Otomatik kapılar

Otomatik kapılar

Selçuk Işık
16/01/2015 Cuma

Her gün geri geri atıyorsun adımlarını. Otobüse, servise ya da bilmem kaç taksitle borçlanarak aldığın o arabaya binerken geri savuran birşeyler var seni. Sabahın ayazında yollara, üstünde yürüdüğün kaldırıma, durakta yanında beklediğin adama, kadına yabancısın.

Bir kapıdan giriyorsun. Biliyorsun ki bu kapıdan girdiğin an, teknolojik belleklere işlenmekte ama çıkışın asla.

Otomatik kapılar bunlar. Seni görünce bulunduğun mekanın tüm samimiyetsizliğiyle sahte bir saygı duruşuyla açılıyorlar.

Yanlış gelmedin. Yani maalesef. Ofistesin, plazadasın ya da orada mısın?

Üretmeye başlıyorsun, bazen kimin için ürettiğini bile anlamadan. Bazen bu anlamsız ilişkiyi sonsuz kabullenişine liberal maskeler takarak ya da öylesine önemsizleştirerek, içinde ezerek.  Giderek yabancılaştığın emeğin, üretme arzunun yanında koskoca bir çelişkiymişçesine duruyor. Bu çelişkiyle baş edeceksin çıkar yolu yok.

Mekandadır problem deyip değiştiriyorsun mekanı mesela defalarca ya da mekanın senin için ürettiği metayı olabildiğince tüketmeye başlıyorsun ve bir de bakıyorsun ki metanın kendisi olmuşsun. Üzerine kariyer bandrolü yapıştırılıp tüketilmek üzere başka bir mekanın önüne bırakılıyorsun.

Alıp başımı gitsem diyorsun ve yeni bir mekan tarif ediyorsun. Yok o da olmuyor. Bu arsız çelişki orada da yakanı bırakmayacak gibi.

Başını dik tut diyorlar sana işe girerken, özgüvenli gösterir. Oysa başını bilgisayara gömmüş verili yalnızlığını bilgisayara işliyorsun. Kapitalizmin akademi kamplarının eleğinden sana kala kala üç beş formül yazmak, birkaç fatura girmek kalmış, onunla da karnını doyuruyorsun. Ressamsın, şairsin, yazarsın, ne bileyim işte baletsin, müzisyensin belki ama şu anda önemsiz bir maliyet kaleminden başka birşey değilsin.

Günün en az on saati, içindeki yazarın kalemini kırmak için, müzisyenin notalarını çalmak için, yazacağın şiirin imgesini bozmak için bekleyen, seni yutan bu canavarın midesindeki zehirden hayat çıkarmaya çalışıyorsun.

Bir zaman geliyor sabah yabancısı olduğun o kadın ve adamla aynı isyanda, aynı sloganda buluşuyorsun. Tam oracıkta isyan seni yeniden doğuruyor. Esaslı bir nefes alıyor, doğruluyorsun.

Galiba sana diretilen çaresiz ‘’ben’’ den umut dolu ‘’biz’’ e yolculuğun başlıyor. Sen de direniyorsun işte.