Sağlığa kar temelli yaklaşıma karşı hak temelli yaklaşım

Sağlığa kar temelli yaklaşıma karşı hak temelli yaklaşım

Akif Akalın
08/04/2015 Çarşamba

Bugün “Dünya Sağlık Günü”. Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nın kabul edildiği 7 Nisan 1948 tarihine ithaf edilen Dünya Sağlık Günü, her yıl sağlıkta hak temelli yaklaşımın simgesi olarak kutlanıyor.

Sağlığa hak temelli yaklaşım Avrupa’da 1848 barikatlarında doğmuş, 1871 Komün günlerinde kısa bir süre yaşama geçmiş, fakat esas olarak 1917 Ekim devrimiyle Sovyetler Birliği’nde ete – kemiğe bürünmüştür. Sovyetler Birliği sağlık hizmetlerini sosyalleştirmiş ve bir devlet hizmeti olarak emekçilerin gereksinimlerine göre ve hak temelinde örgütlemiştir.

Sovyetler Birliği’ndeki bu gelişme, sermaye egemenliğindeki dünyaya uzun süre yansımamıştır. Ancak 1929’da içine düştüğü bunalımını aşamayan ve bunalımın yükünü emekçilerin sırtına yıkan sermaye, başta gelişmiş sanayi ülkeleri olmak üzere dünyanın bütün coğrafyalarında büyük prestij kaybına uğrayınca, faşizm tırmanışa geçmiş ve sermaye bunalımını aşabilmek için dünyayı İkinci Paylaşım Savaşı’na sürüklemiştir. Sermaye egemenliği altındaki toplumlar, sağlığa hak temelli yaklaşımla İkinci Paylaşım Savaşı sürecinde birlikte oldukları Sovyet askerleri sayesinde tanışmışlardır.  

İkinci Paylaşım Savaşı’ndan utkuyla çıkan anti-faşist güçlerin baskısıyla Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nda sağlık bir “insan hakkı” olarak tanımlamışsa da, savaş sonrası kendisini kısa sürede toparlayarak ekonomiyi düzeltmeyi başaran sermaye, sağlığa hak temelli yaklaşımı sağlık hizmetlerine “erişimi kolaylaştırmaya” indirgemeyi başarmıştır. Kapitalizmin 1960’larda “altın çağına” girmesiyle birlikte sermaye gelişmiş sanayi ülkelerinde emekçiler arasında yeniden prestij kazanmıştır.

Sermayenin gönenci uzun sürmemiş ve kapitalizm 1970’lerde yeniden durgunluğa girmiştir. Petrol krizinin körüklediği bunalım sermayeyi yeniden zora sokmuş, emekçiler arasında hoşnutsuzluğa yol açmıştır. Bu ortamda İkinci Paylaşım Savaşı sonrası parçalanan sömürge sisteminin boyunduruğundan kurtulan ülkelerin bağımsızlık kazanarak Dünya Sağlık Örgütü’nde sosyalist ülkelerle birlikte tutum almasıyla, sağlığa hak temelli yaklaşım daha da güç kazanmış ve bu güçle 1970’lerin sonuna doğru Kazakistan’ın başkenti Alma-ata’da Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı toplanarak Alma-ata deklarasyonunu kabul etmiştir. 

Alma-ata deklarasyonu, Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nda sağlığın bir “hak” olarak tanımlanmasını bir kez daha, fakat bu kez çok güçlü bir şekilde teyit etmiştir. Sağlığa ve sağlık hizmetlerine bütüncül ve kapsamlı bir yaklaşım benimseyen deklarasyon, sağlığın politik, sosyal, ekonomik ve ekolojik belirleyicilerine vurgu yapmakta, insanların sağlığından devleti sorumlu tutmaktadır.

Ancak deklarasyona imza atmak zorunda kalan sermaye birkaç yıl içinde yeniden toparlanarak, emeğe karşı küresel ölçekte bir savaş başlatmıştır. Sermaye’nin Reagan – Thatcher ekürisi önderliğinde yürüttüğü bu savaşta önce geri bıraktırılmış ülkelerin emekçileri askeri, faşist darbelerle dize getirilmiş, daha sonra sosyalizmin çözülmesiyle birlikte birkaç ülke dışında bütün dünya sermayenin neoliberal politikalarına teslim olmuştur.

Neoliberal politikalarla sağlık ortamına kar temelli yaklaşım egemen olmuş ve emekçiler İkinci Paylaşım Savaşı sonrası elde ettikleri bütün kazanımları hızla yitirmeye başlamışlardır. Dünya sağlıkta karanlık bir döneme girmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün sermayenin güdümüne girmesiyle birlikte Dünya Bankası ve diğer sermaye örgütleri eliyle sağlık bir hak olmaktan çıkartılmış ve sağlığa kar temelli yaklaşım egemen olmuştur.

Neoliberal politikalar 1990’lı yıllarda sağlıkta büyük bir tahribata yol açtmıştır. Sağlık hizmetlerine erişim sınırlanırken, sağlıkta eşitsizlikler hızla tırmanmaya başlamıştır. Toplumların sağlık gereksinimleriyle, sağlığın özelleştirilmesi ve piyasalaştırılması arasındaki çelişki derinleştikçe neoliberal politikalara tepkiler yükselmeye başlamıştır. Başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere dünyanın çeşitli coğrafyalarında sağlığa hak temelli yaklaşım talebi yeniden yükseltilmeye başlamıştır. Bu gelişmelere daha fazla sessiz kalamayan Dünya Sağlık Örgütü, 2008 yılında yayınladığı Dünya Sağlık Raporu’nda bu çelişkiyi şu tümcelerle ifade etmiştir:

“Sağlık bakımına erişimdeki ve sağlıktaki en büyük eşitsizlikler, sağlığın meta olarak görüldüğü ve sağlık hizmetlerinde amacın kar olduğu yerlerdedir. Bu durum gereksiz tetkikler ve işlemler yapılmasına, insanların hastanelere daha sık gitmesine ve hastanelerde daha uzun süre kalmasına, toplam maliyetlerin artmasına ve ödeme gücü olmayanların dışlanmasına yol açmaktadır”.

Bugün sağlık ortamında sağlığa hak temelli yaklaşım düşüncesi yeniden güç kazanmaktadır. Sermayenin neoliberal politikalarının hiçbir sağlık sorununa çözüm olamadığı, aksine bizzat kendisinin bir sağlık sorunu haline geldiği her gün daha iyi anlaşılmaktadır. Kuşkusuz sağlığa kar temelli yaklaşımın ortadan kaldırılması ve hak temelli yaklaşımın benimsenmesi sınıf savaşımının sorunudur. Dünyada sağlıkta hak temelli yaklaşımın egemen olması, işçi sınıfının mücadelesiyle mümkün olacaktır.

Dünya Sağlık Günü kutlu olsun.