Sayfa yolu
Amedspor'a yapılanlar: Futboldan değil, bu düzenden soğuyun!
Yayın Tarihi: 01.02.2016 , 12:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:49
Takımın ve oyuncuların adını bile ağızlarına almak istemiyorlar. Attıkları golleri bile saymasalar olurdu, haksızlık etmek falan çok da önemli sayılmazdı. Zaten hak, hukuk gözeten de yoktu ve bu rakip başkaydı, mağlubiyet kabul edilemezdi… Kazanmak için her yol mübahtı.
Taraftarı da alınamazdı zaten tribünlere. ‘Güvenlik’ gerekçesi başa yazılmıştı. Baskı da oldukça fazlaydı. Milliyetçi tribünlerden yükselen ses de fazlasıyla tehditkâr ve provokatifti. Bir önceki Başakşehir maçında da gerginlik hep vardı. ’Her yer direniş her yer Suriçi’ ve ‘Çocuklar ölmesin maça da gelsin’ diyen taraftarlar savcılığa sevk edilmişler, örgüt propagandası yapmak ile suçlanmışlardı. Sonra da atılan bir gol ‘asker selamı’ ile noktalanmış, yeni tartışmalara yelken açmıştı.
Dünkü maçta da benzer sahneler, daha üst bir mertebeden cereyan etti. Yayıncı kuruluş, ‘onlar’ diye bahsetti Amedspor’dan. Gollerde bile sesler kısıldı. Ancak maçı kazanan Amedspor oldu.
Çeyrek final oynamak kayda değer bir başarı Amedspor için. Ancak bunu ‘kutlayamamak’ tamamı ile bir ülke başarısı. Bir noktada sonuç şuna ulaşıyor, bu veriye göre: Bu ülkede maç kazanmak da suç! Zaten passolig ile de ‘maç izlemek’ suç sayılmıştı.
Maçı kutlamanın karşılığı da tazyikli su ve gaz bombalarıydı…
Bu ülkede artık maç izlemek, galibiyet sevincini yaşamak, desteklediğin takımın formasını giyip dolaşmak, ya da tezahürat yapıp, pankart asmak suç ve provokasyon. Taraftarlık da suç artık, kimi zaman müşterisin, kimi zaman da terörist…
Tribünlerin politize olması mı? Ona zaten solcuysan ‘izin’ yok, diğerlerinde ardına kadar açık ve serbest…
Peki, bu kadar suçlamanın ve ‘suç bilimcinin’ olduğu bir dünyada, içerisinde yaşadığımız düzenin hiç mi suçu yok? Bir tek o mu bu kadar masum ve temiz?
Peki, bizler neden hala asıl ‘maçın’ bu olmadığını ve sürekli olarak emekçilerin, işçi sınıfının kalesinde goller gördüğünü fark etmiyoruz?
Bu maçın bize kanıtladıkları ortada ve fark edilmeyi ısrarla bekliyor. Bu maç, kir ve nefret duygusunun, kapitalizmin ve tüm piyasa ilişkilerinin milliyetçilik sosuna yedirilmiş bir örneğiydi. Ama ilk örneği de değildi ve işçi sınıfının eşitlikçi düzeni kurulmadıkça da bu durumu yenmek ‘kuru bir hayalden’ öteye geçemeyecek.
Stadyumların, tribünlerin ve spor dünyasının geldiği durum gerçekten vahim. Gezi direnişi esnasında yaşadığımız taraftar çıkışları, ciddi ve somut bir kitlenin mevcut siyasi ve sportif gidişattan ve bunun spor alanındaki dayatma ve oluşan türlü yozlaşmalardan büyük ölçüde rahatsızlık ve kaygı duyduğunu göstermişti.
Kaygı duymamız doğru, ancak yetersizdir. Çünkü sadece sosyalist bir spor düzeni bu kaygılardan arınmamıza ve halkın spor bağının inşa edilmesine olanak tanıyabilir. Bu anlamda hepimizin sırtında bir görev vardır. Bu görev, yeni bir düzenin inşası için örgütlenmektir.
O yüzden tribünlere ve maçlara bakıp da, futbol ve spordan soğumanın bir karşılığı yoktur.
Futbol ya da spordan değil, düzenden soğumanız gereklidir çünkü.
Öyle ‘Futbol sadece futbol değildir’ demek de yetmez, eksiklidir.
Çünkü futbol, sosyalizm olmadan, işçi sınıfı olmadan futbol değildir.
Hedef, sporu aydınlık yaşamların bir bileşeni yapmak, bunun bilimsel, entelektüel, birleştirici, toplumcu ve toplumsal bir uğraş olduğunu göstermek, tribünleri de yurtsever ve paylaşmayı bilen insanlardan oluşan bir aktöre dönüştürmektir.
İşte o vakit emin olun ki, Diyarbakır da bizimdir, Amed de…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
