İşçi B

İşçi B

Necati Çıtak
01/12/2016 Perşembe

‘’Güzel günler gelmez bize,

Diyor İşçi B.

Biz güzel günlere yürümedikçe.’’

Sekiz yıl önce bugün yani 1 Aralık 2008’de aramızdan ayrılan Alman yazar Peter Maiwald’ın 1975 yılında yazdığı kitap ‘’İşçi B’nin Hikayeleri’’ bu şiir ile biter. Paha (4 lira) ve sayfa da (96 sayfa) hafif olan kitap içerik olarak ağırlığından dolayı övgüyü hak ediyor. İşçi B’nin 1930’larda başlayan hikayeleri 1970’lerde bitiyor. Bizim gibi artık ‘’parça başı iş’’ ile uğraşan, en fazla beş dakikada ‘’parça’’sını bitirmesi bakanlığınca salık verilen tüm sağlık işçilerinin / emekçilerinin kitaplığında olması gereken bir kitap.

Nasrettin Hocavari kısa şiirler ve nükteler ile dolu kitap Hitler Faşizmine ve yol açtığı toplumsal dağılmalara dokundurmalar ile başlıyor. Ardından İşçi B’nin hikayeleri 2.Paylaşım Savaşı’na ve sonrası oluşan Batı-Doğu Almanya ikilemine göndermeler ile devam ediyor. Ayrıca İşçi B’nin sömürü ilişkilerinden komşuluk sorunlarına, sınıf dayanışmasından edebiyat konularına, yazarlık tavrından zaman sorununa kadar bütün konularda fikir yürüttüğünü ve sınıf bilincine nasıl sahip olduğunu kitap boyunca görmekteyiz. Kimi zaman paylaşım savaşında, kimi zaman tezgahının başında, kimi zamanda patronun karşısında grevde veya generalin karşısında barış tarafında görürüz İşçi B’yi.

Kitaptaki ilk şiirlerden biri ’’Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.’’ sözünü söyleyen Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’i ve günümüzün ‘’aydın’’ görünüşlülerini hatırlatır bizlere. 1930’ların ortalarıdır ve Nazizm Almanya’yı kasıp kavurmaktadır;

‘’Katiller ortalığı kasıp kavururken / Sessiz ve rahat oturdu da evinde / Ardından şehre ölüm sessizliği çökünce / Tedirgin oldu komşu fena halde.’’

Sonrasında İşçi B yaşanan zulme ve yaklaşan savaşa sessiz kalanları ‘’Steffie’’ adlı tek bir kişilik içine soktuğu şu şiiri yazar ‘‘Fikirlerini kendine saklamıştı Steffie / Bir umutla: ‘’Günü gelir o fikirlerle yaşarım’’ diye / Ölümü: 1944’’. Aramızda da çokça bulunan Steffie’lere ithaf ediyorum bu şiiri.

Savaştaki askeri tariflediği ‘’Savaş piyade istiyordu mutlaka / Boğazına kadar teçhizatlı / Yani beyinden aşağı’’ ve ‘’ Hitlerin Generali haykırdı: Bir asker gözünü kırpmadan bakar ölüme! / Bunun üzerine İşçi B, gözünü kırpmadan bakakaldı Generale’’ şiirleri savaşın anlamsızlığını Brechtvari olarak açıklamaktadır.

Savaş başlamıştır. İşçi B bir kürsüde konuşmaktadır ve salondan biri öfkeyle bağırır ‘’Ya sev ya terk et’’ oysa İşçi B barıştan söz ediyordur. Tüm yandaş gazeteler aynı manşetle çıkarlar Almanya’da; ‘’Can Düşmanlarımıza Ölüm’’ İşçi B’nin bu manşetlere yanıtı kısa ama özdür; ‘’ Can düşmanlarımız sloganı / Ölecek düşman can’ların ilk işaretidir’’.

Savaş ardında milyonlarca ölü ve manevi hasarlar bırakarak biter. Almanya Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmüştür. Batı Almanya’daki işçilerin durumunun Doğu Almanya’dakilere göre daha iyi olduğu ve kendi ellerindeki basit bir çekiçle bile istedikleri yerde çalışabilme özgürlüklerinin olduğu söylenmektedir. İşçi B kıvrak zekası ile taşı gediğe koyar; ‘’Derler ki: Herkes kendi kaderini kendi elindeki çekiçle işler. / İyi ama deyin bakalım: Kimin elinde örsün mülkiyeti?’’

Hepiniz duymuşsunuzdur Doğu Almanya’da baskı vardı diye. Ya da filmlerde izlemişsinizdir, Amerika yapımı filmlerde, mesela ‘’Başkalarının Hayatı’’ filminde görmüşsünüzdür baskıyı, zulmü ve engellemeleri. Bu yüzden İşçi B’ye bir Doğu Almanya gezisi sonrası merakla Batıdaki arkadaşları sorar ‘’Baskı var mı, gördün mü Doğuda’’ diye. İşçi B o izlediğimiz filmlerde olmayan baskıları anlatır bize şu kısa hikayesinde; ‘’Evet dedi B, hem de nasıl / Öyle bir baskı var ki, / Herkes herkese baskı yapıyor orada / İlla okula gideceksin diye / Devlet yönetimine katılacaksın diye ille / Hem de ekonominin örgütlenmesine katılacaksın! / Bir baskı var ki orada. Sormayın’’.

İşçiler olmasa da patronlar mutludur tabi Batı tarafında. Ve bir patron haykırmaktadır: ‘’Almanya’nın bu hür batı tarafında hürriyet hakimdir! / Burada herkes hem de hukuki yoldan / Her türlü hürriyete sahip olur!’’.  ‘’Evet ya’’ diye mırıldanır İşçi B ‘’Bizlerin sırtından’’.

Gördüğünüz üzere İşçi B olgunlaşmış ve sınıf bilincine varmaya başlamıştır. ‘’Ekmeklerin tümünü sen yapar pişirirsin / Sana bir dilimini verecek olan için’’ demesinde de sınıf bilincinin oturduğu görülebilir. Bu sözünü duyan birisi ona ‘’Siyasetle ilgilenir misiniz’’ diye sorar, cevabı tarihi bir cevaptır ‘’İlgilenir misiniz suyla, ekmekle?’’

Artık iş yerinde bir öncü işçidir o. İşçiler hem akıl danışmaya gelirler ona hem de hak-hukuk-yol-yordam öğrenmeye. Örneğin bir akşam paydosu sonrası yaptıkları sohbette kapitalizm ne demek diye sorar bir işçi. B’nin cevabı tarihteki en güzel kapitalizm tanımlamalarından biridir bence; ‘’ Öyle bir düzen ki, / İnsanlar çalışıp ürettikleriyle tanınmaz olurlar’’. Bir diğer işçi ‘’Bunlar birkaç yıla kalmaz beni hurdaya çıkarırlar’’ diye yakınır. B’nin cevabı halen gerçekliğini korumaktadır; ‘’Yook öyle beleş /  Hurdadan bile kar çıkarır onlar’’. Öteki tarafta oturan işçi telaşlı ve meraklı halde ayağa kalkar ve ‘’Sağ ile Sol aynı şey mi?’’ diye sorar. B hiç düşünmeden verir çok alkış alan soru içeren cevabını; ‘’General ile çiftçinin ‘’Şafakla beraber’’ demesi aynı şey mi?’’.

Her ay patronun yaptığı ve bin birincisi düzenlenen performans toplantılarında daha iyi çalışma şartları ve daha iyi ücret isteyen işçilere patron ‘’Hür teşebbüs dokunulmazdır’’ görüşünü bin birinci defa tekrarlayınca İşçi B  ‘’Bu emre uyun’’ der arkadaşlarına ‘’Hür teşebbüsün işletmesine dokunmayın’’. Ve işçiler artık dokunmazlar işletmenin hiçbir şeyine, fabrika durur. Grev başlamıştır artık. Büyük satışlı gazeteler, sürmanşet, büyük puntolarla yazarlar durumu ‘’Hür ve Özel Teşebbüs Kalkınmanın Motorudur’’. Bunu okuyan grevdeki işçiler telaşla sorarlar B’ye; ‘’Doğru mu bu? Doğruysa eğer biz neciyiz bu işte’’. Hemen cevap verir İşçi B; ‘’Biz benziniyiz o motorun / Biz yanarız / O gider.’’

Grevi bitirmek için grev kırıcılar, aracılar, bozguncular girer işin içine. Somada öğrendiğimiz ‘’Dayıbaşı’’ gelir grevi bitirmeleri için, diller döker ama kimse güvenmemektedir ona. Dayıbaşı İşçi B’nin yanına gelir ve durumdan şikayetçi ‘’Ah bu güvensizlik / Arkadaşlarının çoğu dinlemiyor beni’’ der. B’nin yanıtı tokat gibidir; ‘’Siz onların nefesini dinliyordunuz ya / Ondandır belki’’.

İşçi B grevde öncülük yaptığı için hem işten atılmış hem de mahkemelik olmuştur. Duruşma salonunda otururken yan taraftaki bir tartışmaya şahit olur. Bir adamcağız hakkım, hukukum var benim diye diretmektedir. İşçi B yaklaşarak usulca sorar adama; ‘’Mülkünüz ne kadar beyim?’’. Sahi hukuk hep mi mülk sahiplerini korur?

İşinden de olduğu için eski toplumun mezar taşlarındaki yazıları not etme görevi verilen gözlüklü memur arkadaşıyla bir süredir mezarlıkları ziyaret etmektedir. Gözlüklü birden durur ve ‘’Öyle bir güne gelsek ki / Artık mezar taşlarına / Huzur içinde uyu son uykunu diye yazılmasın bir daha / Çünkü huzur içinde yaşanmakta olsun, dünyamızda zaten’’ der. İşçi B nüktedanlığını konuşturur yine ve ‘’İşte o zaman / Ben de mezar taşıma şöyle yazsınlar isterim; Gözleri açık gitmedi’’.

Bu kitapta İşçi B’nin hikayeleri var. Gerçekte tüm işçilerin, sizin, benim hikayelerimiz var. Yani anlattıkları tanıdıktır. 40 yıl önce yazılsa da günceldir. Görürüz ki tüm dünyadaki emekçilerin uğradığı zulüm benzerdir, görürüz ki tüm dünyada barış yanlısı olanlar, insanlık yanlısı olanların karşılaştığı tavırlar aynıdır.

Yılmaz Onay’ın çok güzel bir çeviri yaptığı ve Nurhayat Polat’ın çizimleriyle muhteşem bir imgelem yarattığı Evrensel Basım Yayın’dan çıkan bu muhteşem kitabın şiirlerinden ikisi yaşadığımız bu umutsuz günlerde belki de unuttuğumuz şeyleri hatırlatabilir bizlere;

‘’Haber şöyle geldi İşçi B’ye; O memlekette durum umutsuz / İşçi B sordu; / Orada hiçbir işçi yaşamıyor mu?’’

 ‘’Hayat boyu taşa çarpmış ayaklar

Yürümez artık kendiliğinden

Sen can vereceksin onlara.

Hayat boyu ütülmüşlerden

Hamle bekleme

Oyunun kurallarını öğreteceksin önce.

Hayat boyu sütten ağzı yanmışlar

Yoğurdu üfleyerek yer elbet

Onlara cesaret vermek gerek.

Hayat boyu susturulmuş insan

Konuşmaz birdenbire

Herşeyi sen söyle ona

Hiçbir şeyi gizleme.’’

8 yıl önce bugün kaybettiğimiz Alman yazar Peter Maiwald’ın, onun can verdiği İşçi B’nin ve işçileşen bizler ile tüm işçilerin anısına saygıyla.