Dünyayı kandırabilirsiniz ama nereye kadar?

Dünyayı kandırabilirsiniz ama nereye kadar?

Akif Akalın
07/01/2015 Çarşamba

Sınıfın Sağlığı’nda geçen ay, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (NEE) tarafından gerçekleştirilen “2013 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması” (TNSA 2013) sonuçlarına güvenilmemesi ve bilimsel çalışmalarda referans olarak kullanılmaması gerektiğini belirtmiştik. Geçtiğimiz günlerde bu düşüncemizi destekleyen ve iddiamızı güçlendiren yeni bir bilimsel makale daha yayınlandı.

Makale imzacılarından Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Profesör Dr. Muzaffer Eskiocak, meslekdaşları arasında “dürüstlüğü” ile bilinen, şahsen tanıdığım saygın bir bilim insanıdır. Bilimsel bir konuyu ele alırken böyle bir giriş yapmamız şaşırtıcı gelebilir, fakat serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu küresel neoliberal çağda ne yazık ki bilimsel bir makale üzerinde tartışmadan önce yazarların “bilimsel dürüstlüğünün” sorgulanması birinci şart olmuştur.

Eskiocak ve asistanı Selçuk, “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilen bebek ölüm hızları üzerine eleştirel bir değerlendirme” başlıklı makalelerinde, Türkiye’nin, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, UNICEF, Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) kaynaklarında yer alan bebek ölüm hızı (BÖH) verilerini değerlendirdiklerinde, şaşırtıcı bir “bulguyla” karşılaşmışlardır: Türkiye’de BÖH 2008 yılından itibaren “dramatik” bir düşüşe girmiştir.

Sınıfın Sağlığı okurları BÖH’nın ne anlama geldiğini ve nasıl hesaplandığını daha önce bu konuda yayınlanan makalelerimizden biliyorlar. BÖH esas olarak iki temel etmenden etkilenmektedir: sosyoekonomik ve biyolojik. Sosyoekonomik etmenlerin BÖH üzerindeki olumsuz etkileri sağlığın toplumsal belirleyicilerinde sağlanan iyileşmelerle büyük ölçüde giderilebilirken, özellikle doğumsal ve kalıtsal sorunlara bağlı biyolojik etmenlerin olumsuz etkilerini giderebilmek güçtür. Bu nedenle toplumların sosyoekonomik durumlarında belirgin iyileşmeler sağlandığında, ana ve çocuk sağlığı hizmetlerinde iyileştirmeler yapıldığında, BÖH’nda çok kısa sürede büyük düşüşler görülebilir. Fakat bir yere kadar.

Gerek sosyalist ülkelerde devrimi izleyen yıllarda, gerekse kapitalist ülkelerde işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin yükseldiği dönemlerde, daha önceki yıllarda çok yüksek olan BÖH’nın birkaç yıl gibi çok kısa sürelerde “yarı yarıya” azaltıldığı gözlenmiştir. Fakat sosyoekonomik etmenlerin olumsuz etkileri giderilip, BÖH’nda biyolojik etmenlerin etkisi göreli olarak artmaya başladığında, dramatik düşüşlerde bir duraklama başlar. Eskiocak ve Selçuk’un da belirttikleri gibi “BÖH azaldıkça, düşüş daha da zorlaşır”. Yani BÖH’nın alınacak tedbirlerle örneğin binde 70’den, binde 30’a indirilebilmesi daha kolayken, binde 15’den binde 10’a indirilebilmesi oldukça zordur. Bu durum ülkelerin BÖH’nı yıllara göre sergileyen grafiklerde kendisini açıkça gösterir. Başta oldukça “dik” olan düşüş eğrisi, zamanla “yataylaşmaya” başlar.

Oysa Türkiye’nin BÖH yıllara göre değerlendirildiğinde 1990’lardan itibaren “dik” bir şekilde düşmeye başlayan eğrinin, bu “dikliğini” hiç yitirmediği, hatta 2008 yılından sonra “mucizevi” bir şekilde “yataylaşma” beklenirken, daha da “dikleştiği” gözlenmektedir (Bkz: Aşağıdaki grafik).   

  

Eskiocak ve Selçuk, 2008 sonrasında BÖH’nda gözlenen “mucizevi” düşüşün nedenlerini araştırdıklarında, bu yıldan itibaren “yapılan bazı hesaplamalarda uluslararası standartta kabul edilmiş olan 22 haftadan sonra canlı doğan bebeklerin alınmamış” olduğunu saptamışlardır. Bu durumun “ciddi bir eksiklik” olduğunu belirten yazarlar, “bu tür hesaplamaların ‘doğruyu’ yansıtma olasılığı yoktur” demektedir. “TNSA bulguları olan BÖH ile AÇSAP Genel Müdürlüğü bulguları olan BÖH farklı yöntemlerle hesaplandıkları için aynı bir grafikte aynı serinin verileri gibi” sunulmamaları gerektiğini belirten yazarlar, Sağlık Bakanlığı’nın “Türkiye’nin BÖH değerlerini olduğundan (TNSA 2013 verilerine göre %45,5) daha düşük” gösterdiğini ifade etmektedir.

BÖH başlı başına önemli bir veri olduğu gibi, 5 Yaş Altı Çocuk Ölüm Hızı ve Doğuştan Beklenen Yaşam Süresi hesaplamalarında da temel veridir. Bu nedenle Eskiocak ve Selçuk bu hesaplamaların da yanlış olabileceğine ve Doğuştan Beklenen Yaşam Süresi’nin “gerçek değerinin üzerinde hesaplanmış olması” olasılığına dikkat çekmektedir. Nedense bunları yazarken gençlik yıllarımdan bir şarkı geldi aklıma: Abba’dan, “kazanan hepsini alır!”.

Geçtiğimiz haftalarda Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlılığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Dr. Kayıhan Pala da, 12 Aralık 2014 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik ekinde yayınlanan bir makalesinde “Sağlık Bakanlığı sağlık istatistiklerini neden çarpıtıyor?” sorusuna yanıt arıyordu. “Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2010’da 2008 yılı için binde 17.0 olarak verilen bebek ölüm hızı, bir sonraki yıl yayımlanan istatistik yıllığında binde 12.1 olarak verilmiştir” diyen Pala, Sağlık Bakanlığı’nın hızları hesaplarken “28 hafta ve üzeri veya 1.000 gr ve üzeri ölümler dikkate alındı” açıklamasıyla sağlık istatistiklerinin bilimsel olarak hesaplanmadığını itiraf ettiğini belirtmektedir.

Pala’ya göre “Sağlık Bakanlığı bazı olumsuz verileri gözden kaçırmak / saklamak amacıyla istatistik yıllıklarında yöntem değişikliği yapmaktadır”. 1980’den sonra yürürlüğe konan ve 2002’den sonra ağırlığı iyice hissedilen neoliberal sağlık politikalarının ülkemizde pek çok tahribata yol açtığını ifade eden Pala, “Hükümet(ler) bu tahribatları gizlemek için olsa gerek, nesnel sağlık istatistikleri üzerinden bilimsel bir tartışma yürütmek yerine, sağlık alanındaki görünüşünü ‘iyi’ göstermek telaşı içerisine girmiş görünmektedir” demektedir.

Başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF gibi kuruluşlar olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun da Türkiye tarafından yayınlanan verileri hiç sorgulamadan kabul etmeleri ve yayınlamaları da dikkat çekicidir.  DSÖ ve UNICEF’in dünyanın en iyi bilim insanlarıyla birlikte çalıştıkları göz önüne alındığında, bu kuruluşların Eskiocak ve Pala gibi bilim insanlarının gördüğü ve gösterdiği hile ve çarpıtmaları görememeleri olanaksızdır. Bu durum DSÖ ve UNICEF’in Türkiye’den gelen verileri sorgulamamalarının altında başka çıkar veya menfaat ilişkilerinin yatıyor olabileceğini düşündürmektedir. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi serbest piyasa ekonomisi egemenliğinde bu tür ilişkiler hiç de şaşırtıcı değil! 


Kaynak

Eskiocak, M. ve Selçuk, EG. (2014). Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilen bebek ölüm hızları üzerine eleştirel bir değerlendirme. Turk J Public Health, 12(3): 207 – 216.