Kolesterol ilaçları yine hedef tahtasında

Kolesterol ilaçları yine hedef tahtasında

Akif Akalın
05/10/2015 Pazartesi

Ahmet Rasim Küçükusta bu hafta kolesterol tartışmasını bir kez daha oldukça ironik bir şekilde sayfalarına taşıdı (1). British Medical Journal’da yayınlanan bir makaleyi değerlendiren Küçükusta, 11 araştırmanın metaanaliz sonuçlarının 2 – 6 yıl kolesterol ilacı kullanan “riskli” bireylerin 3 gün 5 saat ve koroner sorunlu bireylerin 4 gün 3 saat daha “uzun” yaşadığını ortaya koyduğunu aktardı.

Tıbbı ve sağlığı “biyolojiye” indirgeyerek, sağlık sorunlarının esas olarak tıbbi müdahalelerle çözülebileceğini savunan kapitalist tıp açısından kolesterol özel bir yere sahiptir. Kanda kolesterol “yüksekliğinin” (!) özellikle kalp krizi ve inmelerden sorumlu olduğunu iddia eden kapitalist tıp, kolesterolü “yüksek” hastaların ilaçlarla tedavi edilmesi gerektiğini, bu şekilde kalp krizi ve inmelere bağlı mortalitenin azaltılabileceğini ileri sürer.

Tıp geçtiğimiz yüzyılın ortalarında kan kolesterol düzeyinin 300 mg/dl üzerinde olması durumunda ilaçlarla düşürülmeye çalışılmasını öneriyordu. Daha sonra kolesterolün alt grupları ölçülmeye başlandı ve yaşamımıza “iyi” kolesterol (yüksek yoğunluklu) ve “kötü” kolesterol (düşük yoğunluklu) kavramları girdi. 1990’ların başında kolesterol için “tedavi” eşiği 300’den 240’a düşürüldü. Böylece daha çok insanın “yaşamının kurtarılabileceğine” inanılıyordu.

1998 yılında ABD’de yapılan büyük bir randomize çalışma (Texas Koroner Arterioskleroz Önleme Çalışması) “kolesterol lobisini” şaşkınlığa uğrattı. Çalışmanın sonuçlarına göre 5 yıl boyunca kolesterol ilaçlarıyla tedavi edilen hastaların yalnızca yüzde 2’si tedaviden “fayda” görmüştü (2). Bu tam bir fiyaskoydu. Hemen araştırma sonuçları örtbas edildi ve kolesterol lobisi yeni bir atağa kalkarak tedavi edilmesi gereken kolesterol düzeyi eşiğini 240’dan 200’e indirdi (en iyi savunma saldırıdır!).

Kolesterol düzeyi eşiğinin 200 mg/dl’ye çekilmesiyle birlikte, kolesterol ilaçlarıyla “tedaviye” alınanların sayısında dramatik bir artış yaşandı ve “kolesterol pazarı” dünyanın en karlı pazarlarından biri haline gelmeye başladı. Artık dünyanın her yerinde on milyonlarca insana kolesterol düzeylerini düşürmek için kolesterol ilaçları reçete ediliyor ve on milyonlar ömür boyu kolesterol ilaçlarının “müşterisi” haline getiriliyordu. Kolesterol düzeyi eşiğinin 240’dan 200’e çekilmesiyle yalnızca ABD’de kolesterol ilaçları için “müşteri” haline getirilen hasta sayısı “bir gecede” 49 milyondan, 92 milyona yükselerek yüzde 86 arttı (2).

Yirminci yüzyılda tıbbın tarihin hiçbir döneminde görülmedik bir prestij kazanması, insanların tıbba ve hekimliğe bakışını değiştirmiştir. Çiçek hastalığının eradike edilmesi, kalp nakli gibi müdahalelerle insanlarda büyük umutlar yaratan tıp, bu başarılara paralel olarak sermayenin daha fazla ilgisini çekmeye başladı ve yirminci yüzyılın sonlarına doğru tıbbi-sanayi kompleks, silah ve uyuşturucu ticareti gibi dünyanın en karlı sektörlerinden biri haline geldi.

Tıbbi-sanayi kompleks tıbbın prestijini kendi çıkarları için kullanırken, tıbbı eğitiminden, hizmet üretimine kadar bütün boyutlarıyla kontrolü altına almayı başardı. İnsanların tıbba olan güvenini ranta tahvil etmek için her yolu deneyen sermaye, sonunda hastalıkların tanı ve tedavi kriterlerini belirlemeye başladı. Örneğin çoğu insan, sağlığa zararlı olduğu düşünülen kolesterol düzeylerinin “bağımsız” hekimler ve bilim insanları tarafından belirlendiğini düşünür. Oysa kolesterol düzeyi eşiğini 240’dan 200’e çeken komitede yer alan 9 uzmandan 8’i kolesterol ilaçları üreten ilaç şirketlerinin ücretli danışmanlarıdır (2).

Özetle Küçükusta’nın çok yeni bir yayın vesilesiyle bir kez daha gündeme getirdiği kolesterol ilaçlarının sanıldığı kadar “fayda” sağlamadığı gerçeği, aslında çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir çok iyi bildiğimiz bir gerçek. Welch’e göre kolesterol lobisinin abarttığı fakat gerçekte kolesterol düzeyi “tedavi gerektirmeyecek” 100 hastaya 24 yıl boyunca kolesterol ilaçları verildiğinde, bu hastalardan yalnızca yüzde 8’i “fayda” görecek, hastaların yüzde 14’ü ise “tedaviye” rağmen kalp krizi geçirecektir. Hastaların yüzde 78’i ise zaten yaşamları boyunca bir sorun (kalp krizi veya inme) yaşamayacak olduğundan, boş yere ilaç kullanmış olacaktır.      

Belki size kolesterol ilacı yazan / yazacak hekiminizle Sınıfın Sağlığı’nda okuduğunuz bu makaleyi tartışmak istersiniz, ne dersiniz?

Önemli uyarı: Burada özellikle başka herhangi bir sağlık sorunu olmayan ve sadece kan kolesterol düzeyi “yüksek” diye kolesterol ilaçları reçete edilen hastalara vurgu yapılmıştır. Özellikle kalp krizi ve/veya inme geçirmiş hastalarda, aynı sorunların yinelenmemesi için kolesterol ilaçlarının hekimin tavsiye ettiği şekilde kullanılması önemlidir.


KAYNAKLAR

1. http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/10/02/yazilar/tip-yazilari/kolestero...
2. Welch, GH. Aşırı Teşhis. Çeviren: Akif Akalın. İstanbul: İNSEV