Fed faiz artırırsa ne olur?

Fed faiz artırırsa ne olur?

Seçkin Dinçer
31/08/2015 Pazartesi

Mayıs 2013’te dönemin FED Başkanı Ben Bernanke, varlık alım programında kademeli olarak azaltıma gidileceğini (tapering) duyurmasının ardından, dünya piyasaları ciddi çalkantılara girmişti. Aynı dönemde Gezi direnişinin patlak vermesi, Türkiye’nin bu çalkantılardan daha fazla etkilenmesine yol açtı. Sadece bu da değil, Türkiye’nin makroekonomik indikatörlerindeki hassaslık, döviz fiyatlarına oldukça duyarlı olduğu için bu yeni konjonktürde zayıf karnını daha fazla ön plana çıkardı.

Bernanke’nin açıklamasından bu yana dolar fiyatı dünyada diğer para birimlerine karşı değer kazanmaya başladı. Dolar zirve üstüne zirve gördü. En son 3 TL’yi de aşıp psikolojik sınırları da geçerek, en üst seviyenin ne olabileceği konusundaki soru işaretlerini artırdı.

FED’in faiz artımına gidebilmesi için önüne koyduğu şartların bir kısmı gerçekleşti. Gerçekleşmeyen kısmı ise, koyulan hedefler doğrultusunda ilerliyor. Eylül ayının 17’sinde toplanacak olan FED’nin Açık Piyasa Komitesi toplantısının ardından, yerli veya yabancı birçok ekonomist faiz artımını bekliyor. En son bugün Uğur Gürses konu ile ilgili yazdığı yazıda, “Özeti şu; Fed Cuma günkü istihdam verileri de güçlü gelirse ve de küresel mali çalkantı sertleşmezse 17 Eylül’deki toplantıdan faiz artırımı çıkması artık sürpriz değil.” tespitinde bulundu. Öte yandan, Tokyo’daki SMBC Nikko Securities Inc. kıdemli piyasa ekonomisti Hiroki Shimazu, “Çin ekonomisi ile ilgili pek çok belirsizlik bulunuyor. Fed’in artışı gitmek istediği kesin. Eylül, faiz artırımı için en yüksek ihtimalli ay olarak görülüyor. ABD ekonomisi gerçekten güçlü” dedi. Anlaşılacağı üzere, FED’in faiz artımına gitmesi artık eskisi kadar uzak görünmüyor.

TCMB Ne Yapacak?

Diğer yandan, TCMB’nin durumu da dış alem açısından belirsizliğini koruyor. Artan döviz fiyatlarına yönelik olarak, kendisinden ivedi olarak beklenen adımları atamıyor. Politika açısından, beklenen TL’nin maliyetini yükselterek döviz talebini kısmak; yani politika faizinde artışa gidilmesi. Ama merkez bankası bundan kaçınıyor. Bernanke’nin yukarıda bahsedilen konuşmasından sonra da, aynı hareketlenmelere geç müdahale eden merkez bankası, Ocak 2014’te TL’de %30’a varan değer kaybını durdurmak için politika faizini 550 bp artırmak zorunda kalmıştı. Burada sorun, merkez bankası zamanında bu müdahaleleri yapamıyor oluşu.

Kur Neden Artıyor?

Artan kur konusunda FED’in etkisi kuşkusuz ağırlığını koruyor. Fakat diğer parametreler de en az “FED etkisi” kadar önemli:

  • Koalisyon adımlarının başarısızlıkla sonuçlanması,
  • Suruç katliamı ve devamında Kürt coğrafyasında yaşanan savaş durumu,
  • Türkiye çevresindeki jeopolitik riskler,
  • TCMB’nin attığı “ince ayar” adımlarının ötesinde, faiz silahını kullan(a)mıyor oluşu

Nedenleri böyle sıraladıktan sonra da belli başlı önemli gördüğümüz göstergelerdeki verili durumu da özetleyebiliriz.

  • Bugün açıklanan dış ticaret istatistiklerine göre, ihracat kesintisiz 8 aydır geriliyor ve büyümede bunun maliyeti de ilgili çeyrek büyüme hızlarında gözlenecek,
  • Enflasyonda son ayda düşüş gözlense de, artan kur etkisi önümüzdeki aylarda görülmeye başlanacak,
  • Geleceğe yönelik ekonomik beklentileri yansıtan önemli bir veri olan Tüketici Güven Endeksi 6,5 yılın dibinde,
  • Konut satışları yavaşlıyor; yani AKP ekonomisinin bel kemiği olan inşaat sektörü açısından da büyümeye veya ekonomiye artı puan sağlayacak bir gelişme görünmüyor.

Önümüzdeki dönem Türkiye’de ne olabilir?

Türkiye’nin girdiği krizlerin neredeyse hepsi ödemeler dengesi üzerinden oldu. Yani, döviz fiyatlarındaki artış, dış alem ile girilen “alacak-verecek” başlığında tıkanma olarak tezahür ediyor. Sorun döviz fiyatları arttığı için mi ekonomi durgunluğa giriyor; yoksa ekonomi durgunluğa girdiği için mi döviz fiyatları artıyor gibi görünüyor olabilir; ama karşılıklı birbirini besleyen kısır bir döngü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Örneğin, sıcak para olarak adlandırılan kısa vadeli portföy yatırımı, Türkiye’de açıklanan bir makro verinin beklenenden kötü gelmesi veya siyasi risk algının artması veya merkez bankasının çekinik tavrı veya Erdoğan’ın histerik hareketlerinden kötü etkilenip çıkmak isteyebilir, bu döviz fiyatlarını yukarı ittirir. Devamında, büyüme hızını artırmak için kendi tasarrufları yeterli olmayan Türkiye’nin yurtdışından da kaynak sağlayamaması durumunda, bundan etkilenecek büyüme, istihdam ve enflasyon göstergeleri yine döviz artırabilir.

Çıkış, verili durum altında AKP ekonomisinin; yani günümüz Türkiye kapitalizminin boyunu aşıyor.

Ekonominin krize gömülmesi siyasi riske bağlıysa, önümüzdeki erken seçim bu riskin hala ortada durduğunu gösteriyor. Erdoğan zaten ayrı bir kriz başlığı, “yatırımcıların” gözü önünde duruyor. Hadi hepsi iyi gitti diyelim, döviz arzının dünyada kısıldığı bir dönemde makro başlıklarda yaşanan tıkanmaların, Türkiye’nin önünde bir “kriz” unsuru olarak durması işten bile değil. Önümüzdeki dönem, ülkede büyümenin yavaşlayacağı, maliyet yönlü enflasyonu artışa geçeceği, ihracatın gerileyeceği, tüketimin daralacağı ve dolayısıyla işsizliğin artacağı bir dönem olacağa benziyor. Sonuç olarak, AKP iktidarını bir dönem “şahlandıran” ekonomi başlığı, şimdi elini zora sokacak gibi görünüyor.