Farklı bir Türkiyelileşme ya da ucuz emek

Farklı bir Türkiyelileşme ya da ucuz emek

Yasin Tuzunoğlu
12/07/2016 Salı

Suriye'de durumunun içinden çıkılmaz bir hal alması emperyalistler için Erdoğan'ı vazgeçilmez (ya da yerine gelen parça aynı randımanı veremez) bir özne kılıyor şu an için, doğru.

Türkiye'de de Suriye'den gelen mültecilere vatandaşlık verilsin ya da verilmesin diye çok keskin iki uç var. Bu kadar geçişken iki halde de bu insanların Türkiye vatandaşlığı kazanması ya da kazanmaması elbette kendileri için çok uygun bir çözüm de doğurmuyor.

Diğer yandan vatandaşlıktan bağımsız olarak bu insanlar Türkiye demografisinin içine bir şekilde girmiş durumdalar, iki ülkenin sınırları arasında gelgitler sadece cihadçı fikirlerle hareket edenler için değil aynı zamanda kendini bu savaştan kurtarmaya ve güvenliğini bir nebze sağlamaya çalışan aileler(ki ezici çoğunluğu bu kesim oluşturuyor)için de mevcut. Siyasi aktörler küçüklü büyüklü Türkiye-Suriye arasında bir şekilde mekik dokuyor zaten.

Fakat Türkiye'de birçok insanın alt kültür olarak gördüğü ve ülkede bulunmasından rahatsız olduğu kesim mekik dokuyan cihadçılar değil az evvel bahsettiğim sıradan aileler, çünkü bu insanlar hepimizin hayatında artık her yerdeler. Sokakta, parkta, alışverişte...

Orta sınıf duyarlılıklarla ve kendine göre belki de kabul edilebilir sebeplerle neden bu insanların bu ülkede olmaması gerektiğini açıklamaya da çalışıyorlar fakat tepkiyi bu insanlara yöneltmenin çözüm olmadığının farkında değiller.

Türkiye'nin Suriye politikası (mültecileri sahiplenme ve uluslararası buluşmalarda bu insanlara şu kadar milyar harcadık şovlarından bahsetmiyorum) bile başlı başına bu insanların Türkiye'ye daha fazla bağımlı olmasının tetikleyicilerinden.

Bunun Erdoğan için de iki anlamı var; bir yerden Suriye belirsizliği Erdoğan'ı değerli bir cevher gibi göstermeyi sürdürür. İkincisi; Suriye'de herhangi bir siyasi istikrar durumunda Türkiye ile olan geçişkenlik azaldığında ve Erdoğan artık çok da mühim bir koz olmadığında ülke içindeki politikada kullanabileceği milyonlarca Suriyeli mülteci olacak, ki zaten problem de burada başlıyor.

Bu insanlar Türkiye burjuvazisi için ciddi bir artı değer üreticisi durumundalar, ki en düşük asgari ücretli işçiden bile para/çalışma saati denkleminde kat kat daha kârlılar. Ağır sanayi ya da temel iş sektörlerinin hangisinde yoğunlaştıklarından bağımsız olarak alt bir ücret almaktalar.

Artı değer üretiminin dışına çıkıyorum; bu insanların kimsenin çalışmak istemediği işlerde(ve çok kez yasal olmayanlarda) hiçbir hukuksal hakkı ve resmiyeti olmadan, işveren için çok risksiz bir biçimde çalıştığı gerçek. Asgari ücretteki küçük artışa dahi tahammül edemeyen patronlar varken ve mecliste asgari ücretin tekrar 1000 tl bandına çekilmesi tartışılırken ülkenin büyük kısmında gelişen milliyetçi refleks mültecileri ve bu sayede kendilerini istediği gibi hareket ettiren Erdoğan'ı bu sefer de iç siyasette önemli bir yere oturtacaktır. Çünkü çoğunlukla karteller ve bir o kadar da orta bütçeli işverenler bu insanların çok ucuz emeğinden ve türk işçisinin ekonomik haklarına yaptıkları baskıdan vazgeçmek istemeyeceklerdir.

Bugünler geldiğinde Türkiye'deki laik burjuvazi imajına sempatiyle bakan ve tabii ki reel siyaseti herkesten kat kat iyi bilen solcularımız burjuvazinin ''laiklik ama daha az kâr'' yerine ''gerekirse şeriat ama daha fazla kâr'' mantığıyla hareket edeceğini bir kez daha göreceklerdir.

Mevzu bu kadar bariz örneklerle sınıfsaldır. Farklı bir açıdan yorumlamaya kalkan savrulacaktır, ki savrulmuştur da...