Eşitsizlik hastalığı ve Louis Rene Villerme

Eşitsizlik hastalığı ve Louis Rene Villerme

Necati Çıtak
16/11/2016 Çarşamba

‘’İşçilerin büyük bir bölümü, 17 binde 5 bini, fahiş kiralar yüzünden komşu köylerde oturmak zorundaydı. Hatta bazıları, çalıştığı fabrikaya iki fersah bir çeyreklik mesafede (yaklaşık 9 km) oturuyordu.

Mulhouse yakınındaki Dornach’ta iş, yaz-kış sabahın beşinde başlıyor, akşamın beşinde sona eriyordu… Her sabah şehre gelişlerini akşam da dönüşlerini görmek gerekirdi doğrusu. Aralarında solgun benizli bir deri bir kemik kadınlar var, hepsi de çamur deryasında yalınayak yürüyen yağmur ya da kar yağdığında şemsiyeleri olmadığı için yüzlerini ve boyunlarını korumak için önlüklerini ya da etekliklerini başlarına geçiren kadınlar. Onların yanı sıra onlar kadar kire pasa batmış, solgun benizli, partallar içinde üstleri başları makine yağlarına bulanmış küçük çocuklar var. Bunlar, yağlı ceketlerinin su geçirmezliği sayesinde yağmurdan daha iyi korunuyorlar. Ancak çocukların kollarında sözünü ettiğimiz kadınlarda olduğu gibi günlük yiyeceklerini içeren bir sepet falan yok. Yalnızca, eve dönüş saatine kadar karınlarını doyurması gereken bir parça ekmeği, nasıl yapabiliyorlarsa öyle, ya ellerinde tutuyor ya da ceketlerinin altında saklıyorlar.

Böylece upuzun bir günün yorgunluğuna birde böylesine sık böylesine zahmetli gidiş gelişlerin yorgunluğu da ekleniyor. Bu da uyuma ihtiyacıyla bitkin halde eve varmalarına ve ertesi gün açılış saatinde atölyelerde bulunabilmek için yeterince dinlenmeden tekrar yollara düşmelerine sebep oluyor’’

1789 Burjuva Devrim’i sırasında aristokratlara karşı emekçileri yanlarına alan burjuvaların iktidara yerleştikten sonra ‘’egemenlikleri’’ için bir tehdit olarak gördükleri emekçilere karşı aristokratlarla uzlaşarak emekçiler üzerinde kurdukları tahakkümü had safhaya ulaştırdıkları Fransa’da 1840’larda yazılan bu cümleler tarihte ilk defa sağlığın sosyal ve toplumsal belirleyicilerini ortaya koyan kişi olarak kabul edilen ve 153 yıl önce bugün ölen Louis Rene Villerme’e aittir.

Bir hakimin oğlu olarak 1782 yılında Paris yakınlarında dünyaya gelen Villerme 1801-1804 arasında anatomi profesörü Guillamue Dupuytren’in yanında cerrahi eğitimi alır. Ardından 10 yıl süre ile Napolyon’un ordusunda çalışır. Savaştan sonra 1818 yılında araştırmalarına daha çok önem vermek için klinik aktivitelerini durdurur ve Tıp Akademisi üyeliğine seçilir. Toplumdaki eşitsizliklerle ilgili konularda daha detaylı çalışmalar yapabilmek için askeri hekimlikten ayrıldığı belirtilmektedir.

Toplumsal epidemiyolojiye ilk katkısı 1820 yılında yaptığı mahkumlar ile ilgili çalışmayla olur. Mahkumların genel topluma göre anormal şekilde yüksek olan ölüm oranlarını cezaevi tipi ve koşulları ile ilişkilendirmiş ve 1829 yılında aradan geçen 9 yılın sonunda yaptığı bir başka çalışma da ise bu oranda olan düşme sebebini cezaevi koşullarının iyileştirilmesine bağlamıştır.

İkinci olarak yaptığı katkı ise onun tanınırlığını ve ününü arttırır. Paris’in semtlerinde yaptığı çalışmalar ile yoksulluk ve mortalite arasındaki bağı ortaya koyar. Bulgularını 1822 ile 1830 yıları arasında değişik çalışmalarda yayınlar. Bu çalışmalarında 1817 nüfus sayımı, emlak kayıtları ve 1820 mali istatistiklerini kullanır, 1817 – 1826 yılları arasındaki ölüm kayıtlarını çıkartır, nüfus yoğunluklarını hesaplar ve kira ve vergi verilerinden bireylerin gelir durumlarını belirler. Bu verileri analiz ettiğinde, maddi durumu iyi olanlarla (örneğin zengin semtlerde oturanlar, vergi ödeyenler) yoksullar (örneğin kira ödeyenler, mülksüzler) arasında ölüm hızları bakımından açık bir farklılık bulur. Örneğin ortalama kiranın 400 frankın üzerinde olan mahallerde evde ölüm 10 binde 152 iken 200 frankın altında olan mahallerde bu sayı 217’dir. Ayrıca mahalledeki yoksul oranı %20’in üzerinde olan mahallerde evde ölüm 10 binde 219 iken yoksul oranı %10’un altında olan mahallerde evde ölüm 10 binde 160’dır. Çalışmalarının sonunda şu tarihsel sonuca ulaşır; Ölüm üzerine miyazmatik (çevre koşulları) faktörlerin değil, yoksulluğunun etkisi vardır.

Villerme, 1800’lerde istatistik bilimi henüz oturmadığı için sadece oranlara bakarak yoksulluğun daha çok öldürdüğünü belirtmiştir. 2011 yılında Chantal Julia ve AJ Valeron isimli iki Halk Sağlığı hekimi ise Villerme’in 1820’lerdeki verilerini kullanarak yoksulluğun daha çok öldürüp öldürmediğini istatistiksel olarak değerlendirirler. Ayrıca o zamanlarda ölümlerin %30’unun hastanelerde olduğunu belirterek o yılların hastane kayıtlarına ulaşıp Villerme’in verilerine hastane ölümlerini de eklerler. Yaptıkları istatistik sonrasında toplam vergi indeksi düşük olanlarda (sırasıyla, p<0.002, p=0.01), kira bedeli düşük olan mahallerde (p<0.002, p=0.002) ve yoksulluğun daha fazla olduğu mahallelerde (p<0.005, p<0.005) hem evde ölüm oranının hem de toplam ölüm oranının daha fazla olduğunu bulurlar. Yani yoksulluk ile fakirlik arasında Villerme’nin düşündüğünden çok daha anlamlı bir ilişki olduğu ortaya koyarlar. Villerme’nin bu çalışmaları ve akademik başarıları 1829 yılında yankı bulmaya başlar. Hijyen Yıllıkları adlı derginin kurulmasına katılır, 1831’de Paris Sağlık Güvenlik Kurulu’na girer ve Ahlaki ve Siyasi Bilimler Akademisi’ne seçilir. Bu tarihten sonra işçi sınıfının sağlığı üzerine araştırmalara başlar.

Endüstriyel toplumlarda uzunca bir süredir bilerek ihmal edilen, işçi sınıfının sağlığı ve sanayileşmenin etkisi hakkında geniş bir zamana yayılan ve de Akademi tarafından 4000 frank bütçe sağlanan çalışmasına 1834 yılında başlar. Bu çalışma emekçilerin sağlık durumu ile ilgilenmiş ve emekçilerin yaşam koşulları üzerine değerlendirme yapan ilk bilimsel çalışma olarak tarihteki yerini alır. Altı yılın sonunda, 1840’da, yazının başında kısa bir bölümünü okuduğunuz raporunu ‘’Pamuk, Yün ve İpek Fabrikaları İşçilerin Fiziki, Maddi ve Manevi Durumlarının Tablosu’’ adıyla 458 ve 451 sayfalık iki cilt halinde yayınlar.

Bu çalışma için Fransa’nın ve İsviçre’nin bazı bölgelerinde çeşitli işlikleri gezerek pek çok bilgi ve istatistiksel verileri toplar. Nesnel bir çalışma gerçekleştirebilmek için sadece işlikleri ziyaret etmekle yetinmez aynı zamanda işçilerin evlerini de ziyaret eder. İşçilerin fiziki ve manevi durumlarını tarifler ayrıca çalışma koşulları, yaşam şekilleri ve yaşam beklentilerini yaş ve mesleklerine göre sınıflar. İşçilerin yaşadığı yerleri ve yaşam beklentilerini kısa bir cümlede çok iyi tarif etmiştir;

‘’Mulhouse’da, Darnach’ta ve komşu evlerde iki ailenin birer köşede, iki tahta arasında yere serpilmiş samanlar üzerinde yattığını gördüm. Haut-Rhin ilinde pamuk sanayi işçilerinin içinde yaşadıkları aşırı yoksulluk, şu yürekler acısı sonucu doğuruyordu: Üretici tüccarların, kumaşçıların, fabrika müdürlerinin ailelerinde yaşayan çocukların yarısı 21 yaşına basarken, dokumacı ve pamuk iplikçisi ailelerdeyse aynı çağdaki çocukların yarısı iki yıl önce ölüp gidiyorlardı.’’

Rapordaki bilgiler genel hatlarıyla işçilerin, özellikle de çocukların ve kadınların, çalışma koşulları, aldıkları ücretler, yaşam şekilleri ve beslenme alışkanlıkları ile ilgilidir. Villerme’nin kayıtlarına göre 1835 yılında 196 bin olan kadın işçi sayısı 1839 yılında 242 bine ulaşmıştır. Ayrıca 1839 yılı itibariyle çocuk işçi sayısı yaklaşık 150 bin civarındadır (toplam işçilerin %12’si). Raporun bir başka bölümünde şöyle yazmaktadır;

‘’Oradaki çalışma bir iş, bir görev değil, bir işkencedir. Ve bu işkenceyi altı ile sekiz yaş arasındaki çocuklara uyguluyorlar. Bu özellikle pamuk ipliği işliklerinde çalışan işçileri yıpratan, her tanrının günü çekilen sonu gelmez bir işkencedir.

İnceleme altına aldığımız kesim içinde en fakirleri pamuklu sanayide çalışan işçiler arasındadır ve bu sektörde yün sanayinde olduğu gibi en kötü durumda olanlar düz kumaş dokuyan vasıfsız dokuma işçileridir.

Ancak buna karşın ipek işçileri arasında dokumacı en iyi gündeliği alan kişidir. Lyon’da dokumacı kadınların dokuma işinin çocuklarını emzirmekten daha karlı olduğundan zaman kaybetmemek için çocuklarını sütannelere verdiklerini gördüm.’’

Lafargue’nin 1880 yılında yayınlanan ‘’Tembellik Hakkı’’ adlı kitabında, Villerme ve raporundan bahsedilmektedir. Ağır zindan hapsine mahkum olanların yalnızca 10 saat, Antil adalarındaki kölelerin de 9 saat çalıştıklarını belirttiğini ve de 1789 devrimini yapmış ve şu anlı şanlı ‘’İnsan Hakları’’nı ilan etmiş Fransa’da işçilere verilen 1,5 saatlik yemek molasıyla birlikte iş gününün 16 saat olduğu imalathanelerin var olduğunu tespit ettiği yazılmıştır.

Villerme’nin raporu Fransa’da çocuk emeğini düzenleyen çocuk işçi yasasının yapılmasında büyük bir rol oynar. Doğrudan işçi çocuklara yönelik ilk yasal uygulama olan bu yasa 22 Mart 1841’de uygulanmaya başlar. “Fabrika, İmalathane ve Atölyelerde Çalışan Çocukların Çalışma Düzenine İlişkin Yasa” adıyla çıkan yasa ile beraber 20 işçi çalıştıran işyerlerinde 8 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklanmış, 16 yaşından küçüklerin “ağır ve tehlikeli işlere alınmamaları” öngörülmüştür. Aynı yasa, “hafta tatili” hakkı da tanıyarak, 8-12 yaşlarındaki çocukların günlük iş süresini 8 saatle, 12-16 yaşlarındaki çocukların iş süresini günde 12 saatle sınırlandırmış, ayrıca 13 yaşından küçüklerin fabrika ve imalathanelerde gece döneminde çalıştırılmalarını yasaklamıştır. Kuşkusuz söz konusu olan yalnızca bir “yasa”dır. Yani uygulamada sorunlar yaşanmış ve uygulanması yine işverenlerin insafına bırakılmıştır, ama bu tarihsel kazanım bile çok önemlidir.

Dünya Sağlık Örgütü, 2005 yılında Sağlığın Toplumsal Belirleyicileri Komisyonu’nu kurmuştur. M. Akif Akalın’ın 2015 Aralık ayında Yazılama’dan çıkan ‘’Sağlığa ve Hastalığa Toplumcu Yaklaşım’’ adlı kitabında belirttiğine göre Komisyon çalışmalarını 2008 yılında tamamlayarak, sağlıktaki eşitsizliklerin toplumdaki eşitsizlikler nedeniyle ortaya çıktığı ve sağlıktaki eşitsizliklere insanların içinde doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı, çalıştığı ve yaşlandığı koşullardaki eşitsizliklerin neden olduğu sonucuna ulaşmıştır. İnsanları “hastalıkların değil, eşitsizliklerin öldürdüğü” gerçeğini kanıtlarıyla gözler önüne seren Komisyon, toplumsal eşitsizliklerin itici gücünün de güç, para ve kaynaklardaki eşitsizlikler olduğunu ilan etmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün neredeyse iki yüz yıl sonra Villerme ile benzer sonuçlara ulaşabilmiş olması kuşkusuz ki Louis Rene Villerme’in çağının ötesine geçtiğini göstermek için yeterlidir.

Ölümünün 153. yılında Louis Rene Villerme’e saygıyla ve sağlığın sadece ulaşılabilirlik ile düzeleceğini sananların kulaklarının çınlaması umuduyla.


KAYNAKLAR:

1. Sağlığa ve Hastalığa Toplumcu Yaklaşım. M.Akif Akalın. Yazılama Yayınevi. 2016.

2. Tembellik Hakkı. Paul Lafargue. Çev: İhya Kahraman. Ayrıntı-Lacivert Kitaplar. 2015

3. Julia C, Valleron AJ. Louis-Rene Villerme (1782-1863), a pioneer in social epidemiology: re-analysis of his data on comparative mortality in Paris in the early 19th century. J Epidemiol Community Health. 2011 Aug;65(8):666-70