İzban grevinin ardından: Kim kazandı?

İzban grevinin ardından: Kim kazandı?

Savaş Sarı
16/11/2016 Çarşamba

Bir koşturmaca içersinde geçiyor günler.

Ekmeğinin derdinde çoğumuz.

Gençler, yarınlarının derdinde.

Ekmeğimizi kazanmak için sabah akşam didiniyoruz.

Kimilerimiz ise, hiç de az değil sayısı, ekmeğini kazanacağı bir iş bulabilmek için didiniyoruz.

Ve bir sabah işe gitmek için İzban istasyonuna geldiğimizde “Bu iş yerinde GREV var!” pankartının asılı olduğunu görüyoruz. Homurdanıyor çoğumuz muhtemel. Kimimiz Belediyeye, kimimiz greve çıkan işçilere sövüyor. Ve başımızı önümüze eğip işin yolunu tutuyoruz.

Sıkış tepiş binebildiğimiz otobüslerde söyleniyor bazıları,

“Bu devirde mis gibi iş bulmuşlar neyine yetmiyor bu İzban işçilerinin”,

bazıları fırsatçı bir eda ile CHP'ye vurup AKP'yi övüyor,

“Hep bu belediyenin beceriksizliği, İstanbul'da böyle mi, sıkıysa çıksın işçi greve, anında kapıya koyarlar adamı. Kolay mı vatandaşın ulaşımına mani olmak öyle. Ama ah, İzmir atamadı şu adamı başından bak gül gibi başbakan oldu diğeri”

Bu yoruma tepkili bir sesle tespit yapıyor bazıları,

“Bunlar hep tuzak, belediyeyi zora sokmak, sıkıştırmak için karanlık ellerin işi bu grev”

Daha işe varmadan yorulmuş halde iniyor otobüslerden ve belki bir iki aktarma ile daha varıyoruz işe. Elbette memnun değil çoğumuz aldığı maaştan, çalışma koşullarından. Ve elbette hepimiz kaygılıyız yarınımızdan.

“Grev” pankartını hatırlıyor, bir kez daha öfkeleniyoruz İzban işçilerine. “Yetmiyormuş gibi onca zorluk ve yük bir de yollarda sefil ettiler bizi” diye düşünüyoruz. Kafamızda ayın sonunu nasıl getireceğimizin çözümsüz hesabı, boynumuzu eğip işe gömülüyoruz, kimimiz tezgah başında, kimimiz masa başında.

Televizyonlarda, radyolarda, internette sözlere ve yazılara asılı rakamlar uçuşuyor haber bültenlerinde. Dolar yükselmiş yine.

Bireysel emeklilik mi ne bir şey olacak, maaşlardan para kesilecekmiş.

İşsizlik, milyonlardan söz ediyorlar, her üç gençten biri işsiz diyorlar. İçimiz sıkılıyor.

Sonra İzban yönetiminden bir açıklama düşüyor haberlere, işçilerin aslında hiç de az maaş almadığını anlatıyor, bir sürü rakam sıralıyor ardı ardına...

Belediye Başkanı Kocaoğlu açıklama yapmış, “işçilerin talebinin karşılanması durumunda ülkenin sarsılacağından, İzban'ın yeni bir şirket olduğu için maaşların düşük olduğundan, ülkede en ucuz toplu ulaşımın İzmir'de olduğundan ve bazı karanlık ellerin bunu çekemediği için bu grevin başladığından” ve başka bir dizi şeyden söz ediyor.

Akşam oluyor yavaş yavaş. Her birimizde biran evvel evimize ulaşabilme telaşı.

Yine sıkış tepiş otobüsler, İzban istasyonunun yanından geçerken otobüs, gözümüz takılıyor yine o pankartta yazılı olan harflere, “G.R.E.V”. Pankartın yanında grev önlüğü ile duran iki işçinin yüzüne takılıyor sonra bakışlarımız.

Anlayamıyoruz, neden, ne hakla, hangi cesaretle yapıyorlar bunu, bu işi, eylemi?

....

Bir hafta geçti

Alıştık, İzbansız sıkış tepiş evden işe işten eve gidip gelmeye.

Bir haber geldi sekizinci gününde grevin.

Anlaşmışlar, AKP'li bakan aracı olmuş, CHP'li belediye başkanı, İzban yönetimi ve Sendika başkanı el sıkışıp imzayı atmışlar.

Akşam işten eve dönerken yine gözümüz takılıyor grev pankartının yakınında toplanmış izban işçilerinin yüzlerine.

Hepsi tedirgin, kararsız surat ifadeleri. Ve kafalarında onlarca sorunun döndüğü her hallerinden belli.

İzmir kazandı diyor haberler, Kocaoğlu çözümün tam göbeğinde olduğunu söylüyor, AKP İzmir vekili, “Başbakan Yıldırım çözdü sorunu” diye caka satıyor.

Yarın sabah İzbanla gideceğiz artık işe. “Oh be rahat edeceğiz” diye düşünüyoruz.

Ertesi sabah sıkış tepiş biniyoruz İzban'a. Ayın ortasındayız ve ekmeğimizi kazanmak için çabalıyoruz.

“Nasıl olacak” diye düşünüyoruz, yarın nasıl ..., öbür gün nasıl...?

Belki bazılarımız İzban'da bir İzban işçisine denk geliyor, yakın davranıp “Ne oldu, istediğinizi aldınız mı?” diye soruyor. İzban işçisi biraz buruk, belki sıkılgan ve halâ tedirgin “eh işte...” diye geçiştiriyor. Bazılarımız işçinin tedirginliğinden cesaretlenip biraz daha saldırganca “Sekiz gün İzban'ı durdurdunuz da ne oldu? Değdi mi şimdi bütün bunlara?” diyecek oluyor, İzban işçisi kısa ve kesin bir yanıt veriyor;

“Emeğimize sahip çıktık, hem elbet değdi, ne kadar güçlü olduğumuzu gösterdik”

İzban'dan inip akşam karanlığında eve doğru yürürken birden aklımıza düşüveriyor:

“Ne kadar güçlü olduğumuzu gösterdik!”

304 işçi birleşip hakları için İzmir raylı ulaşımını durdurdu. Sekiz günde tüm karalamalara rağmen bana mısın demediler.

Peki ya biz?

İzmir'in dört bir yanında tezgahlarda masa başlarında çalışan işçiler, biz ne kadar güçlüyüz?