Eczacılık bu değil

Eczacılık bu değil

Akif Akalın
09/08/2016 Salı

Değerli dostumuz Ecz. Yakup Ercan, editörlüğünü yaptığı “Eczacılık Bu Değil” kitabının imzaladığı bir nüshasını kargo ile gönderdiğini haber verdi. Kitabı almıştım fakat bu imzalı nüshanın değeri ayrı elbette. Aslında kitap hakkında yazmak için sonbaharı beklemeye karar vermiştim, fakat Türkiye’de her gün bu tür kitapları gölgede bırakmaya aday yeni “gündemler” üretildiğini düşünerek, artık daha fazla bekletmek istemedim.

TIP BU DEĞİL

Notlarıma bakınca Yakup beyin bana kitaba ilişkin ilk mektubunu 2013 yılında yazdığını gördüm. O yıllarda yayınlanmaya başlayan mevcut sağlık ve tıp düzenini eleştiren “Tıp Bu Değil” kitap dizimizi okumuş, uzun süredir tasarladığı bir çalışmayı “Eczacılık Bu Değil” başlığıyla yayınlamaya karar vermişti ve benden de katkı istiyordu. Kendisine hemen yanıt vererek “ilaç” konusunun en cahil olduğum alanlardan biri olduğunu, fakat elimden geleni yapmaya çalışacağımı yazmıştım.

Daha sonra 2014 yılı içinde Yakup beyle birkaç kez daha yazıştık ve kitap içinde yer alan “İlaca Toplumcu Yaklaşım” başlıklı yazımı 2015 yılında gönderebildim. Bu süreçte editör olarak kitabın vücut bulmasında, basımında ve dağıtımında Yakup beyin olağanüstü bir çabası olduğunu özellikle belirtmek ve kendisine teşekkür etmek isterim.

KİTABIN YAZARLARI

Ecz. Yakup Ercan’ın editörlüğünü yaptığı kitap, 18 yazar ve Bursa Tabip Odası’nın katkısı ile 20 yazıdan oluşuyor. Yazarların 9’u eczacı, 7’si hekim, 1’i biyolog ve 1’i sosyal bilimci (kamu yönetimi). Hekimler arasında Sol Portal yazarı dostumuz İlker Belek ve Tıp Bu Değil dizisi yazarlarından üç dostumuz yer alıyor. Yine kamuoyunun daha çok “hasta hakları” konusundaki çalışmalarından tanıdığı dostumuz Mustafa Sütlaş da ilacı “medya” bağlamında ele almış.

Kitaba tıp ve sağlık “dışından” katkı veren SGK Başmüfettişi Fevzi Çakmak, “Liberalleşen Sağlık ve Sosyal Sigorta Sisteminde İlacın Temini ve Eczacılığın Dönüşümü” başlıklı yazısıyla yer alıyor. Okurlarımızın bildiği gibi, sağlık alanına “sağlığın dışından”, özellikle sosyal bilimlerden gelen katkıları çok değerli buluyoruz. Çünkü toplumcu tıbbın babalarından Virchow’un ifade ettiği gibi tıp bir “sosyal bilimdir” ve tarihte milyonların yaşamını kurtaran en büyük sağlık devrimlerini sağlıkçılar “değil”, Chadwick gibi sosyal bilimciler gerçekleştirmişlerdir. 1844’de İngiltere’de emekçilerin sağlık sorunlarının bu ülkenin üretim ilişkilerinden kaynaklandığını gösteren Engels bir sağlıkçı değildir ve bu alanda hiçbir eğitimi yoktur. Sosyal bilimcilerin katkısı ve katılımı sağlanamadıkça sağlık sorunlarının çözümü olanaksızdır. Bize onlar yol gösterecekler.

AKREP GİBİSİN KARDEŞİM

Yakup Ercan kitabın önsözünde Eczacılık Bu Değil’in her şeyden önce “hastalar” için yazıldığını söylemiş ve daha sonra “Sevgili Hasta” başlığıyla “bize” hitap etmiş. Bu beş sayfalık bölümü okurken aklıma Nazım Hikmet’in “akrep gibisin kardeşim” dizesi geldi. Hani bize “korkak bir karanlık içindesin”, “serçe telaşı içindesin”, “midye gibi kapalı, rahat” dediği dizeler.

“ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

demeğe de dilim varmıyor ama

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

“Sevgili Hasta” da benzer bir üslupla, aynı tatta kaleme alınmış: “Seni ucundan kıyısından menfaatlendirerek suça ortak etmelerine sesini çıkartmadın. Ülkenin aydınları ‘aman yapmayın, etmeyin, bu akılcı bir iş değil’ dediğinde, onların, elindeki ekmeğe göz diktiklerini düşündün”…  

SESSİZLİK SUİKASTI

Eczacılık Bu Değil, “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile tarihin en eski mesleklerinden birinin nasıl ticari ürün “satıcısı” haline getirildiğini anlatıyor. Bugün bir eczaneye gidiyorsunuz, eczacıya alacağınız ilaçları söylüyorsunuz, eczacı bunları raflardan alıp bir torbaya koyuyor, ücretini ödeyip alıyorsunuz. Bunun için dört yıl üniversite eğitimi almak gerçekten şart mı? Eczacılık bundan ibaretse okuma yazma bilen herkes, reçetedeki ilaçları raftan alıp torbaya koyabilen herkes bu mesleği yapabilir.

Fakat kitaba katkı veren eczacı dostlarımızın yazılarını okuduğumuzda eczacılığın ilacı raftan alıp torbaya koymak olmadığını öğreniyoruz. Kasım Cemal Güven hocamız bir zamanlar ilaçların eczanelerde eczacılar tarafından hazırlandığını, eczanede hazırlanabilen ilaçlar için şirketlere “ruhsat” verilmediğini anımsatıyor. Eğer eczacılık buysa, mesleği yapmak için okuma yazmadan fazlasını bilmeniz gerekir. Doz kontrolünü eczacının yaptığı, hastayı tedavi konusunda eczacının eğittiği “başka” bir eczacılık.

Cankat Tulunay son beş yılda Avrupa’da ilaçların 800.000 insanın ölümüne neden olduğunu söylüyor. İlaç diye para verip alıyorsunuz ve kendi paranızla zehirlenip ölüyorsunuz. Rehberlere uygun olarak kullanıldığı halde sizin ölümünüze neden olabilen bir “ilaç”, ilaç olabilir mi? Eskiden eczacının ilaç yapmakta kullandığı havan, artık yalnızca meslek örgütünün bayrağında bir “simge” haline gelmişse neden olmasın…

Kitapta eczacılık mesleğinin günümüzdeki uygulamalarına yönelik çok ciddi eleştiriler var ve bu eleştiriler mesleğin içinden, hocalarından geliyor. Eczacılık Bu Değil diyorlar. Ciddiye alınmalı mı? Herhalde. Peki, ciddiye alan var mı? Çoğu Türkiye’nin önde gelen tıp fakültelerinde hoca ve mesleklerinin duayenleri olan Tıp Bu Değil dizisinin yazarları tıp bu değil dediklerinde ciddiye alan olmuş muydu?

Bu ülkede onlarca Eczacılık Fakültesi, bu fakültelerin yüzlerce hocası, eczanelerinde eczacılık yaptıklarını söyleyen binlerce eczacı var ve birileri “yaptığımız/yaptığınız eczacılık değil” diyor, kimseden çıt yok… Bu eczanelerden ilaçlarını alan hastalardan, eczacı olmak için eczacılık fakültelerinde okuyan öğrencilerden tık yok. Ya bu düzenin kurbanlarından, kullandıkları ilaç yüzünden yaşamını yitirenlerin yakınlarından, bu ilaçlar nedeniyle sağlıklarını yitirenlerden, sakat kalanlardan?

NE YAPABİLİRİZ Kİ?

Geçtiğimiz günlerde bir karikatür gördüm. “Görmedim, duymadım, söylemedim” diyen üç maymunun yanına günümüzde bir dördüncüsünün geldiğini anlatıyordu: “umurumda değil”.

Aslında hepimizin umurunda. Şaka değil, tıptan ve sağlıktan, eczacılıktan bahsederken kendi canımızdan, en sevdiklerimizin hayatından söz ediyoruz. Nasıl umurumuzda olmaz? Kim kullandığı bir ilaç nedeniyle, hekimin reçete etmesine ve rehberde yazıldığı gibi kullanılmasına rağmen oğlunun, kızının, annesinin veya babasının yaşamını yitirmesine “umurumda değil” diyebilir?

Belki de o dördüncü maymun “ne yapabiliriz ki” maymunudur. Hiçbirimiz aptal değiliz. Fanatik AKP’liler dışında hepimiz sağlığın da, tıbbın da, eczacılığın da ne hale geldiğinin farkındayız. Herhangi bir nedenle, herhangi bir sağlık kuruluşuna gittiğimizde, ilacımızı almak için eczaneye girdiğimizde hepimiz aslında işlerin yolunda gitmediğini görüyoruz, yaşıyoruz. Çoğumuz okuma yazma biliyor ve okuduğumuzu anlayabiliyoruz. Özellikle son yıllarda “keşfedilen” ilaçların çoğunun önceki ilaçlara göre daha pahalı fakat daha az etkili olduğunu, sağlık, tıp ve eczacılık dünyasında akıl almaz rüşvet çarklarının döndüğünü biliyoruz. Ancak ne yapabiliriz ki?

BU KİTAPLARI OKUMAKLA BAŞLAYABİLİRSİNİZ

Eczacılık Bu Değil kitabı eczacılar için yazılmadı. Tıp Bu Değil dizisi de hekimler okusun diye yazılmamıştı. Bu kitaplar sizin, özellikle önlerinde göreli daha uzun bir yaşam olan gençler için yazılıyor. Yarın bir rahatsızlığınız nedeniyle gittiğiniz hastanede hekiminiz size bir tedavi (örneğin ameliyat) önerdiğinde, bunun gerçekten gerekli olup olmadığından kuşku duymak istemiyorsanız, eczaneden alacağınız ilacın sizi öldürmeyeceğinden emin olmak istiyorsanız, işe bu kitapları okumakla başlayabilirsiniz.

Bu konularda yeterince okuduğunuzda, sağlık sorunlarına ilişkin “fikir” sahibi olmaya başlayacaksınız. Biri size “eskiden SSK hastanelerinde bir kutu ilaç alabilmek için günlerce sürünürken, şimdi canımızın istediği eczaneden, istediğimiz ilacı alabiliyoruz” dediğinde, ona bu süreçlerin nasıl geliştiğini, insanlara nasıl ölüm gösterilip, sıtmaya razı edildiğini ve bunun bireysel ve toplumsal maliyetlerini açıklayabileceksiniz. Sabahları TV’de izlediği “sağlık” programlarının ne kadar zararlı olduğu ve neye hizmet ettiği konusunda annenizi uyarabileceksiniz. İnsanlara “herkese eşit ücretsiz sağlık” sloganı dışında söyleyebilecek bir şeyiniz olacak.

Uygar insan, “örgütlü” insandır. Uygar insanlar sorunları etrafında örgütlenir ve sorunlarını çözmeye çalışır. En öncelikli sorunlarınız arasında ilk sıralarda yer alan sağlık sorunlarınızı çözmek için örgütlenecek ve nasıl bir eczacılık, nasıl bir tıp, nasıl bir sağlık istiyorsanız, “ben sağlıkçı değilim, ne anlarım” demek veya sağlık meslek örgütlerinden medet ummak yerine, bunun için “kendiniz” mücadele edeceksiniz.

Şüphesiz örgütlenmek ve mücadele etmek için “kulaktan dolma” bilgiler, slogancı yaklaşımlar asla yeterli değildir. Örgütlenilen ve mücadele edilen alanda gerçekten neler olup bittiğini, hangi mekanizmalarla tıbbın tıp, eczacılığın eczacılık olmaktan çıkartıldığını, toplumun ve bireylerin bundan nasıl zarar gördüğünü, bu gidişatın durdurulabilmesi için nelerin ve nasıl yapılması gerektiğini bilmek gerekir. Bunun için de önce “okumak” gerek.

Eğer bunları yapmazsanız, eczacınız tedavinize yardımcı olmak yerine ilacınızı paketleyip vermeye, hekiminiz mesleğini bilimsel referanslar yerine Sağlık Uygulama Talimatları doğrultusunda yapmaya devam edecek. Eğer okumazsanız, örgütlenmezseniz, mücadele etmezseniz Pfizer geçen yıl yüzde 42 olan karını, önümüzdeki yıl yüzde 62’ye, sonra yüzde 82’ye yükseltirken, siz bu şirketin ürettiği ilaçlara erişebilmek için her yıl daha fazla çalışmak zorunda kalacaksınız.

Aydınlar görevlerini yaparak kitaplarıyla bizleri “aydınlatmaya” çabalıyorlar. Artık tercih bizim, gerisi bize kalmış. Özellikle de gençlere…