Nesin?

Nesin?

Fatih Koç
12/01/2015 Pazartesi

Aziz Nesin, soyadının nereden geldiğini şöyle anlatıyor: ‘’1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ’çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.”

‘Nesin’ sorusunu kendimize yönelttiğimizde, sorunun cevaplarından daha belirleyici olan bu cevapların hangi öncelikle sıralandığı.Haşmetlu’muz beğenmese de dilimizde herkesi azami düzeyde tanımlayacak sıfatlar mevcut: sağcı, solcu, orta yolcu, laik, kemalist, komünist, sosyalist, ulusalcı, milliyetçi, muhafazakar, müslüman, alevi, ateist, yahudi, ermeni, kürt, türk, laz… Bunlar ve daha binlerce sıfattan  da önemlisi, birey vasfına erişebilmiş kişilerin hayat gayeleriyle bunların arasında yakın bir açı olmasıdır.Ve elbette bu sıfatları sıralayıp üzerine hayat gayelerini inşa eden insanlık, ve insanlığın gayeleri içinde de ciddi açılar söz konusudur.Siyaset bu açıları fazlasıyla açıklayabiliyor ama ‘Nesin?’ sorusunu düşününce kapitalizmin ve onun ürünü ideolojilerin insanlığı ‘neye’ dönüştürdüğü asıl meseleyi ve gri alanı oluşturuyor.

Yakın zaman içinde gerçekleşen bazı olaylara verilen tepkiler; ’Nesin’ sorusuna verilen cevapların ifade ettiği anlamların ciddi bir akıl karışıklığı yarattığını gösteriyor.Farklı ideolojik referansların olaylara yaklaşımının da farklı olması doğaldır; ama asıl sorun bazı kavramların başına ya da sonuna alakalı,alakasız onlarca sıfatın getirilip bir ideolojik alan tarif etmek, ve bu yapay alanla da ittifak geliştirebilmek için doğruda durulan yerden gerileme talep edildiğinde ortalamacılığa razı olmaktır.Birkaç somut örnekle açalım.

Müslüman kavramının önüne ‘Antikapitalist’ eklendiği için kapsayıcılık çağrısı yapmanın sonu: ‘’Charlie Hebdo caniliği sonrası bu hareketin resmi sayfasından atılan twitt’lere şaşır(a)mama,’’ İnançla mizah yapılmaz , Ama peygamberin karikatürünü çizdiler’’ gibi ‘inanca saygı’ sığlığına gitmektir.’Nesin’ sorusuna verilen cevapların sıralamasında (liberal anlamda) demokrat olmak Laik olmaktan önceyse böyle arızalar ortaya çıkabilmektedir.Bu sebepten yine bahsi geçen kesimleri; Cern’de yapılmış olan deneye yapılacak ‘Tanrının inanmayıp parçasını arayan kafirleri cezalandırdık’ temalı bir eylem de sanırım şaşırtmazdı.

Başka bir örnek:Solcu vasfının önüne ‘ulusalcı’ sıfatı eklenince; Kobane’de ve Kobane eylemlerinde ölen insanların,sadece doğdukları toprakların birkaç kilometre farklı olması ve bu sebepten bir harf farkla Türk ol(a)mamaları; onların ölmesini meşrulaştırabilir.Ya da Cizre’de iki gün önce öldürülen 14 yaşındaki çocuk ‘Türk polisine taş attığı için’ cezalandırılabilir. Bu kesimler için de ‘Nesin’ sorusu yanıtlanırken solculuk vasfı ait olunan ulusun verdiği aidiyetin gerisinde kalmaktadır. Eminim ki diğer bir 14 yaşında katledilen gencimiz Berkin’in zafer işareti yapan poşulu fotoğrafı bu kesimleri ‘devlet düşmanı‘ imajı verdiği için ziyadesiyle rahatsız etmektedir.Çünkü Türk’ün bankamatiği 14 yaşındaki gençlerden önemli olabilmektedir.

Son örnek de yine soldan: Bu sefer solun önüne ‘Kürt’ sıfatını getirenlere bakalım. Yukarıdaki ölümlere bakış örneğinin bir kısmı bir harf değişikliğiyle bu kesim için de geçerlidir. Ama daha arızalı olan durum; Kürt sorunuysa söz konusu olan solculuğun teferruat olmasıdır. Emek sermaye, sınıf, ilericilik bunların hepsi değersizleşebilir çünkü ‘Nesin’ sorusuna cevapta solculuktan önce Kürtlük ve onun sorunları gelmektedir ve bu sorunun çözümünde her yol,her türlü ittifak (akp, mit, din kardeşliği) mubah olabilmektedir. Bu kesim için de Gezi Eylemleri ‘Kürt sorununun çözümünü istemeyen ulusalcıların darbe planı’ olabilmekte katilliği ve hırsızlığı tescilli cumhurbaşkanını mecliste ayakta alkışlanabilmektedir.

Sevgili Aziz Nesin’in bu sorusu Charlie Hebdo katliamından sonra yazılanları görünce yine aklıma geldi.Benzer olaylara, din, milliyet, (liberal anlamda) özgürlükçü sıfatlarını öne alıp bakarsanız savrulacağınız yerlerden ‘Ne olduğunuzu’ unutmanız gayet olası bir durumdur. Bu üç tarz-ı siyaseti, günlük hayatımızın ya da mücadele ettiğimiz zeminlerin bir yerlerinde sürekli görüyoruz. Ve çok ciddi bir alanı ‘sol’ adına kapattıklarını da. Haziran’da; bir yanıyla örgütsüzlüğe övgü, bir yanıyla ‘onlar geliyorsa ben gelmem’ çocuksuluğuyla ortaya çıksa da bu hastalıklar, mücadelenin panzehiri sağlam olduğundan rengini çalamamıştı harekete ve bir haliyle iyileştirilmişti. Şimdi yeni bir Haziran Hareketi örülüyor; insanlığı gericiliğin,piyasacılığın ve bunları temsil eden Akp’nin karanlığından kurtarmak; eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke kurmak için ‘amasız, fakatsız’ bir mücadele için, ’Nesin’ sorusuna verdiğimiz cevapların önceliğini bir daha düşünelim. Yoksa birkaç adım sonrasında kendimizi Yavuz Bingöl, Yılmaz  Özdil ya da ‘süreç heval’ saflarında bulabiliriz.