Yeni yıla girerken Sınıfın Sağlığı

Yeni yıla girerken Sınıfın Sağlığı

Akif Akalın
24/12/2015 Perşembe

Yeni bir yıla girerken durum değerlendirmesi yapmak, geçen yılın muhasebesini, gelecek yıla ilişkin beklenti ve umutları sıralamak adettendir. 2014 sonunda yenilenen Sol Portal blogları arasında yayın hayatına başlayan Sınıfın Sağlığı, bugüne kadar okurlarıyla bu makale dahil 108 yayın paylaştı, yedi arkadaşımız makale ve çeviri yazılarıyla Sınıfın Sağlığı’na katkıda bulundular. Bu süreçte Sol Portal verilerine göre, oldukça özgül bir alanda yazmamıza rağmen, geniş bir okur çevresine ulaştık. İlgileriyle bizi onurlandıran okurlarımıza çok teşekkür ederiz.

Sınıfın Sağlığı’nda çıkan yazılarımız aynı zamanda sosyal medyada da paylaşılıyor ve paylaşım rakamları geçen yıl 5 kat artarak ortalama 500’leri buldu. Yazılarımız aynı zamanda Toplumcu Tıp Sayfaları ve İnsan Bu web sitelerinde de yayınlanıyor. Geçtiğimiz yıl içinde Sınıfın Sağlığı’nda yayınlanan çok sayıda yazımız Petrol İş Sendikası, Diren Emek, Direnişte ve Güvenli Çalışma başta olmak üzere birçok web sayfasında da paylaşıldı. Akademisyenler ve yazarlar çalışmalarında Sınıfın Sağlığı bloğunda yayınlanan yazılara atıfta bulundular. Yayınlarımızın okurlarına ulaşmasını sağlayan bütün dostlarımıza teşekkürü borç biliriz.

SAĞLIKTA SINIF BAKIŞI
Sınıfın Sağlığı toplumda ve aydınlar arasında sağlıkta “sınıf” bakışını yaygınlaştırmayı, sağlığa “sınıf mücadelesi” perspektifinden yaklaşmayı amaçladı. Son yıllarda sağlığa “toplumcu” bir perspektiften bakan yayın sayısında önemli bir artış oldu. Geçtiğimiz 5 yıl içinde toplumcu tıp alanında yayınlanan kitap sayısı, Cumhuriyet tarihimiz boyunca yayınlanandan daha fazladır. Diğer yandan internet ortamı, özellikle sosyal medya, yayınların çok daha geniş kitlelere ulaşmasında büyük rol oynadı ve toplumcu tıp popülerleşmeye başladı. 

Daha beş yıl önce Google arama motorunda “toplumcu tıp” terimi arattırıldığında erişilebilen sayfa sayısı 10’u bulmazken, bugün binlerce sayfaya erişilebiliyor. Kuşkusuz bunda birçok duyarlı sağlıkçının ve aydının, kamuoyunu sağlığa toplumcu yaklaşım konusunda bilinçlendirme çabalarının büyük payı var. Yine bugün elektronik ortamda veya yazılı basında birçok gazetenin toplumcu tıp konularını ele alan “köşeler” açtığını görmekten çok memnunuz.

NEDEN SINIF?
Konu “sağlık” olduğunda, toplumu oluşturan bütün kesimlerin çıkarları “ortakmış” gibi göründüğünden, diğer bir deyişle sağlık “sınıflar üstü” bir alan olarak algılandığından sağlıkta “sınıf” vurgusu ilk bakışta yadırgatıcı gelebilir. Nitekim çoğu sol ve sosyalist çevreler “sınıf” vurgusu yerine daha çok sağlıkta “eşitsizliklere” vurgu yapmayı tercih ediyorlar.   

“Sağlıkta eşitlik” yaklaşımı toplum içinde sağlık bakımından ortaya çıkan eşitsizlikleri daha çok sosyoekonomik konum, toplumsal cinsiyet ve ırk/etnisite eksenlerinde ele alıyor ve bu eşitsizliklerin giderilmesinde çoğu kez kaynakların yeniden dağıtımı ve transferler politikaları öneriyor. Sağlıkta “sınıf” vurgusu ise yukarıdaki eksenleri yadsımamakla birlikte, eşitsizliklerin ana nedeninin “sınıfsal eşitsizlikler” olduğundan hareketle, eşitsizliklere “sınıf” ekseninde yaklaşıyor ve bu eşitsizliklerin giderilmesi için toplumun sosyal örgütlenmesinde işçi sınıfı lehine bir değişim (devrim) öneriyor. 

Bazı yazarlar “sağlıkta eşitlik” yaklaşımının da “sınıfı” dışlamadığını, araştırmalarda kullanılan gelir, meslek, eğitim gibi değişkenlerin bireylerin ait olduğu toplumsal sınıfı yansıttığını savunuyorlar. Bizce bu yaklaşımın iki sorunu vardır: 

Birincisi, sınıf “sosyoekonomik konuma” indirgenerek, içeriği boşaltılmaktadır. Bir bireyin ait olduğu sınıfı bireyin üretim araçları karşısındaki konumu, üretim araçlarıyla ilişkisi belirler. Bu anlamda kapitalist bir toplumda iki “ana” sınıf vardır: üretim araçları üzerinde mülkiyete ve kontrole sahip kapitalist sınıf (sermaye) ve geçimini emeğini satarak sağlayan, üretim araçlarına sahip olmayan ve bu araçlar üzerinde kontrolü olmayan işçi sınıfı (emek). Bu iki sınıf dışında “ara sınıflar” veya “orta sınıf” olarak tanımlanan kesimler de vardır fakat sınıf mücadelesi açısından belirleyici olan sınıflar sermaye ve emektir. 

Örneğin “gelir” değişkeni kullanan araştırmalar genellikle toplumu yüzde 20’lik gelir dilimlerine ayırarak inceler ve bu dilimler arasındaki eşitsizlikleri gelir dağılımındaki adaletsizliğe bağlar. Oysa Küba deneyiminden asıl sorunun “gelir” olmadığını biliyoruz. ABD ile “gelir” bakımından hiçbir şekilde kıyaslanamayacak bir ülke olan Küba’nın sağlık göstergelerinin ABD’ninkilerle yarışıyor olması bunun en açık kanıtıdır. Araştırmalarda “gelir” yerine “sınıf” değişkeni kullanıldığında bu durum daha da belirginleşecektir.

İkincisi, sağlıkta eşitsizlik yaklaşımının kullandığı sosyoekonomik konum, toplumsal cinsiyet ve ırk/etnisite eksenlerinin “kesişme” noktası da sınıftır. Sosyoekonomik konum, toplumsal cinsiyet ve ırk/etnisite değişkenleri kullanılan araştırmalarda yoksullar ile zenginler, düşük eğitimlilerle yüksek eğitimliler veya kadınlarla erkekler arasında sağlık bakımından büyük eşitsizlikler ortaya konmaktadır. Ancak bu araştırmalarda “sınıf” değişkeni kullanılarak, bulgular “sınıf” değişkenine göre “düzeltilirse”, bu eşitsizliklerin de ardında sınıfsal eşitsizliklerin yattığı ve asıl belirleyici olanın sınıf olduğu görülür. 

TOPLUMCU SAĞLIK SÖYLEŞİLERİ
Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde geçen yıl başlattığımız ve bu yıl da sürdürmeye karar verdiğimiz Toplumcu Sağlık Söyleşileri, sağlığa “sınıf” bakışını ve sağlığın nasıl “sınıf mücadelesi” perspektifiyle ele alınabileceğini ortaya koymaya çalıştığımız bir çalışma. Başta Sınıfın Sağlığı okurları olmak üzere sağlıkçılar ve çeşitli mesleklerden aydınlar geçen yıl çeşitli konuları tartışmak için 7 kez bir araya geldiler. Bu yıl da “Çocuklarımızı şeker tehlikesinden nasıl koruruz?” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantılarımız 2016 yılında da devam edecek. 

Toplumcu Sağlık Söyleşileri İstanbul dışında Çanakkale (iki söyleşi) ve İzmir’de de (bir söyleşi) yapıldı. Önümüzdeki dönemde söyleşilerin yapılacağı il sayısının artacağını umuyoruz.  

TOPLUMCU SAĞLIK DERNEĞİ
Geçen yıldan beri Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) sürdürülen Toplumcu Sağlık Söyleşileri, bu yıl toplum içinde toplumcu sağlık anlayışının yaygınlaştırılması çabalarının daha örgütlü bir hale getirilmesini hedefleyerek “Toplumcu Sağlık Derneği” kurmaya karar verdi. Dernek ilk olarak Anadolu yakasında Maltepe bölgesinde “mahalle” temelli çalışmalara başladı.

Maltepe ilçesinin 17 mahallesinde başlatılan emekçilere yönelik çalışmalar çerçevesinde Maltepe Kent Konseyi, Maltepe Belediyesi ve Maltepe NHKM ile ilişkiye geçilerek bir “eylem planı” oluşturuldu. Çalışmaların bölge halkına duyurulması için her mahalleye pankart, afiş ve el ilanları ile ulaşılmasına karar verildi. 

İlk olarak 16 Aralık 2015’de Gülensu Mahallesi’nde düzenlenen toplantıya 40 kadın katıldı. Hijyen ve enfeksiyonlardan korunma konularının tartışıldığı eğitim oldukça başarılı oldu. Diğer mahallelerde muhtarlarla eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi için görüşmeler devam ediyor. Bundan sonra eğitim çalışmaları oluşturulacak bir takvim çerçevesinde Toplumcu Sağlık Derneği gönüllüleri tarafından sürdürülecek.  

DİLEK VE TEMENNİLER
On dokuzuncu yüzyılda temelleri Engels ve Virchow tarafından atılan, yirminci yüzyılda Ekim Devrimi ile ete – kemiğe bürünen “toplumcu tıp” anlayışı, yirmi birinci yüzyılda Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sağlığın Toplumsal Belirleyicileri Komisyonu tarafından yeniden canlandırıldı. Türkiye’de ise Cumhuriyetin ilk yıllarında ve 1960’larda kısa bir süre için de olsa sağlık ortamına egemen olan toplumcu tıp yaklaşımı, uzun bir süredir unutturulmaya çalışılıyor.

Günümüzde sağlıkta toplumcu yaklaşımın gerek DSÖ düzeyinde, gerekse en prestijli tıp dergilerinde gündemde olmasına rağmen, Türkiye’nin tıp ve sağlık ortamında bireyci tıp ve biyomedikal yaklaşım egemenliğini koyulaştırıyor. Yurt dışında bu alanda devasa bir literatür olmasına rağmen, başta tıp fakültelerimiz olmak üzere akademi ve aydınlarımızın çoğu sağlığın toplumsal belirleyicilerini “görmemeye” devam ediyorlar. Türkiye’de bu alandaki yayınlar, yurt dışındakilerle kıyaslandığında çok cılız kalıyor. 

Önümüzdeki dönemde sağlıkta “toplumcu” yaklaşımın ülkemizin tıp ve sağlık ortamlarında daha fazla tartışılabilmesini ve toplum içinde sağlığa ve tıbba ilişkin “yanlış bilinçlenmenin” giderilmesini sağlayabilmek için çabaların daha da artacağını umuyoruz. Tıbbın hastalıkların “nedenleri” üzerine yoğunlaşmak yerine “nedenlerin nedenlerine” yönelebilmesi için hekimlerimize Brecht’in şiirinde işçinin hekimine sorduğu soruyu daha yüksek sesle sormamız, hekimlerin tedaviden çok önleyiciliğe ağırlık vermesini teşvik etmemiz gerekiyor:

“Rutubetten, diyorsun, vücudunuzdaki ağrı.

Duvarlarımızdaki leke de ondan.

Söyle öyleyse bize:

Rutubet nerden?”