Adımız öğretmendi bizim

Adımız öğretmendi bizim

Tonguç Ortakçı
02/09/2019 Pazartesi

Tüm meslekleri hızla kirletiyorlardı birinciliği öğretmenliğe verdiler. Şiirsel bir giriş yaptım yazıya ama öğretmenlik mesleği ne yazık ki trajik dramatik bir roman oldu artık. En baştan başlayalım bu romanı anlatmaya.

Öğretmen olma düşüncesiyle girdiğiniz eğitim fakültesinden 4 yıllık emeğiniz sonunda toz pembe hayallerinizle, idealistliğinizle ve dünyayı değiştirecek umut, düşünce ve hayallerinizle mezun olursunuz. Buraya kadar her şey güzeldir ve her şeyin çok daha güzel olacağına inanırsınız. İnanırsınız ama ülkenin gerçekleri çok kısa zaman içinde işlerin hiç de öyle olmadığını acı tecrübelerle öğretiverir size. 

Adına KPSS denen bir sınava gireceğinizi bilirsiniz çok önceden. Ülkede seçmek elemek için yapılan rutin bir sınavdır bu. Kendinizi hazırlamışsınızdır bu sınava. Bir öğretmen adayının devlete ödemekle yükümlü olduğu, vergi niteliğinde bir parayı da devletin hesabına yatırmışsınızdır. Mesleğinizi elinize alacaksınız sonuçta atanacaksınız, bu kutsal görevi icra edeceksiniz; Anadolu'nun en ücra köşesinde, tek katlı, bir en fazla iki sınıflı, ortasında sobası olan o köy okulunda.

Sınav biter sonuç beklersiniz. Geçen yılların puanlarını, kontenjanlarını araştırırsınız, bir varsayımda bulunmak için hesap yapar durursunuz. Siz sürekli hesap yaparsınız da sizin hesabınız onların hesabına hiç uymaz. Puanınız gelir düşündürür. Kontenjan açıklanır daha çok düşündürür. Ucundan köşesinden yakaladıysanız açıklanan komik rakamı bu kez de mülakat düşündürür kara kara. Mülakatı da geçtiniz varsayalım güç bela, kadronuz 6 yıl (son düzenlemeyle 4 yıl) sonra verilmek üzere sözleşmeli öğretmen olarak atanırsınız, özlük haklarınızdan yoksun. 

Hayatı planladığı gibi giden, başarısının yanında şansı da yaver giden çok az sayıdaki öğretmenimiz; sistemin dinci, gerici baskısıyla karşı karşıya kalarak görevine başlarken ya hayatı düşlediği ve düşündüğü gibi gitmeyen yüzbinlerce öğretmen adayı ne yapar? 

Zor bir dönem başlar o öğretmenler için. Sürekli önemli kararlar vermek zorunda olduğu zor bir dönem... Sağlam bir psikolojiyle yeniden sınava hazırlanmalıdır, olmadı bir daha hazırlanmalıdır. Düzenli olarak sınav vergisini vermelidir devlete çünkü devletin kalkınması için bu sınav vergisi çok önemlidir. Bir öğretmen adayı öğretmen olabilmek umuduyla girdiği her oturum başına 75 tl toplamda 225 tl sınav ücreti ödemek zorundadır. Tüccar gibi davranan devletin muhasebeciliğini yapan ÖSYM sadece 4 yılda 377 milyon lira gelir elde etmiştir bu umut tacirliği sınavlarından. Çok acı ama gerçek olan bu bilgiden sonra devam edelim süreci anlatmaya.

Alanınızdan yeterli alım olmadığı için (alanınız hükümet politikalarına uymuyorsa) bir türlü mesleğinizi elinize alamadıysanız ve şartlar gittikçe ağırlaştıysa, erkekseniz ve askerlik göreviniz de gelip çattıysa ya da toplumun baskısı iyice arttıysa veya birlikte bir yuva kurmak istediğiniz bir sevdiğiniz varsa artık başka şeyler düşünmek zorunda kalırsınız. Polisliği, askerliği tercih etmiyorsanız, sadece kendi mesleğim  öğretmenlik diyorsanız, özel sektör yani kolejler kolları açmış sizi beklemese de önemli bir alternatiftir. Mesleğinizi yapmak için hayatınızı kazanmak için bir umut çalarsınız tüm özel okulların kapılarını. 

Başka bir maceranın içinde bulursunuz kendinizi. Başvurduğunuz kurumlardan bir tanesi ararsa şansınıza, giyinir kuşanır heyecanla koşarsınız kapılarına. Girersiniz içeri başlarlar anlatmaya, tecrüben yok, daha gençsin ama biz sana bir fırsat vermek istiyoruz maaşın asgarî ücret ya da daha altında. Şükredersin bunu bulduğuna çünkü ne zor durumda olan arkadaşın vardır, bunu bilirsin hiç sesini çıkarmadan razı gelirsin.   

İmzalarsın önüne koyulan sözleşmeyi. Başlarsın çalışmaya. Haklarını bilemezsin. Bilsen de arayamazsın. Bildiğin, hakkını ararsan işten çıkarılacağındır. Hakkını bilmek de istemezsin. İş yükü ağırdır çalışırsın ama emeğinin karşılığını alamazsın. Gecen gündüzün yoktur. Öğrenci ve veli müşteridir. Müşteri her zaman haklıdır. İster gece arar ister gündüz. İster hesap sorar ister fırça atar. Özel sektör böyle, işine gelirse derler. Susarsın. Maaşın geç yatar susarsın, hiç yatmaz susarsın. Etrafında aile geçindirmek zorunda olan arkadaşlarının işinden olmamak için bu haksızlıklara susmak zorunda kaldıklarını görürsün, onları anlarsın ama sustukları için daha çok haksızlığa uğradıklarını fark edersin. Bu kez kızarsın, yaşadığın ve hissettiğin her şeye, her hisse lanet edersin. Değer görmediğin, tatmin olmadığın, adını unuttuğun mesleği yapmak için zorlar durursun kendini. Fedakarlık yapmak hep sana düşer. Çünkü unuttuğun adın öğretmendir senin. 

Peki hep böyle mi devam edecek? Hayır böyle gitmeyecek! Yukarıdaki satırları Türkiye’de zor şartlarda mesleğini yapmaya çalışan yüz binlerce öğretmenden biri olarak yazdım. Artık susmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Bıçak kemiği deldi geçti. Bu güzel memleketin aydınlık geleceği için mücadele eden ve etmeye devam edecek olan öğretmenler olarak birleşeceğiz. Daima sağlam bir duruş sergileyeceğiz. Güçlü olduğumuzu, bize bu hayatı reva görenlerin zerre kadar gücü ve değeri olmadığını biliyoruz. Sesimizi ve sözümüzü yükseltmekte bir an olsun tereddüt etmeden yaşayacağız. Hakkımız olanı almak için bıkmadan, usanmadan, yorulmadan sonuna kadar mücadele edeceğiz. Unutturulan adımızı yeniden hatırlamak ve bir daha unutmamak için sözde güç sahibi özde asalak zalimlerin zulmüne inat insanın insanı sömürmediği eşit ve aydınlık bir gelecek için direneceğiz!