467. sayı ve 'karaların' mizahı...

467. sayı ve 'karaların' mizahı...

Necati Çıtak
14/12/2016 Çarşamba

"Derginin son sayısı mahkeme kararı ile toplatılmıştır. Sıkıyönetim Komutanlığı’nın derginin toplatılması ile ilgisi olmadığı, toplatma kararının doğrudan doğruya nöbetçi sivil mahkeme tarafından verildiği belirmiştir."

21 Temmuz 1981 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan bu habere konu olan dergi birçoğumuzun en az bir kez okuduğu veya en azından adını duyduğu sarı siyah sayfaları ile hatırladığımız, 80 yıl önce bugün yani 14 Aralık 1936 tarihinde doğan ve ‘’Avanak Avni’’ tiplemesi ile tanıdığı Oğuz Aral’ın ‘’Gırgır’’ıdır. Oğuz Aral’ın ilk önce Gün gazetesinin iç sayfalarından birinde dörtte bir sayfa boyutunda bir köşe olarak başladığı karikatürler okuyucunun ilgisi ve talebini çekince önce yarım sayfaya, sonra tam sayfaya ve en sonunda gazete içinde arkalı önlü bir yaprak halinde ilave olarak verilmeye başlar.

Gırgır’a talebin artmasıyla dergi haline gelmesi planlanır ve hızlı büyümenin sonunda Haldun Simavi’nin isteğiyle, Gırgır ‘’Kendi Halinde Bir Mizah Dergisidir’’ mottosuyla 1973 yılında bağımsız bir dergi olarak yayınlanmaya başlanır. Oğuz Aral’ın haricinde Tekin Aral, Suavi Sualp, Aziz Nesin’in dergiye katılmasıyla beraber dergiye olan ilgi artar. 1978'lerde satış sayısı 280 binlere ulaşan Gırgır, 1981-1983 döneminde 500 bini bulan satışıyla mizah tarihimizin rekor satışına ulaşır. 1980’lerde Rus ‘’Krokodil’’ ve Amerikan ‘’Mad’’ dergilerinden sonra dünyanın en çok satan üçüncü dergisi olduğu iddia edilen Gırgır 12 Eylül darbesinin kapattığı ilk mizah dergisi olma ‘’mutluluğuna’’ da ulaşır.

12 Eylül döneminde, sonradan Akay soyadını alacak olan, Müşerref Tezcan’ın yazdığı ‘’Türkiyem’’ adlı şarkı dönemin ‘’gerçek’’ mağdurlarının ifadelerine göre işkencelerin değişmez şarkısıdır. Bir nevi 12 Eylül döneminin marşı olarak kabul edilen bu şarkı sadece sorguda, işkence sırasında veya cezaevlerinde 24 saat boyunca dinletilmez aynı zamanda halkın sürekli olarak gözüne sokulurcasına bir propaganda malzemesi olarak televizyonda Müşerref Akay tarafından seslendirilir (orijinal bir televizyon kaydına ulaşmak için https://www.youtube.com/watch?v=AmXj0ZHEgvE). Şarkıcı şarkıyı her söylediğinde üzerinde ay yıldız bayraklı elbisesi eksik olmamaktadır.

Gırgır’ı kapatılma mutluluğuna ulaştıran hem bu şarkı hem de şarkıcı ile ilgili yaptığı 467 numaralı sayının kapağı olur. Kapakta aşırı makyajlı sarışın bir kadın (Müşerref Akay) kafasında ay ve yıldız olan kırmızı bir şapka ve üzerinde bir sürü ay ve yıldız içeren kırmızı bir elbise ile ‘’Türkiyem’’ şarkısını söylemektedir. Arka planda ise kameraman ile tartışan elinde bir sürü bayrak olan bir bayrak satıcısı bulunmaktadır. Bayrak satıcısı ile kameraman arasında geçen monolog ise son 35 yılımızı özetler niteliktedir:

‘’Onu bunu anlamam! Beni de T.V’ye çıkartacaksınız! Ben de bayrak satıyorum…’’

Bu muhteşem kapak 12 Eylül diktacılarını rahatsız eder. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, derginin 467 numaralı sayısının toplatılmasına karar verir. Her ne kadar Sıkıyönetim Komutanlığı derginin toplatılması ile ilgisi olmadığını ve toplatma kararının doğrudan doğruya nöbetçi sivil mahkeme tarafından verildiğini belirtse de Genelkurmay Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanlığı 1402 sayılı Sıkıyönetim yasasının 3/C maddesi gereğince derginin 4 hafta süreyle basımını, yayımını, taşınmasını ve toplatılan sayısının birden fazla bulundurulmasını yasaklar. Kararlar alınır ve dergi toplatılır, ayrıca 1 ay (4 sayı) süreyle Gırgır kapatılır. Kapatma nedeni başka bir kapağa konu olacak kadar gülünçtür; “Ucube bir kadının üzerine Türk bayrağı elbisesi çizerek, bayrak kanununa muhalefet etmek”! Kapatma nedeninde ‘’Ucube’’ diye nitelenen kadının neredeyse her gün aynı kostümle televizyonda bu şarkıyı söylemeye devam etmesi ‘’karaların’’ mizahı olarak kabul edilebilir belki. Belki de 12 Eylül’ün aklımızla alay etmesinin başka bir tezahürü olarak kabul edilmelidir.

1989 yılında bir grup yazarın Gırgır’dan ayrılıp Hıbır’ı kurmasıyla satış sayısı düşse de Gırgır 43 yıldır yayın hayatına devam etmektedir. Oğuz Aral ise 2004 yılında aramızdan ayrılır. 2005 yılında Cihangir Parkı’na Penguen dergisi çizerlerince altında kendisinin özgün sözü ‘’gereksiz taramalardan kaçının’’ yazan heykeli dikilir. Bu heykel biri yakma diğeri de parçalama olmak üzere iki kez saldırıya uğrar. Heykel açılışı için dağıtılan davetiye de yazan ‘'Istırap ve acı çekmek, bir içe kapanma, bir konsantrasyon durumudur. O konsantrasyon durumunu bozacak bir ufak ateşleme durumunda mizah devreye giriyor ve ağlanacak durumuna gülüyor insan. En zor durumdaki tepkileri bile mizahçıya yakışır biçimde oluyor. Mizahın en büyük üstünlüğü, insanı güldürerek gerçeğe çağırmasıdır.'’ cümleleri aslında Oğuz Aral’ı anlatır niteliktedir.

‘’Türkiyem’’ şarkısının akıbeti ise çok ilginç olur. 12 Eylül döneminde Dev-Sol davasından 3 yıl Metris Cezaevi’nde yatan ve hem fiili hem de ‘’Türkiyem’’ şarkılı manevi işkencelere maruz kaldığını belirten Anadolu Müzik’in kurucusu Cem Yılmaz 2007’de 3 bin 500 liraya şarkının tüm haklarını satın alır. Yılmaz, beş para etmez bu şarkıya hak ettiğinden fazla para vermek istemediğini, şarkının telif haklarını elinde tutan yapımcıyla temas kurduğunu ve ‘Arşivim için’ diyerek başka kalıplarla birlikte onu da hayli ucuz bir fiyata kapattığını ve artık ‘’Türkiyem’’in kalıbını basma hakkının kendisinde olduğunu, trilyon verseler bile bir daha bu şarkının CD veya kasetinin basılamayacağını 2009 yılındaki bir röportajda belirtmiştir.

Mizahla, kalemle ve bilgi ile her türlü diktaya karşı duranlar ve Oğuz Aral’a saygıyla…