Sorunun değil, çözümün parçası olmak

Sorunun değil, çözümün parçası olmak

Naim Sezen
16/12/2014 Salı

Kişi kendini kuşatan çevre ve toplum koşullarından istese bile soyutlayıp, tecrit edemez. Bu durum onun kaçınamayacağı,yaşadığı canlı gerçekliğidir, ”Beni ilgilendirmez, bana ne bundan” deme lüksüne sahip değildir. Tümcül anlamda vukubulacak gerek doğa, gerek toplum bazındaki olaylara seyirci kalamaz zira, olaylara neden olan sorunların farkındalığında değilse bile, zaten kendisi onun parçası konumundadır. Dolayısıyla ilgili çozümün de parçası olmak durumunda kalacaktır, keyfiyetinin yalın gerçek karşısında hiçbir hükmü yoktur.     

Kapitalist sistemin gerek sosyal gerek ekonomik ilişkilerini şekillendiren “AR”’ı değil “KAR”ı esas alan ve “TOPLUM”u değil “KİŞİ”yi öncelikli sayan antikomünal anlayışı hayatın yaşanan gerçekliğine ters düşmekte, zıtlaşmakta çoğu zaman da çatışmaktadır. İşte bireyin ve  toplumun sorunlarının, açmazlarının asıl nedeni de burada gizlidir. 

İnsan olarak dünyanın her neresinde yaşıyor olursak olalım gelişen muazzam teknolojik ve iletişim olanakları bizi, her birimizi küresel anlamda modern düşünüp, evrensel olmaya zorluyor, havanın suyun toprağın, dağın taşın ormanın, yeryüzünün gökyüzünün, ayın yıldızların güneşin ortak mülkümüz olduğu yönünde telkinde bulunup bilinç aşılıyor. Özel mülkiyet temelli sistemse bu gelişime karşın adeta direniyor, ayak sürüyor. Havayı suyu iklimi toprağı kar hırsıyla kendisi bozuyor, sonra da dönüp şikayet ediyor. Salınım gazı diyor binek otomobil üretiminden, hormonlu genetiği bozulmuş gıda ürünü üretmekten, kanser vakalarının her yıl artış göstermesine karşın nükleer enerji santrali kurmaktan geri durmuyor, vazgeçmiyor!

Barış diyor savaşı körüklüyor, teröre karşıymış gibi yapıp elaltından destek veriyor. Sömürü mantığıyla gelir eşitsizliğini arttırıp sosyal barışı bozuyor, isyanlara zemin hazırlıyor. Melun çıkarları uğruna kan döküp kan döktürüyor. Açlık yokluk terör sopasıyla insanları ıslaha çalışıyor. Vuruyor, sonra da çıkıp ”Ne vuruyorsun?” diyerek vurduğu masumu suçluyor.

Dünya Bankası yetkilileri okyanus ötesinden seslerini yükselterek bağırıyor: ”KRİZ  KAPIMIZI ÇALIYOR!”diye. Sol Haber Portal’da yayınlandı: 2030 yılına kadar fazladan 600 milyon istihdam yaratılması gerekiyor, değilse sürdürmekte oldukları sömürü düzenlerinin mezar kazıcılarından oluşacak ordunun kurulması kaçınılmaz hal alacak, yıkılacak binalarının enkazı altında kendileri kalacak.

Bugün itibarıyla G20 ülkelerinde 100 milyondan fazla kişinin işsiz olduğu ve 447 milyon işçinin ise günde iki doların altında kazançla yaşamını sürdürmeye mahkum edildiği, gelir eşitsizliğinin sürekli arttığı birlikte yaşamak zorunda olduğumuz küresel köye dönüşen gezegenimizde bunca devasa sorunları gözlerimizi kapayıp görmezden gelebilir miyiz? ”Bana değmeyen bin yıl yaşasın” anlayışıyla ne kadar süre keyif sürebiliriz?

“Adam sendeciliği” bırakıp toplumsal ve evrensel sorunlara eğilerek, sorunların ve de çözümlerinin bir parçası olmalıyız, olmak zorundayız. Zira, birey olarak her insan kendi toplumunun hatta doğasının bir parçasıdır. Bu hiç kimsenin yadsıyamayacağı gerçekliktir!