne olan etkilerini ve zor çalışma koşullarını bir ilaç mümessilinin kaleminden aktarıyoruz:

Türkiye İlaç Sektöründe Son Günlerde Neler Oluyor?

En son Türkiye'nin kutu bazında en çok ilaç satış rakamına sahip Abdi İbrahim İlaç'ta yüzlerce çalışanın işine son verildi. Üstelik hak edilmiş kıdem tazminatları verilmeden. Aslında birkaç hafta önce Bilim ilaç yaklaşık yüz, Bayer yüz on, İbrahim Ethem-Menarini yüz seksen çalışanının işine son verdi. Ve bu çıkarımların yıl sonuna kadar diğer firmaların da eklenerek artması bekleniyor. 2012 yılı sonunda yaklaşık 4000 çalışanın işine halihazırda son verilmişti. İlaç sektöründe, vahşi kapitalizmin belki de en son yaşanması gereken bir sektörde, bu kadar yakıcılığının bir dışa vurumu olarak ortaya çıkan bu sonucun başlıca sebeplerini, sektörde 5 yıldır çalışan bir Tıbbi Mümessil olarak anlatmaya çalışmak istiyorum.

Türkiye İlaç Sektörü'nde yaklaşık 300 ilaç şirketi faaliyet göstermektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde 68 ilaç üretim tesisi (15'i yabancı sermayeli) ve 64 üretici firma (13'ü yabancı) ile 12 ham madde üretim tesisi (6'sı yabancı) ve 10 ham madde üreten firma (4'ü yabancı) bulunmaktadır. İlaç sektöründe yaklaşık 30.000 kişi istihdam edilmekte olup istihdamın %50'den fazlasının eğitim seviyesi yüksektir. Sektörde, ileri teknolojiye uyum sağlayacak yüksek eğitim görmüş personel istihdamı ve buna bağlı olarak teknik bilgi düzeyi giderek artmaktadır. Piyasada yaklaşık 5.000 civarında ilaç ve 23.500 civarında eczane bulunmaktadır. (T.C. Bilim Sanayi Ve Teknoloji Bakanlığı İlaç Sektörü Raporu 2013/1) Öncelikle bu en son çıkarımlar AKP iktidarının sağlıkta dönüşüm stratejisinin ilaçtaki yansımalarıdır. Şöyle ki AKP son yıllarda SGK'nın açığının ana sebebini ilaç ödemeleri olarak gösterdi ve buna karşı bir "ilaçta tasarruf" politikası izledi. Ancak yıllar içinde ilaç fiyatları her sene düşüşe geçirilirken SGK'nın özel hastanelere yaptığı ödeme miktarları artırıldı. Aynı zamanda vatandaşın cebinden muayene ücretleri ve ilaç katılım payı adı altında daha önce devlet tarafından karşılanan binlerce kalem ilaçtan para alınmaya başlandı. Özellikle Kanser, Lösemi, Tiroit ve Şeker hastalarının bazı ilaçları Sağlık bakanlığının ilaç politikaları yüzünden piyasaya verilmemeye başlandı. En son Lenf kanseri hastası Dilek Özçelik'in çığlığı, Bakan ile genç kız arasında geçen çarpıcı bir olay olarak basında yer bulsa da, aslında bu durumda ve farklı hastalıklardan muzdarip binlerce hasta ilacına ulaşmak için çaba göstermeye devam ediyor.

AKP'nin tüm sektörlerde olduğu gibi yandaşı kayırma ve göz yumma olayı ne yazık ki ilaç sektöründe de yaşanmakta. AKP ile daha önce hiç adı sanı duyulmamış firmalar bir bir sektördeki yerlerini aldılar. Celtis, Basel, Nextpahrma, Novus gibi değişik isimlerle (aynı yönetim çatısı altında) AKP ve Cemaat dostu firmalar özellikle ilaç ruhsatlandırılması konusunda "pozitif ayrımcılık" ile Sağlık Bakanlığı tarafından yoktan var edildiler. Bir ilaç ruhsatı için yıllarca bürokratik ve bazı işlemlerin yapılması beklenirken bu firmalar bir gün içinde onlarca ilaç ruhsatı çıkarıp hızlıca piyasaya sürme hakkını kazandılar.

Sağlık Bakanlığı'nın ilaç politikasının bir sonucu, ilaç firmalarının kutu satış oranlarının artmalarına rağmen cirolarının erimesi olurken, diğer taraftan rekabet ortamını ve agresif satış uygulamalarını beraberinde getirdi. Biz Tıbbi Mümesillere düşen de ya işten kovulmak ya da daha zor ve yoğun çalışma şartları altında yaşamak oldu. Şirket patronlarının gözünde ilaca bakış açısı herhangi bir metadan farklı değildir. Satış stratejileri ve satış baskısı bir manav sahibinin ürünlerini satma arzusundan farksızdır. Bu baskıyı en çok yaşayan ve hisseden sahada çalışan biz Tıbbi Mümessilleriz. Hükümetin ilaç politikasının vatandaşa yansıyan sonuçlarından belki de en önemlisi kullanılan ilaçlardaki kalite standardının düşürülmesidir. Bu durumu Abdi İbrahim İlaç firmasının patronu Nezih Barut 13.11.2013 tarihinde Milliyet gazetesindeki demecinde "Türkiye'de İlaç kalitesi düşüyor, problemli ilaç sayısı artıyor" diyerek itiraf etmiştir. Halk sağlığı açısından son derece önemli bir sektörün sahibi rahatlıkla bunu ifade edebilmektedir. Ama aynı zamanda geçtiğimiz hafta karlılık hırsıyla yüzlerce çalışanını kapının önüne koyabilmektedir.

Sektörden en son kovulan arkadaşlarımıza sırf tazminat ödememek adına "yüz kızartıcı suç" ithamı ile işlerine son verilmiştir. Buradaki suç tarifini ise bazılarında KUSMAN denilen hekim ziyaretlerinin girildiği sisteme dayanarak hekim ziyaretleri beyanının yalan olduğu söylenmiş. Bazılarına ise sanal ilaç satışlarından dolayı şirketi zarara uğrattıkları söylenmiştir. Ama işin asıl sebebi 2011'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik" kapsamında ürün tanıtım elemanlarına yeterlilik belgesi verilmesi ile ilgilidir. Bu belge için sınav ücreti olarak 1000 TL ve yüzde 8 KDV tutarındaki paranın, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi döner sermaye hesabına yatırılması gerekiyor. 1 Ocak 2015'ten itibaren yeterlilik belgesi olmayan ürün tanıtım elemanları, bu alanda çalışamayacaklar. Zaten firmalar gelecek sene bakanlığın onlara uygun gördüğü kişi sayısı kadar tanıtım elemanı çalıştırabilecek. İşin acı tarafı yıllarca ilaç firmalarının milyonlarına milyonlar katmasını sağlayan çalışanlarına sırf tazminatsız işine son verebilmek için türlü yalanların içine girmesidir. Bu taktiği diğer ilaç firmalarının da fırsata çevirmek için bekledikleri ve binlerce kişinin bu sonu yaşayabileceğini görüyoruz.

Kapitalizmin sonucu olarak şirketler hangi sektörde olursa olsun karlarını artırmak için ilk seçenek olarak çalışanlarına kapıyı göstermektedir. Üstelik Türkiye işçi sınıfının mücadeleleriyle kazanılmış kıdem tazminatını hiçe sayarak.