Gericiliğe karşı bilimsel tıbbın yanındayız

Gericiliğe karşı bilimsel tıbbın yanındayız

Akif Akalın
21/03/2016 Pazartesi

Tıp tarihi “ilkel” toplumlarda dini liderlerin aynı zamanda iyileştirici olarak işlev gördüklerini anlatır. “İlahi” güçleriyle fiziksel ve spritüal iyileştiricilik yapan dini liderler, bu işlevlerini tıp bir “meslek” halini alana kadar sürdürmüşlerdir.

Tıbbın “meslekleşmesi”, toplum içinde iyileştiricilerin geçimlerini sadece iyileştiricilik yaparak sağlayabildikleri “sınıflı toplum” aşamasında gerçekleşmiştir. Kadim Babil, Mısır ve Yunan uygarlıklarında inanç tıbbının egemenliğinin devam etmesine rağmen, hekimlik dini liderlikten ayrılmaya başlamıştır.

Yunanistan’da günümüzden 2.500 yıl kadar önce inanç tıbbı yerini hastalıkları doğaüstü güçler yerine “doğal” süreçlerle açıklayan Hipokratik tıbba bırakmıştır. Bu gelişme tıbbın dinden kopuşunun başlangıcını temsil eder.

Tıbbın dinden kopması ve bilimsel esaslara oturması oldukça uzun ve sancılı bir süreçtir ve on dokuzuncu yüzyıla kadar sürmüştür. Ortaçağ karanlığında kilisenin tahakkümü altına giren tıp, ancak “Aydınlanma Döneminde” dinden tam olarak kopabilmiştir.

Tıbbın dinin tahakkümünden kurtulmasında Fransız Devrimi çok önemlidir. Fransız Devrimini gerçekleştiren burjuvazi bilimsel tıbbın önünü açmış, “laik” tıbbın kurumsallaşmasını sağlamıştır. Foucault “Kliniğin Doğuşu” kitabında bu süreci çok detaylı bir biçimde sunmaktadır.

Burjuvazinin “ilericiliği” oldukça kısa sürmüş, işçi sınıfının 1871 Paris Komünü ile burjuvazi için bir tehdit olduğunu ortaya koymasıyla hızla gericileşmeye ve dini yedeğine almaya başlamıştır. Ancak işçi sınıfı burjuvazinin toplumsal yaşamı ve tıbbı yeniden dinin tahakkümüne terk etmesine izin vermemiş, toplumsal yaşamda bilimin ve teknolojinin egemenliğini korumuştur.

Yirminci yüzyılın büyük bir bölümünde dünyanın üçte birine egemen olan işçi sınıfı, bilimsel tıbbın gelişiminin güvencesi olmuştur. Yüzyılın sonlarına doğru emperyalizmin emeğe açtığı savaşta sosyalizmin çözülmesi ve işçi sınıfı hareketinin gerilemesiyle birlikte toplumsal yaşamda ve tıpta gericilik hortlamaya başlamıştır.

Yirmi birinci yüzyılda tıpta gericilik kendisini “alternatif tıp” şemsiyesi altında toplanan çok sayıda uygulamada göstermiştir. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında bilimsel tıbba “alternatif” oldukları iddiasıyla birçok spritüal akım ortaya çıkmış ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

Onlarca farklı isim altında etkinlik gösteren “alternatif” spritüal akımlar esas olarak Ivan Illich tarafından 1970’li yıllarda oluşturulmuş fakat bu yıllarda ilerici güçler tarafından mahkum edilmiş bir kavramsal çerçeveyi paylaşmaktadır.

Illich başta ABD’de olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkelerde uygulanan biyomedikal modeli eleştirmekte, bu modelin insanı bir makine gibi görürken, yaşamı “tıpsallaştırdığını” ve bireyleri güçsüzleştirerek bağımlı hale getirdiğini öne sürmektedir. Bu eleştirilerinde son derece haklı olmasına karşın, bu sorunların kaynağının tıbbı ticarileştiren kapitalist sistem olduğunu göremeyen Illich, “sanayileşmeyi” suçlamaktadır.

Bu bağlamda çözümü sanayileşmekten vazgeçmekte gören Illich, sosyalist ülkelerde sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesinin bireyleri tıbba daha da “bağımlı” hale getirdiğini iddia etmekte, tıbbın hekimlerin tekelinden kurtarılarak, isteyen herkesin iyileştiricilik yapabilmesini savunmakta, sağlıkta kolektif sorumluluğun yerini “bireysel” sorumluluğun alması gerektiğini söylemektedir.

Teknolojik determinizm çerçevesinde sorunların kaynağını teknolojide gören Illich, teknoloji odaklı bilimsel tıbbın insanlara faydadan çok zarar verdiğine inanmaktadır. Ancak bu noktada atı arabanın önüne koşan Illich, teknolojinin egemen sınıflar tarafından belirlendiğini görememekte, aksine tıbbı teknolojinin biçimlendirdiğini savunmaktadır.

Günümüzde “bilimsel tıbba” saldıran gericiliğin tezleri Illich’in çizdiği çerçeveye oturmaktadır. Kapitalist toplumlarda egemen olan biyomedikal yaklaşım eleştirisini öne çıkartan “alternatif” tıp, çözümü tıbbın sosyalleştirilmesinde değil, aksine “bireyselleştirilmesinde” görmektedir.

ABD’de birçok “saygın” üniversitede (örneğin Harvard) “Sağlıkta ve Tıpta Din ve Spritüalite”  kürsüleri bölümleri hatta enstitüleri açılmıştır. 2012 yılından beri her yıl “Tıp ve Din” konulu konferanslar düzenlenmekte, tıp müfredatına din ve spritüal tıp dersleri sokulması hedeflenmektedir. Ne yazık ki bazı eyaletlerde amaçlarına ulaşmakta önemli yol kat etmişlerdir. ABD hükumeti de sağlıkta “kolektif” çözümler önermek yerine sağlığı “bireyin” sorumluluğu olarak gören bu hareketleri teşvik etmektedir.

Türkiye dünyada gelişen tıpta gericilik kervanına AKP hükumetiyle katılmıştır. Toplumsal yaşamı liberal ideolojisi ve ekonomik politikası doğrultusunda gericileştiren AKP hükumeti, toplumsal yaşamın önemli bir parçası olan tıbbı da yeniden dini esaslara oturtma gayretindedir. Diğer bir liberal parti olan HDP’nin de geçtiğimiz yıllarda “Çarpıtılmış Sağlık” başlığı ile benzer sağlık politikaları önermesi tesadüf değildir.

Geçtiğimiz yıl çıkarttığı “alternatif” tıp yönetmeliği ile Illich’in önerdiği gibi bilimsel tıp eğitimi almayanların da sağlık hizmeti sunabilmelerinin önünü açan, tıpta gericiliğe yasal zemin oluşturan AKP, başta tıp fakülteleri olmak üzere bilimsel tıp kurumlarını mali ve idari kıskacı altında boğarken, “alternatif” tıbbı teşvik etmektedir.

Bu hafta soL Portal’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde müfredata “Tedavide Moral Değerler ve Motivasyon” dersi konduğu yayınlanmıştı. Geçen yıl da Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorlara seccade ve peygamberin yaşamını anlatan kitap dağıtıldığını, hasta odalarına kıbleyi gösteren pusula konulduğunu öğrenmiştik.

Bunlar AKP hükumetinin tıbbı liberal ideolojisi ve ekonomik politikası çerçevesinde gericileştirmesinin yalınızca basına yansımış görüngüleridir. Bu politikalar ne yazık ki tıp camiasında hak ettiği tepkiyi görmemektedir. Üniversitelerde tıp fakültesi öğrencilerine “bilim dışı” hurafeler öğretilirken sesini çıkartmayan “bilim insanlarımız”, hekimlik mesleğinin iğdiş edilmesini basın açıklamalarıyla geçiştiren “meslek örgütlerimiz” ve “sendikalarımız” var.

Tıpta ve sağlıkta gericiliğe karşı güçlü bir savunma hattı oluşturmak ve gericiliğe karşı bilimi savunmak günümüzün en önemli görevlerinden biridir. Hipokrat döneminden başlayan ve 2.500 yıl süren tıbbı dinin tahakkümünden kurtarma mücadelesinin kazanımları terk edilmemeli, toplum sağlığı şarlatanlara bırakılmamalıdır.