Ya sosyalizm, ya barbarlık

Ya sosyalizm, ya barbarlık

Akif Akalın
30/04/2015 Perşembe

Michael Moore’un Sicko belgeselindeki efsanevi Kanada sağlık sistemi giderek tarih oluyor. Aslında yalnızca Kanada sağlık sistemi değil, ileri kapitalist ülkelerin refah uygulamalarının bütün yaldızları dökülüyor. Yıllardır “insan” gibi yaşamak için mutlaka sosyalist olmak gerekmediğini, özlem duyulan insanca bir yaşamın gelişmiş kapitalist ülkelerde mümkün olduğunu savunanların eli her gün daha da zayıflıyor.

İkinci Paylaşım Savaşı’nı izleyen yıllarda ileri kapitalist ülkelerde izlenen “refah” politikaları, bu ülkelerdeki yaşamı emekçiler ve toplumun geniş kesimleri için daha insani, daha yaşanılır kılmıştı. Birçokları bu durumu gelişmiş sanayi ülkelerinin “zenginliğine” bağladılar. Hatta ulusal gelir ile “demokrasi” ve “insan hakları” arasında ilişki kuranlar dahi oldu. Oysa bu ülkelerde izlenen refah politikalarının ardında da “sosyalizm korkusu” vardı.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrası sosyalizmin bir dünya sistemi haline gelmesi ve yerkürenin üçte birinin kapitalist – emperyalist sistem için sömürü alanı olmaktan çıkması, ileri kapitalist ülkeleri yurttaşlarına daha iyi bir yaşam sunmaya zorluyordu. Kuşkusuz refah uygulamaları içinde sağlık hizmetleri özel bir yere sahipti. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı öğretim üyesi Profesör Dr. Gazanfer Aksakoğlu bu durumu İngiltere için şöyle ifade etmiştir:

“Savaşın bitimiyle birlikte yönetime gelen İşçi Partisi, BK [Birleşik Krallık] işçilerinin SSCB emekçilerini örnek alarak ayaklanmasını önlemeye dayalı genel stratejisi çerçevesinde temel ilke olarak herkese eşit ve parasız sağlık hizmetini, yerinde sunmayı kararlaştırdı”.

İngiltere’den sonra batı Avrupa ülkeleri ve Kanada’da sağlık hizmetleri sosyalleştirildi ve insanlar tarihte ilk kez üretimin amacının kar olduğu ülkelerde hastalanmaktan korkmadan yaşamaya başladılar. Türkiye’den bu ülkeleri ziyaret edenler, herkese eşit ve ücretsiz sağlanan sağlık hizmetlerine hayran kalıyor, döndüklerinde anlata anlata bitiremiyorlardı.

Yirminci yüzyılın sonuna doğru sosyalizmin çözülmesiyle birlikte çanlar “refah” toplumları için çalmaya başladı. Neoliberal politikalarla sağlık ileri kapitalist ülkelerde de özelleştirilmeye ve piyasalaştırılmaya başladı. Geçtiğimiz yıllarda herkesin imrendiği Kanada’da bugün herkes geleceğinden kaygı duyuyor.

Kanada’nın önde gelen “ana akım” gazetelerinden Globe and Mail’da 22 Nisan’da yayınlanan André Picard imzalı bir makalenin başlığı gelinen durumu özetlemeye yetiyor: “Banyo ne zaman ihtiyaç haline gelir?”

Makale bakımevinde yaşayan bir hastanın “haftada kaç kez banyo alması gerektiğini” soruyor. Eğer standart “haftada bir” ise hastaların daha fazlası için ayrıca ödeme yapması gerekecek. Bu standartları sağlık sigortası belirliyor. Elbette sağlık sigortası artık yalnızca “temel” gereksinimleri karşılıyor ve bunun üstü ancak cepten ödeme veya ek sigortalarla mümkün.

Sicko belgeselinde gördüğümüz bütün sağlık hizmetleri ücretsizdi. Bugün Kanada’da sağlık hizmetlerinin yalnızca yüzde 70’i vergilerden karşılanıyor, kalan yüzde 30’u için özel ödeme yapmak gerekiyor. Kuşkusuz bunlar daha Kanada’nın iyi günleri. Bu oranlar giderek daha da bozulacak. Çünkü sağlık sigortası yalnızca “tıbbi” olarak gerekli olanları karşılayacağını söylüyor. Aslında bu ilk bakışta oldukça makul ve mantıklı fakat “tıbbi” olarak neyin gerekli olup neyin olmadığını kim ve nasıl belirliyor? Quebec Sağlık Bakanı Gaétan Barrette hastaların sağlığı için haftada bir banyo almalarının yeterli olduğunu öne sürerken hangi bilimsel kanıtlara dayanıyor?

Kanada yaşlı bir toplum. Türkiye de giderek yaşlanıyor. Yaşlı insanlar kapitalistler için bir yük. Özellikle artık ne üretebilen, ne de sistem için “iyi” tüketiciler olan 80 yaş üzeri nüfus, üstüne üstlük “bakım” istiyor. Bu bakımın giderinin de karşılanması gerek elbette. Kanada’da bugün bakımevlerinde 400 bin kadar yaşlı hizmet alıyor. Bunların bir kısmı kamusal. Maddi durumu iyi olanlar ise özel bakımevlerinde kalıyor. Şüphesiz kamusal bakımevlerinden hizmet alabilmenin şartları var: yaş, gelir, tıbbi durum, ikamet edilen eyalet.

Kanada’nın en zengin ve dolayısıyla sağlık hizmetlerinin en kapsamlı sunulduğu eyaleti Ontario’dur. Sicko belgeselinde de Ontario’daki hizmetler gösteriliyordu. Ontario’da 77.101 uzun süreli bakım yatağı var. Eyalette 23.436 yaşlı bu yataklardan yararlanabilmek için sıra bekliyor ve ortalama bekleme süresi 108 gün. Artık sayılı günleri kalan insanlar için oldukça uzun bir süre.

Kanada eski “altın günlere” geri dönebilir mi? Bu sorunun yanıtı çok açık: sosyalizmin gücüne bağlı... Eğer Kanada’nın egemen sınıfları yeniden sosyalizmi iktidarları için bir tehdit olarak görmeye başlar ve kendilerini emekçileri sosyalizmden uzaklaştırabilmek için tavizler vermek zorunda hissederlerse, refah politikalarına geri dönebilirler. Ancak bunun için sosyalizmin gerçekten bir “tehdit” haline gelmesi lazım. Aksi halde dünya emekçilerini sosyalizmin alternatifi olan “barbarlık” bekliyor.

Tarihin derinliklerinden bize yol göstermeye devam eden Rosa Luxemburg’u saygıyla anıyor, Türkiye işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününü, 1 Mayıs’ı kutluyoruz.


Kaynaklar

Akalın, A. (2005). The Battle of Medicare is not Over. People’s Voice, 13 (8): 6 – 7. 1 – 15 May 2005. Vancouver.

Akalın, A. (2007). Dr. Bethune: Örnek Bir Yaşam Öyküsü. Toplum ve Hekim, 22(4): 291 – 3005.

Akalın, A. (2012). Sosyalleştirmenin İdeolojisi. Füsun Sayek TTB Raporları – 2011. Ankara    

Aksakoğlu, G. (1994). İngiltere sağlık sistemi. Toplum ve Hekim, 9(64-65): 96 – 100.

Pickard, A. (2015). When does a bath become a necessity? Globe and Mail. 22 April 2005. http://www.theglobeandmail.com/globe-debate/when-does-a-bath-become-a-ne...