Bu futbol düzenini kim değiştirecek?

Bu futbol düzenini kim değiştirecek?

İsmail Sarp Aykurt
22/02/2016 Pazartesi

Yol yakınken hakemliği bıraksın diyor birisi. Diğeri ise, MHK başkanı değişmeli, hakemlik kurumu gözden geçirilmeli, ivedilikle açıklama yapılmalı, Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanı Kuddusi Müftüoğlu istifa etmeli, dünkü maçı katleden hakem Deniz Ateş Bitnel’in hakemlik kariyeri bitirilmeli vb. diyor.

Tüm bu soru ve sorunların Türkiye liglerinin her kademesinde, her sene ve "istikrarlı" bir şekilde gündeme geldiği gerçeği ile karşılaşırken ve sorunlar "kümülatif" bir biçimde artarken akıllara bir soru takılıyor.

Eğer maçlar sahada oynanıyor ve sonuçlanıyorsa, bunu kimler ve neler belirliyor? Türkiye’de bu soru artık çok bilinmeyenli bir denkleme dönüşmüş durumda. Her maç olay, galibiyetler şaibeli, mağlubiyetler haksız, hakemler hatalı…

Peki, o halde gerçekten biz bir ‘oyun’ mu icra ediyoruz yoksa her tarafından yamalar ile sarılmış bir futbol düzeninde top oynayarak kafa mı buluyoruz?

Hakeme kırmızı kartın gösterildiği ve hakemin "maç yönetememe" sorununun olduğu bir ülkeden bahsediyoruz değil mi? Teknik direktörlerin her hafta gönderildiği ya da gönderilsin mi sorusunun başa yazıldığı bir ortamımız var. Hakem maç yönetemiyor, antrenör çalışamıyor, futbolcuların sahada gösterdikleri emek, renkli kartların siyah giyimli bir insan tarafından suratına doğru gösterilmesi mobilizasyonu ile ele geçiriliyor, tribünler huzursuz ve kopuk, ele geçirilmiş ve anlamsızca "sevinçli"…

Gerçekten bu düzen içerisinde, her gün bu tartışmalar eşliğinde "şampiyon" olmamıza seviniyor muyuz? Ya da bu şekilde alınan galibiyetlere, atılan gollere, doldurulamayan tribünlere…

Futbolu ya da genel bir başlık olarak sporu seversiniz ya da sevmezsiniz bu sizin bileceğiniz şey. Ancak, spor, ülkemizde bir zayıflama metodu ve aracına, play station ile oynanan bir maça, Lig TV’de izlenen bir 90 dakika ya da Rasim Ozan Kütahyalı ile hempalarının organize ettiği bir programa, MHK içi liderlik tartışmalarına vb. meze edilmiş durumda…

Ve buna karşı çıkmanız, karşıtlığı da doğru kurmanız gerekiyor.

Burada o yüzden mesele, Anadolu takımlarının İstanbul takımlarına karşı birleşmesi ile açıklanamıyor. Bu "fotoğraf", çatışmayı körüklerken, çözümsüzlüğü ve kavgayı dayatıyor. Yoksa Anadolu takımlarının futbol pastasından aldıkları küçük payı ya da adaletten bihaber futbol düzeninin "haydi adalet dağıtın diye gögüslerine para aklama konusunda uzmanlık almış FIFA’nın kokartı takılmış" kişilerden, federasyon CEO’larından, adil oyun (fair play) söz öbeğini "para" kokan ağızlarından düşürmeyen sermaye sınıfından bağımsız mı değerlendirmemiz isteniyor?

Tüm bunların sorumlusu bu futbol düzenini bizlere dayatan, eşitsizliği ve emek hırsızlığını futbolun kuralı haline getiren ve sporu piyasa ilişkilerine mahkum eden kapitalizmi karşıya almak gerekiyor, denklemi bu verilerle kurabilmek önem kazanıyor.

Eğer ki, karşıtlığı "liglerde rekabet ve bununla birlikte keskin bir eşitsizlik var ve bunu yaratan sermayedarlar ve spor baronları" diyerek kuramıyorsanız vay halinize!

Ne zaman gerçekten top her zaman "yuvarlak" oldu ki?

Futbolu, bu futbol düzenini değiştirmek istiyorsanız, önce "düzeni" değiştirelim. Onu değiştirmeden ne emeğe yaslanan bir spor düzeni ne de emekçi karakterde sporcular, antrenörler, hakemler vb. yaratamazsınız.

Ha, olmazsa ne mi olacak?

Güle güle Müftüoğlu ve MHK, hoş geldin yeni MHK…