Kargayı kılavuz alanlar

Kargayı kılavuz alanlar

Akif Akalın
22/03/2017 Çarşamba

Geçtiğimiz günlerde Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), “Sağlık Çalışanlarının Sağlığı” başlıklı bir kitapçık yayınladı. Bu kitapçık birçok yönüyle çok önemli bir tarihsel belge niteliğindedir. Özellikle bir “sendika” tarafından yayınlanmış olması, SES Türkiye işçi sınıfının bütününü temsil etmiyor olsa da, işçi sınıfının “bilinç” düzeyini yansıtması bakımından önemlidir.

Kitapçığın SES Eğitim Komisyonu Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Modülü Grubu tarafından kaleme alınan giriş yazısında, “Sağlık Çalışanlarının Sağlığı mücadelesi, toplumsal kurtuluş hareketlerinin ileri çatışma hattıdır” ifadesi yer almaktadır (S: 9). Eğer bu saptama doğruysa, bu kitapçığın “sınıf mücadelesi” bağlamında önemi daha da artmaktadır. O halde Sınıfın Sağlığı olarak bu kitapçığın değerlendirilmesi kaçınılamaz bir görev haline gelmektedir.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI MÜCADELESİ NASIL SİYASALLAŞACAK?

Yazarlar, sağlık çalışanlarının sağlığı mücadelesinin “işçi denetimi ve özyönetimi üzerinden” siyasallaşması gerektiğini savunmaktadır. Yazarlara göre işçi denetimi ve özyönetimi yalnızca kapitalist sistemde sermaye tahakkümünü kırarak örgütlenmenin zeminini ve yöntemini oluşturmaz, aynı zamanda yeni toplumsal düzenin inşasında da belirleyici konumdadır (S: 10).

Yazarlar bu değerli saptamalarının ardından “kaynaklarını” açıklıyorlar: “Carmen Siriani”. Açıkçası isim çok tanıdık gelmiyor. Biraz araştırdığımızda yazarların Siriani’nin 1982’de yayınlanan ve “Belge” yayınevi tarafından 1990’da dilimize çevrilen “Workers' Control and Socialist Democracy: The Early Soviet Experience” başlıklı kitabından yararlandığını anlıyoruz.

Aslında Türkiye’de liberal “solun” karargahı olan “Belge” yayınevinin çevirdiği bir kitabın işçi sınıfına çok hizmet edemeyeceğini bilmemize rağmen, belki yayıncıların gözünden kaçmış iyi bir kitap olabileceği umuduyla kitaba bakıyoruz.

Belge yayınevi nedense kitabı orijinal ismiyle (İşçilerin Denetimi ve Sosyalist Demokrasi: Erken Sovyet Deneyimi) değil, “İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi: Sovyet Deneyimi” başlığıyla çevirmiş. Orijinal başlıktaki “erken” sözcüğünün çıkartılmasının amacı ne olabilir? Okurda kitapta yer alanların 70 yıllık Sovyet deneyimi olduğu algısı yaratmak olabilir mi? Belki de öküz altında buzağı aramamalı. Aramamalı mı?

Sendika kitapçığındaki “… dünyanın her köşesindeki tüm halkların, özgürlük, emek, barış ve demokrasi mücadelesi, işçi denetimi ve özyönetimiyle aynı bağlamda değerlendirilmelidir” ifadesi (S: 10), yazarların kaynaklarını bir bakıma günümüzün “Komünist Manifestosu” gibi gördüklerini düşündürmektedir.

Yazarlar tarihteki işyeri denetimi ve özyönetimi için “Paris Komünü, Rus Sovyetleri, İtalya işçi konseyleri, İspanya iç savaşında özyönetim deneyleri, Ceazyir ve Yugoslavya’da özyönetimi” sıralarken, “Rojava kantonları da daha geniş perspektifte bir toplumsal yönetim biçimi olarak özyönetim biçimleri arasındadır” diyerek “asıl dertlerini” ifade ediyorlar (S: 11). Özellikle deneyimlerin “ilk sırasına” (belki tarihsel önceliktendir) konan Paris Komünü deneyimi, aslında bugün işçi sınıfı için “örnek” alınacak değil, “hatalarından ders çıkartılacak” bir deneyimdir.

Bu andan itibaren 200 sayfalık kitapçığın sırf Rojava’yı araya sıkıştırabilmek amacıyla yazılmış olduğunu anlıyorsunuz, fakat yazımızın başında da belirttiğimiz gibi kitapçık işçi sınıfının günümüzdeki “bilinç” düzeyini yansıtması bakımından önemli olduğundan, kendimizi okumaya devam etmek zorunda hissediyoruz.

KAPİTALİZMİN ALTERNATİFİ NE?

Bu sorunun liberal “sol” türemeden önce tek yanıtı vardı: “sosyalizm”. Ancak 1980’li yıllarda Reagan – Thatcher ekürisinin işçi sınıfına karşı başlattığı neoliberal saldırının bir parçası olan liberal “sol”, bu sorunun yanıtını “muğlaklaştırmak” işlevi üstlenmiştir. Kitapçığın yazarları da “işçi denetimi ve özyönetimi sınıf mücadelesinin yoğunlaştığı ve kapitalizme alternatifin somutlaştığı süreçlerdir” (S: 11) cümlesiyle “taraflarını” açıkça belirtmektedir.

Gerçekten de tarihteki işçi denetimi ve özyönetimi deneyimlerine bakıldığında, bu deneyimlerin özünde kapitalizme, kapitalist üretim ilişkilerine “dokunmaksızın” bir alternatif üretme arayışı olduğunu görmek mümkündür. Yani alternatif, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son vermek değil, bu mülkiyet üzerinde “denetim” kurmaktır.

Siriani’nin kitabını okumaya başladığımızda, alışık olduğumuzdan çok farklı bir “terminolojiyle” karşılaşıyoruz. “Proletarya”, “ücretli emek” veya “işçi sınıfı” gibi literatürümüzün sık kullandığı terimler yerine, “halk sınıfları” teriminin tercih edildiği kitap (açıkçası kitabın orijinalini okumadığım için bu çevirmenin veya yayıncının tercihi de olabilir), yine de “siyasal iktidar olmaksızın devrimci sosyal dönüşüm yapmak, anarşistlerin, anarko sendikalistlerin itirazlarına rağmen kesinlikle mümkün değildir” demektedir (S: 15 – 16).

Ülkemizde kamu emekçilerinin bir bölümünü örgütleyen KESK içinde önemli bir yere sahip olan SES’in “işçi sınıfı mücadelesi” için kılavuz aldığı Siriani, işçi sınıfının kuramı olan Marxist – Leninist kurama “eleştirel” yaklaşmakta ve Lenin’in düşüncelerinde “çelişkiler ve muğlaklıklar” olduğunu ve bunların “kuramsal kökleri” bulunduğunu ifade etmektedir (S: 16).

Siriani “Lenin’e son zamanlarda getirilen eleştiriler oldukça derinliklidir fakat yine de yeterince derinlikli değildir” (S: 16) diyerek, Sovyet devriminde “demokratik halk kurumlarının gerçekleştirilmeye çalışılan sosyalizme geçiş sürecinde varlıklarını sürdürmeyi neden başaramadıklarını açıklamaya” çalışmaktadır.

SES’e kılavuzluk yapan yazar, “karşılaştırma yapabileceğimiz başarılı ve varlığını sürdüren bir sosyalist demokratikleşme örneği bulunmamaktadır” ifadesiyle Küba’ya karşı tutumunu da açıkça ortaya koymaktadır. SES’in kitabının yazarlarının da işçi sağlığı üzerine 200 sayfa kitap yazıp, Küba’daki işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarından “yanlışlıkla” dahi olsa, hatta “eleştirmek” için dahi tek sözcükle bahsetmemeleri gerçekten “ibret” vericidir.

ASLINDA BUNLAR YENİ DEĞİL

Demokratik Toplum Kongresi son yıllarda sağlık alanında çalıştay, kurultay ve kongreler düzenleyerek, bu alanda “kendi” tezlerini oluşturmaya çabalamaktadır. Sağlığı kendi “liberal” ideolojisi doğrultusunda yeniden yorumlamaya çalışan DTK, bu alanda çeşitli yayınlar yapmıştır.

DTK, Dünya Sağlık Örgütü tarafından benimsenen sağlık tanımına “alternatif” olarak “doğal sağlık” tanımı önermektedir. Buna göre toplumsal doğayı bozan iktidar – uygarlık – devlet sağlığı çarpıtarak bir bağımlılık ilişkisi kurmaktadır. DTK “iktidarı” iki temel başlıkta ele almaktadır: hegemonya ve bağımlılık.

Hegemonya: Egemenler egemenliklerini ahlaki politik toplum yapısını çarpıtmak suretiyle bir algı yaratarak sürdürmektedir. Bunun sağlıktaki yansıması “çarpıtılmış sağlık” algısıdır.

Bağımlılık: Bireyin kendisini gerçekleştirmesi ve toplumun kendi kendine yetebilme yetisini yitirmesi, savunma mekanizmalarından yoksun bırakılarak egemen olana tabi kılınmasıdır.

DTK mevcut sağlıksızlığın nedeninin “devletli uygarlık sistemi” olduğunu savunmakta, çözümün “demokratik modernite” olduğunu ifade etmektedir. Demokratik modernite, “insanlığın” kapitalist modernite karşısındaki demokratik alternatiftir ve pratikte “demokratik özerklik” olarak somutlaşmaktadır. “Radikal demokrasi projesi olarak demokratik özerklikte sağlık, kapitalist modernitenin sağlık anlayışının “toplum” lehine tam tersidir.   

EKLEKTİSİZMİN KİTABINI YAZMAK

DTK’nın sağlıkla ilgili çalışmalarını tarif etmek için en uygun sözcük “eklektisizm” olacaktır. Bunu bir tutam Faucault, bir fincan solculuk, iki diş liberalizm… şeklinde açıklayabiliriz.

DTK’ya göre “iktidarcı” ve “ataerkil” sistemin ürünü modernist tıp anlayışına “ancak kadının doğallığı, geleneğe karşı olumlu hissiyatı ile karşı konulabilir”. “Erkek egemenlikli, profesyonelliğe dayalı, toplum ve doğa karşıtı, tıp endüstrisinin boyunduruğuna hapsolmuş, metalaştırılmış bu anlayıştan kurtuluş için; doğayla barışık, geleneği hor gören değil, onunla sentez oluşturan, hiyerarşik planlama yerine yerele dayalı bir KADIN (eksenli) SAĞLIK HAREKETİ’ne ihtiyaç vardır”.

Okurlarımı bu “zırvalıklarla” meşgul ettiğim için gerçekten çok özür dilerim, fakat SES tarafından yayınlanan Sağlık Çalışanlarının Sağlığı kitapçığının arka planını ortaya koymak için bunları yazmam zorunluydu.

Son olarak DTK tarafından 2013 yılında yayınlanan kitapçığın 52. sayfasından bir “şirinlikle” ile tamamlamak isterim: “Eşitleştiren özgürleştiren devlet olmaz. Ezilen sınıf diktatörlüğü de dahil devlet, doğası gereği eşitsizlik ve özgürlüksüzlükle sonuçlanmak zorundadır”.