Türkiye ekmeğini pekmezine denk getirebilecek mi?

Türkiye ekmeğini pekmezine denk getirebilecek mi?

Yusuf Yavuz
23/01/2015 Cuma

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından 12-16 Ocak tarihleri arasında Ankara'da düzenlenen 'Ziraat Mühendisliği 8. Teknik Kongresi'nin ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, bir çok yönüyle Türk tarımının röntgeni çekildi. Türk tarımının yapısal sorunlarının yanında doğal kaynaklar, çevre ve bitkisel ve hayvansal üretim gibi başlıklar altında 400'ü aşkın akademisyen tarafından 73 bildirinin sunulduğu kongrede ayrıca gıda güvenliği, tüketici hakları, kırsal kalkınma ve üretici örgütlenmesi gibi konu başlıklardan oluşan bildiriler iki cilt halinde kitaplaştırıldı. 1527 sayfadan oluşan bildiriler kitabı, Türk tarımının bugünü ve yarınına ışık tutuyor.
 
İşte Anadolu halkının deyimiyle Türkiye'nin ekmeğini pekmezine nasıl denk getirebileceği sorusuna uzmanların bulduğu yanıtlar...

 
Çankaya Belediyesi Görsel Sanatlar Merkezi'nde gerçekleştirilen ZMO Ziraat Mühendisliği 8. Teknik Kongresi'ni siyasi liderlerin yanısıra kamu ve kamu dışı kurum ve kuruluşlardan sektör temsilcileri, akademisyenler, ziraat, su ürünleri, balıkçılıkteknolojisi ve tütün teknolojisi mühendisleri ve öğrencilerin yanısıra sektöre ilgi duyan yurtaşlar ilgiyle izledi.

GIDA GÜVENLİĞİ VURGUSU
Beş gün süren kongrenin ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde Türk tarımının kapsamlı bir değerlendirmesi yapıldı.Türkiye’nin tarımda söz sahibi olması ve rekabet edebilir düzeye erişebilmesi amacıyla  tarımın devam edegelen yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğine işaret edilen sonuç bildirgesinde, "tarımsal üretim ve ticaret politikalarının güçlendirilmesi, kırsal kalkınma politikalarının tarım politikaları ile entegre edilmesi, üretici eğitim ve refah düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal desteklemelerin amacına uygun olarak sürdürülmesi ve etkilerinin değerlendirilmesi, üretici örgütlenmesi sorunlarının çözülmesi, tarım işçilerinin sosyal güvenlik ve iş yasası kapsamlı sorunlarının giderilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, tarımsal danışmanlık sisteminin etkin kullanılması önem taşımaktadır" görüşüne yer verildi.

KONGREDE TMMOB'A SAHİP ÇIKILDI
Hükümetin hazırladığı son torba kanunu taslağına eklenen kimi maddelerle yapısı değiştirilmeye ve etkisizleştirilmeye çalışılan TMMOB üzerindeki her türlü oyuna, tasarrufa ve susturmaya karşı olunduğunun altı çizilen bildirgede, "TMMOB Türkiye için önemlidir, gereklidir, yokluğunun maliyeti yüksek olacaktır. ZMO olarak varlığımız kim olursa olsun önemlidir, yaşamsaldır. Meralarımız için önemidir, doğal kaynaklarımız için önemidir, kentlerimiz-kıyılarımız için önemlidir, yaşam alanlarımız için önemlidir, insanlık ve tüm canlılar için önemlidir. TMMOB ve bağlı odalar üzerinden herkes elini çeksin, ülkeye hizmet etsin" denildi.

İŞTE ZEYTİNDEN EKMEĞE TÜRK TARIMININ SORUN VE ÇÖZÜMLERİ
Toplam 59 başlık altında sektörün değerlendirmesine yer verilen bildirgede, tarımdaki yapısal sorunların çözülmesi sayesinde elde edilecek kazanımların, üretim girdilerinin fiyatlarını azaltma ve katma değeri yüksek üretim ile telafi edilebileceği vurgulanarak özetle şu görüşlere yer verildi:
 
-Kırsal kesimde kalkınma potansiyelinin açığa çıkarılmasına yönelik genç çiftçiliğin ve kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi gibi politikalar uygulamaya konulmalıdır.

TARIM TOPRAKLARI SUSUZLUK KISKACINDA
-Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları ülkemizin kuraklığa karşı kırılganlığını artırmaktadır. Hükümetler arası İklim Değişikliği Panelinin ( IPCC)  2014 Nisan ayında yayınlanan son dönem raporunda; kurak ve yarı kurak alanlarda sıcaklıklarda ve yağış karakteristiklerinde ülkelerin sektörlerini önemli derecede etkileyecek değişimlerin olma ihtimalleri açıkça belirtilmiştir. Türkiye’de su kaynaklarının en önemli kullanıcılarından biri olan tarım sektörü de özellikle bitki gelişme dönemlerinde toprakta yeterli miktarda suyun olmaması olarak tanımlanan tarımsal kuraklığı son dönemlerde sık ve şiddetli olarak yaşamaktadır.

AMAÇ DIŞI KULLANIM TARIM TOPRAĞINI 2,6 MİLYON HEKTAR AZALTTI
-Cumhuriyetin ilk yıllarından beri sürdürülen kalkınma çabalarına paralel olarak, özellikle 1950'lerden itibaren hızlı sanayileşme; sanayileşmeye bağlı hızlı nüfus artışının doğal sonucu meydana gelen şehirleşme en önemli doğal kaynaklardan birisi olan ve yok edildiğinde tekrar kazanılamayan verimli tarım arazilerinin, ova topraklarının amaç dışı kullanılarak yok olmasına  neden olmuştur. 1949 yılında kişi başına düşen tarım alanı 7,5 dekar iken nüfus artışı ve özellikle 1980’lerden sonra artan amaç dışı kullanımlar nedeniyle kişi başına düşen tarım alanı miktarı yüzde 117 oranında azalarak 3,1 dekara gerilemiştir. Bunlara ek olarak uygulanan yanlış ve dış kaynaklı tarım politikaları nedeniyle de özellikle 2000’li yıllardan sonra işlenen tarım alanlarında da 2,6 milyon hektar azalış yaşanmıştır.

RANT UĞRUNA ÇİĞNENEN YASALAR TARIM ÜZERİNDE BÜYÜK TEHDİT
-Tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasındaki en önemli etkenin Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmış olması nedeniyle 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun ve tarım arazileri ile verimli ova topraklarının sahipsiz kalmış olması;  Kanunun ve uygulama yönetmeliğinin yetki ve uygulama sorumluğunun teknik bilgi, deneyim ve altyapıdan yoksun, siyasi kararlara açık Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına dolayısı ile il müdürlüklerine verilmiş olmasından kaynakladığını göstermiştir.Türkiye’de her alanda olduğu gibi tarımda da yasaların varlığından çok uygulanmaması, çiğnenmesi, rant uğruna göz ardı edilmesi tarım toprakları ve diğer kaynaklar ile tarımsal üretim ve kırsal alanlar üzerinde giderek artan şiddette tehdit oluşturmaktadır.

ANADOLU'NUN GEN KAYNAKLARI YOK OLMASIN
-Önemli gen merkezlerinden biri olan Anadolu yeryüzü şekilleri ve iklim olarak da geniş bir çeşitliliğe sahip olmasının yanı sıra; sığır, koyun, keçi ve domuz türlerinin evcilleştirildiği alanların büyük bölümünü bünyesinde bulundurmaktadır. Anadolu; belirtilen bu hususların etkisiyle ve bu coğrafyada çeşitli dönemlerde hüküm sürmüş olan çok sayıda uygarlığın mirası genetik birikim nedeniyle geniş bir çiftlik hayvanları genetik çeşitliliğine sahip olmuştur. Bu nedenle genetik kaynakların yok olmasına göz yumulamaz. Son yıllarda, küçükbaş hayvan yetiştiricisinin desteklemelerden yararlanmasına ve örgütlenmesine yönelik adımlar atılmış olsa da işletmelerin küçük ve dağınık yapısı, sermaye yetersizliği, pazarlama zincirindeki çarpıklıklar, mera alanlarının ve kalitesinin giderek azalması, kaçak hayvan girişleri, yaygın hastalıklar, kırsaldan göç, yetiştiricinin üretim kültüründeki eksiklikler, ürün ve maliyetlerdeki dalgalanmalar gibi faktörler olumsuz etkilerini sürdürmektedir.

TAHILDA OLANAK VAR AMA ÜRETİM YETERSİZ
-Ülkemiz tahıllar için son derece uygun koşullara ve olanaklara sahip olmasına karşın, üretim yönünden günümüzde arzu edilen düzeye ulaşamamıştır. Artan nüfusumuzun gereksinimlerinin tam olarak karşılanabilmesi için tahıl üretiminin artırılması bir zorunluluktur.

TÜRKİYE NBŞ TEKELLERİNİN PAZARI OLMASIN
-Ülkemizde sürdürülebilir şeker pancarı ve şeker üretimi için şeker pancarı ve şeker üretim maliyetinin azaltılması, yüksek verim potansiyeline sahip şeker pancarı çeşitlerin kullanımı, uygun çevre ve yetişme koşullarının sağlanması, personel, yönetim kalitesinin iyileştirilmesi, üretici ile şeker pancarı endüstrisi arasında entegrasyon ve karşılıklı işbirliğinin sağlanması, ve Ar-Ge çalışmalarının artırılması gerekmektedir. Türkiye şeker konusunda kendi ulusal kaynaklarına ve üretimine öncelik verilmeli ve uluslararası NBŞ tekellerinin pazarı olmamalıdır. Karar vericiler, yetkililer tarımdan kopacak nüfusu özel sektör tekellerine ucuz işgücü olarak önermek yerine sosyal-hukuk devleti ilkelerince bunlara sahip çıkmalı ve bulunduğu yerde işlendirme ve geçindirme çabalarına öncelik vermelidir. Bu her şeyden önce insani ve vicdani bir sorumluluktur.

ZEYTİNDE NİTELİĞE ÖNEM VERİLMELİ
-Türkiye zeytin yetiştiriciliğinde dünyada önemli bir yerdedir. Bundan hareketle hedeflerini belirlerken nicelikten çok niteliğe önem vererek, katma değeri yüksek zeytinyağı ve sofralık zeytin üretimini esas almak zorundadır.

BİLİNÇSİZ PESTİSİT KULLANIMI GIDA GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR
-Sebze ihracatında tarım ilacı kalıntıları nedeniyle gerek AB ülkelerinde ve gerekse Rusya Federasyonu’nda yaşanan zorluklar halen önceliğini ve önemini korumaktadır. Gıda güvenliği ve tarım ilacı kalıntı riskinin yok edilmesi kapsamında önlemlerin alınması ve bunların etkin bir biçimde uygulamaya konulması dış ticaret ve gıda güvenliği açısından önemlidir. Ülkemizde pestisitler bir miktar bilinçsiz ve bir miktar da kontrolsüz kullanılmaktadır. O nedenle başta gıda güvenliğimiz olmak üzere, çevremiz ve bitkisel ürün ihracatımız bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Pestisitlere dayanıklılık açısından ülkemiz bazı sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunları çözmek için bir yandan üreticilerin daha bilinçli hale getirilmesi, diğer yandan da bitki koruma hizmetlerinin tek elde toplanarak biraz daha etkinleştirilmesi, bazı yönerge ve uygulamaların güncellenmesi ve bitki koruma alanında çalışacakların ziraat fakültelerinin bitki koruma ya da bitki sağlığı bölümlerini bitirmiş olanlarından seçilmesi gereklidir.

GELENEKSEL GIDALARIN ENVANTERİ ÇIKARILMALI
-Türkiye’nin gıda güvenliği alanındaki temel ve acil çözüm bekleyen başlıca sorunu gıda üretim pratiklerinin tüm bileşenleri ile kayıt ve denetim altına alınamamasıdır. Süt sektörü başta olmak üzere bazı gıda üretim alt sektörlerinde kayıt dışılık toplam üretimin yüzde 40-50’sine karşılık gelmektedir. Geleneksel gıdalarımıza ait envanterin çıkarılması, ürün özelliklerinin belirlenmesi, muhafaza ve işleme yöntemlerindeki yöresel farklılıkların ortaya konulması ve izlenilmesi ile bu gıdaların koruma altına alınmasında stratejik ve önemli noktalar olarak görülmektedir. 

BÜYÜKŞEHİR YASASI KIR-KENT DENGELERİNİ ALT ÜST ETTİ
-Büyükşehir Yasası ülkede kır-kent dengelerini, varlığını, kimliğini alt üst etmiştir. Yasa ile kırsal alan, tarımsal alan, doğal kaynaklar tehdit altına girmiştir. Bunu önlemek için yasanın kaldırılması ya da sayılan unsurların yasal güvence altına alınması mutlak gerekliliktir.

TARIM, İNŞAAT VE MADENCİLİKTEN SONRA EN TEHLİKELİ İŞ KOLU
Dünya genelinde iş kolları göz önüne alındığında tarım, inşaat ve madencilik sektörü ile birlikte en tehlikeli üç sektör arasında yer almaktadır. Tarım halen tehlike sıralamasında ön saflarda yer almakta olup kazalar ve yaralanma oranlarına bakıldığında gelişmekte olan ülkelerde sorunun çok daha büyük olduğu görülmektedir. Tarımda çalışanların iş güvenliği ve sağlığı açısından yeterli bir seviyeye gelememiş olmasının önündeki temel nedenler ortaya konularak, bunların ortadan kaldırılması için her türlü kademede eğitim ihtiyaçları belirlenmeli ve yapılandırma çalışmalarına hızla başlanmalıdır.
 
ZMO Ziraat Mühendisliği 8. Teknik Kongresi'nin sonuç bildirgesinin tamamına bu bağlantıdan erişilebilecek:http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=23348&tipi=3&sube=0