Sömürü düzeninde çocuk sahibi olmak: Delilikle umut arasında...

Sömürü düzeninde çocuk sahibi olmak: Delilikle umut arasında...

Ersin Erol
11/11/2019 Pazartesi

İçinde yaşadığımız toplumsal düzen biz kafamızı yerden kaldırmayalım diye sorun üstüne sorun üretiyor farkında mısınız?

Çoğumuzu toplumsal hayatın tamamen dışına atan işsizliğe, ekonomik krize hiç girmiyorum. Önemsiz olduğu için değil; bunlar bu düzenin yapısal sorunları olduğu ve düzen değişmedikçe değişmeyeceği için. Her yaştan insanın farklı uğraklarda yaşadığı tonlarca sıkıntıdan da bahsetmek mümkün. Ancak ben daha detay gibi görünmesine rağmen memleketin büyük bir bölümünü deliliğin eşiğine sürükleyen başka sorunlardan bahsedeceğim biraz. 

Ben de isterim daha güzelini yaşamayı ama vakit yok vakit…

Diyelim okumuş, kentli bir insansınız ve diyelim ki bir çocuk sahibi olmayı düşünüyorsunuz. Öyleyse müjde; çocuğun nerede doğacağı, nasıl doğacağı, hangi doktora gideceğiniz, olası komplikasyonlarda a, b, c planlarının neler olacağını düşüneceğiniz bir sürece giriyorsunuz. İnternetten bilgi edinmeye çalıştığınızda, her baktığınız konunun sonunda muhakkak ya teorik olarak öldüğünüz ya da karalar bağlayacağınız bir duygu haliyle baş etmeyi de göze almanız gerekiyor bu süreçte. Başınıza bir iş gelmeden çocuğunuza kavuştuysanız ne mutlu! Ama o kadar da sevinmeyin çünkü sistem yepyeni sorunlarıyla yine karşınızda. Çocuğa kim bakacak, izin bitip de işe döndüğünüzde kime emanet edilecek bu çocuk? Bu arada bakımını bir şekilde ayarladınız tamam ama nasıl bir çocuk yetişecek bunlar hep soru işareti. Bitmedi; hastalandığında içinize sinen ve güvenilir bir sağlık hizmeti almak için iyi bir araştırma yapmak da sizin sorumluluğunuz. Bu arada girdiğiniz bu hayat döngüsünde insani bazı ihtiyaçlarınızı karşılayamıyor musunuz? Olsun, herkes bunu yaşıyor öyle değil mi? Bunları yaşayan bir siz olmadığınıza göre pek de dert etmenize gerek yok. En son ne zaman tiyatroya, sinemaya, konsere veya bir dost sohbetine gidebildiğinizi, bir kitap okuyabildiğinizi unuttunuz mu? Olsun, nasıl olsa bu çocuk büyüyecek bir gün değil mi? O aralıkta sizin hayatınızdan nelerin eksildiğini sorgulamanın kimseye bir faydası yok sonuçta. Sizden daha çaresiz durumdaki on binlere, milyonlara bakarak iç rahatlatmak diye bir şey var bu hayatta çünkü.

Derken çocuk biraz daha büyüdü, kreş yaşına geldi. Hangi kreşe verilecek, öğretmen iyi mi, güvenilir mi vs. diye başladı mı yeni bir araştırma mesaisi? Bu yıllar da geçti gitti ve çocuğun eğitim hayatı geldi çattı. Bu sefer sizi yeni bir motto karşılıyor; “İlkokul çok önemli”, “evet evet ilkokulda en önemli şey öğretmen”. Şimdi de başka bir araştırma sürecinin içinde buldunuz mu kendinizi?

Bir anne babanın, çocuğunun okuyacağı okul için adres taşıması, fıldır fıldır öğretmen ve okul araştırması, okula kayıt ettirebilmek için zorunlu “bağış” yapması, yasalarda halen ücretsiz görünmesine rağmen çocuğunun eğitim hakkı için bunca mücadeleyi göğüslemesi sizce de çok saçma değil mi? 

Bunlarla da bitmiyor ki… Diyelim geçinmek için ailece çalışıyorsunuz. İşten çıktığınız saate kadar çocuğu kime emanet edeceksiniz? Devlet okuluna gittiyse devamına etüt, bakıcı bir şeyler ayarlamak zorundasınız. Ya da zaten aynı paraya geliyor deyip en azından akşama kadar bakılacağı bir yer olsun diye özel okulların yolunu tutacaksınız. Beğenin beğenebildiğinizi… Üstelik işinizle ilgili güvenceniz var mı yok mu bilmeksizin bir şekilde planlar, harcamalar yapıyorsunuz. Olsun ama bu çocuk büyüyecek değil mi nihayetinde? Siz de askıya aldığınız ve tüm bunlara bir süreliğine katlandığınızı sandığınız hayatınızda sabır üstüne sabır üretmeye devam edeceksiniz. Şu tabloda çocuğuna bir kardeş daha yapanların kaç kat sorunla baş ettiğini anlatmaya gerek var mı bilemiyorum. Bu arada bu döngünün içinde halen mutlu bir evliliğiniz kaldı mı o konuya da hiç girmiyorum. Böyle böyle karmaşıklaşarak “devam” ediyor hayatınız. Daha bunun imam hatipi var, üniversite sınavı var, mezuniyet sonrası işsizliği var… Bunlar toplumun hatırı sayılır bir kesiminin içinde devindiği şeyler.

Bu meselelere “yaşam gailesinin fıtratında var bunlar” diyerek bakan başka bir kesim daha var memlekette. Çürüyen, çürüten, aydınlanmaya düşman ve insanlıktan umut kesmeye sebebiyet veren başka bir kesim bu. Kendinizi korumanız gereken, doğaya, kadına, çocuğa ve insana düşman bu toplamın, bu düzenin bir sonucu olduğunu not etmekle yetineyim şimdilik…

İyi de ne yapacağız?

Anlıyorum, insan bazen hayat telaşesi denen şeyin içinde kendini değerlendirme fırsatı bulamıyor. Büyük resmin içinde kendi hayatını değerlendirmek de iradi bir iş çünkü. Ayrıca bunları sorgulamayalım diye sistem tarafından üretilen onlarca girdiye maruz kalıyoruz her gün. İçinde yaşadığımız bu düzenin alamet-i farikası da bu zaten. Beşikten mezara her kesim için uğraşılacak onlarca derdi üretmek ve insanı onun içine hapsetmek.  “İnsanlık nasıl yaşamayı hak ediyor”, “bu sorun sarmalı nasıl çözülür” ve “içinde bulunduğumuz kesitte neyle karşı karşıyayız” gibi temel bazı soruları bile sormaktan alıkoyan bir düzende yaşıyoruz. 

Bir tarafta yaşamak için koşarken, koştuğu için yaşamaya fırsat bulamayan bir kesim var; diğer tarafta ise nefes alıp vermenin ötesine, ürettiği kötülükle geçen başka bir kesim. Bir de bu iki kesimi ve diğer tüm emekçileri ideolojisiyle, din, ırk mezhep ve milliyetçilikle birbirine düşüren bu düzenin asıl sahipleri var. Bunlar bizi sömürdüğü sürece keyfi yerinde olan patron sınıfı. Yeşili, gelenekseli, ulusalı ve küreseli hepsi aynı yolun yolcusu. Bunların düzeni alaşağı edilmedikçe bizim yükümüz ağırlaşacak. 

Bunu aşmanın yolu gittikçe bireyselleşen ve yalnızlaşan o hayatlarımızdan kafamızı kaldırmaktan ve bütüne bakmaktan geçiyor. Bu içinde yaşadığımız şey gerçekten hayat değil. Başka türlü bir hayat ise mümkün ve gerekli!

Bunca derdin içinde bir de bununla baş edemeyecek gibi mi hissediyorsunuz? O zaman siz henüz dayanışmanın, birlikte hareket etmenin ve sonuç almanın güzelliğini yaşamadınız demek ki... Üzülmeyin, henüz geç değil. Birazcık etrafınıza bakmanız ve daha iyi bir dünya için elinden gelenin en iyisiyle mücadele eden sizin gibi insanları görmeniz, onlarla el ele vermeniz yeterli. Çok daha güzel ve insana yaraşır bir hayatı kurmak ellerimizde.