‘Kötü bilim’ sermayenin hizmetinde

‘Kötü bilim’ sermayenin hizmetinde

Akif Akalın
25/08/2015 Salı

1970’li yıllarda işçi sınıfı hareketinin gerilemeye başlaması ve nihayet sosyalizmin çözülmesiyle birlikte kapitalizm, yirminci yüzyılda işçi sınıfına vermek zorunda kaldığı ödünleri geri almaya başlamıştır. Reagan – Thatcher ekürisi eliyle başlatılan neoliberal saldırı sermayenin önündeki engelleri ortadan kaldırmış ve kapitalistler için dikensiz bir gül bahçesi yaratmıştır. Bu ortamdan sonuna kadar yararlanan sermaye, “zor” kullanarak elde ettiği karlarını azamileştime çabalarını meşrulaştırmakta “kötü bilimi” de sınırsızca kullanmaktadır.

Daha önceki bir yazımızda kapitalizmin “çocuk emeği” üzerine kurulduğunu, çocuklarımızın ancak yirminci yüzyılda işçi sınıfının mücadelesi sonucu sermayenin pençesinden bir ölçüde korunabildiğini, yirmi birinci yüzyılda ise çocuklarımızın yeniden çocuk emeğinden vaz geçemeyen sermayenin ağına düşürüldüğünü belirtmiştik. Geçen yıl Bolivya çocukların çalıştırılabileceği yaş sınırını 10’a (on) çekerek bu alanda vicdan sınırlarını zorlayan bir uygulamaya imza attı. Yine geçtiğimiz günlerde Hindistan çalışma yaşını 14’ün altına indirme girişimleriyle gündeme geldi.

Bu örneklerin “geri kalmış” ülkelere özgü olduğunu düşüneneler olabilir. Ancak yirmi birinci yüzyılda üretimde “mekana bağımlılığın” ortadan kalkmış olduğu anımsandığında, aslında “geri kalmış” ülkelerdeki üretimin gelişmiş batılı ülkelerdeki üretimin bir uzantısı olduğu görülür. Hindistanlı çocuklar her ne kadar Hindistan’daki fabrikalarda çalıştırılıyor görünse de, ürettikleri ürünlere bakıldığında, bu çocukların “dolaylı” olarak gelişmiş batılı ülkelerdeki işletmeler için çalıştırıldıkları aşikar hale gelir.  

Geçtiğimiz yüzyılda bilim, çocukların çalıştırılmasının beden ve ruh sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyarak, işçi sınıfının “çocuk emeğinin yasaklanması” talebine önemli bir destek sunmuştu. Günümüzde ise “kötü bilim”, sermayenin çıkarları doğrultusunda geçen yüzyılda ortaya konmuş bilimsel gerçekleri saptırmaya çabalıyor, çocuk emeği sömürüsünü meşrulaştırmaya hizmet ediyor.

Araştırmacıların 2000’li yıllarda yapılan çalışmalarında “çalışmanın çocukların genel sağlığını ve fiziksel büyüme ve gelişimlerini olumsuz yönde etkilemediği” sonucuna (!) ulaşmaları “kötü bilimin” sermayenin hizmetine girmesinin somut örneğidir. İzzet Duyar’a göre bu araştırmalarda kavramsal ve yöntemsel bakımlardan hatalar vardır.

Birincisi anakronik hatadır. Yirmi birinci yüzyılda elbette çalışma ve yaşam koşulları Dickens’ın romanlarında betimlediği koşullara göre daha iyidir ve bu nedenle günümüzde çocuklar çalışma koşullarından “genelde” Dickens’ın çocukları kadar olumsuz etkilenmemektedir. Ancak buradan yola çıkılarak günümüzde çalışmanın çocukların genel sağlığını ve fiziksel büyüme ve gelişimlerini olumsuz yönde “etkilemediği” sonucuna ulaşmak absürttür. İkincisi, “çalışan çocuk” kavramının muğlaklaştırılarak, örneğin gazete dağıtan çocuklar ile madenlerde çalıştırılan çocukların “aynı kefeye” konması ve araştırmalarda bu kefe “örneklem” olarak kullanılmak suretiyle ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılan çocukların yaşadıkları sorunların “istatistiksel” olarak daha az görünür kılınmasıdır. Son olarak bu çalışmalarda “sağlıklı işçi etkisinin” göz ardı edildiği görülmektedir.

Diğer yandan “kesitsel” çalışmalarla çalışma koşullarının çocukların genel sağlığı ve fiziksel gelişimleri üzerine olumsuz etkileri yeterince gösterilemez. Meslek hastalıklarının, uzun süreli maruziyetlerden sonra ve ileri yıllarda ortaya çıktığı göz önüne alındığında, çalışma koşullarının çocukların genel sağlığı ve fiziksel gelişimleri üzerine olumsuz etkilerini ortaya koymakta ne kadar yetersiz olduğu anlaşılır.

Araştırmalarında bu “hataları” yapan bilim insanlarının, bu hataları “kasıtsız” olarak yaptıklarını söyleyebilmek çok güçtür. Araştırmacıların adları önünde yer alan “ünvanlara” bakıldığında, bu bilim insanların muhtemelen sınavlarda bu hataları yapan öğrencilerinin notlarını kırmış olabilecekleri dahi söylenebilir. Bu nedenle bu araştırmacıların çalışmalarını “kötü bilime” örnek olarak göstermek yanlış olmayacaktır.

Not: Bu yazıyı gönderirken, İzge Günal’ın da Bilimin İzleri’nde güncel bir örnek üzerinden benzer bir konuyu işlediğini gördüm. Kuşkusuz kötü bilim sermayenin olduğu kadar gericiliğin de hizmetinde ve ikisi atbaşı gidiyor.


Kaynaklar

Akalın, A. (2015).  Patronlar çocuklarımızı yemeye devam ediyor. http://haber.sol.org.tr/blog/sinifin-sagligi/akif-akalin/patronlar-cocuk...

Duyar, İ. (2013). Çalış(tırıl)an çocuklarda bedensel yıpranmalar. İnsanbilim Dergisi, 2(1): 1 – 14.