Günah çıkartacak son insanlarsınız!

Günah çıkartacak son insanlarsınız!

Çağlar Ezikoğlu
18/02/2016 Perşembe

Yazar Perihan Mağden, Fethullah Gülen Cemaat’ine yakınlığıyla bilinen Özgür Düşünce gazetesine verdiği röportajda[1] bir nevi günah çıkartarak, Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının askeri vesayetle mücadelesinde samimi olduklarına inandığını ya da en azından bu ihtimale tutunduklarını söylemiş. Gülen Cemaati’nin ‘Yetmez Ama Evet’çi’ liberallerle birlikte düzenlediği Abant Platformu’ndan övgülerle bahseden Mağden, artan otoriterleşmenin ve Erdoğan’ın tek adam rejiminin tek suçlusunun ‘Ergenekon’ olduğuna kanaat getirmiş röportajı boyunca. İnsanın diline gelen ‘ayıptır’ sözcüğü bile yetmiyor Mağden’e cevap vermeye. Lakin yine de bu satırları hem ona hem de zihniyetinde temsil ettiği Cemaat’çi/YAE’ci liberallere ithaf etmek artık elzem bir hale geldi.

Bırakın artık bu muhalefetin peşini!
Özellikle Cemaat kalemşörlerinin, ‘Erdoğan’ın Ergenekon’a teslim olduğu ve derin devletin esiri haline geldiği’ne dair ibareleri söz konusu son günlerde. Bu algının 2.bir ‘Yetmez Ama Evet’ten öte bir düşünce olmadığı kanaatindeyim. Ama esas tehlike, bu süreçten bir şekilde çıkıldıktan sonra, AKP iktidarının ‘bizi derin devletçiler de kandırdı’ diyerek işin içinden sıyrılma imkanının yine bu kullanışlı liberaller tarafından bahşediliyor oluşudur. İşte Mağden bu kullanışlı liberallerden birisi olarak niyetini açıkça belli etmiş gözüküyor. Röportajında AKP içerisindeki muhalefetin önemini vurgulayan Mağden diyor ki;

“Abdullah Gül bu gruba dahil olmazsa çok büyük düş kırıklığına uğrarım. Bence o grubun doğal lideri olması gerekiyor. Demokrat sağ bir partinin ortaya çıkmasından başka bizi bu durumdan ne kurtarır. Ergenekon ideolojisinin eline düşmüş bir AKP sarmalından bizi başka ne çıkarabilir ki?”

İnsan gerçekten hayret ediyor değil mi? Elbette Cemaat’çiler veya Mağden gibi YAE’ci liberaller eski muktedir konumlarını özlüyor ve AKP içindeki bu çatlaktan ötürü önlerine fırsat geldiğini düşünüyor olabilirler. Lakin unutulmaması gereken şudur ki, AKP dönemindeki otoriterleşme ve ülkenin gidişatı tek bir günde inşa edilmiş değildi. Bu siyasetçiler nasıl ki geçmişte Fazilet döneminde Erbakan’ı bir kalemde çizip ‘Yenilikçi’ maskesi taktıkları gibi aynı şekilde Erdoğan’ı pasifize ederek ‘demokrat’ maskesi takabilirler ama unuttukları bir gerçek var. AKP iktidarının bütün otoriter süreçlerini ‘hayretle’ izleyenlerden medet ummak ahmaklıktan öte değildir.

Senin gazetecin/Benim gazetecim
Sayın Mağden’in ve desteklediği Gülen Cemaati mensuplarının o bitmek bilmeyen hırs ve kibirlerini hala zerrece bırakmadıklarını da görüyoruz bu röportajda. Gazeteci Mustafa Balbay’ın darbe günlüklerinden bahsederken basın özgürlüğü aklına gelmeyen Mağden, konu birden bire Mehmet Baransu’ya gelince, ‘yazık o çocuğa’ moduna bürünmüş. Daha mahkeme kararları açıklanmadan Cemaat’in televizyon kanallarına çıkıp ‘şunu içeriye aldık’ diye sevinen Baransu’nun bizatihi işlediği bütün bu hukuksuz eylemleri niye hatırlamaz sayın Mağden? Haydi hepsini geçtim, içeride bulunan Can Dündar ve Erdem Gül için, ‘onlara üzülüyorum fakat Kürt gazetecileri de düşünelim’ diyen Sayın Mağden, acaba Kürt gazeteciler KCK soruşturması kapsamında tutuklanırken Abant Platformu’na katıldığınız o çok saygıdeğer Cemaat’in kalem erbapları gazetelerinde hangi manşetleri atıyordu? İnsanda hiç olmazsa biraz utanma, ar duygusu olur!

Perihan Mağden gibi birçok liberal, faşizmin üçlü sacayağından bahsederken, ‘ordu-‘din-milliyetçilik’ üçlemesinin tamamlandığını söylüyor. Dünyadaki faşizm örnekleri görüntüleri itibariyle her ne kadar birbirine benzerse benzesin, özleri itibariyle ciddi farklılıklar barındırmaktadır. En büyük birleştirici gücü ‘din’ haline gelen Erdoğan’ın tek adam rejimi serüveni ise klasik darbe zihniyeti ile açıklanmaktan oldukça uzak. Hele ki bu din olgusunu bağımsız bir erk olarak kabul eden bir ‘ordu’ ve ‘ulusalcı’ cenah olduğuna inanmak daha da vahim. Erdoğan rejiminin adım adım hesaplayarak, her Yüksek Askeri Şura’da farklı adımlarla askeri komuta kademesini değiştirerek, şu anki Genelkurmay Başkanı’nın önünün açılmasının bile yıllar öncesinden bizatihi iktidar tarafından hesaplanarak belirlenmesi söz konusu iken, bağımsız olarak hareket ettiği düşünülen bir ‘ordu’dan bahsetmek abesle iştigaldir. Aynı şekilde aldığı oy herhangi bir Twitter fenomenin takipçi sayısına bile yetişemeyen bir siyasi parti genel Başkanı Perinçek’in Erdoğan’ı esir aldığını düşünme bir Cemaat mensubunun hayal dünyasını süsleyebilir. Lakin bu algı manipülasyonun, Erdoğan rejiminin olası bir güç kaybı neticesinde sermayenin ve Batı’nın kullanışlı bir dostu olan AKP’nin temize çıkarılması adına bir ‘ön alma’ girişimi olduğu kanaatindeyim. Şu açık bir gerçektir ki, insanları sosyal medyada birbirlerini ihbar ettirecek kadar ülkeyi tamamen kontrol eden bir liderin dışında herhangi bir erkin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Devletin her bir hücresine nüfuz eden bir siyasi iktidarın olduğu rejimlerde, iktidar dışında bir devlet gücü hayal edemezsiniz. Ancak devletin ‘tek adam’ rejimine dönüştüğünü gözlemleyebilirsiniz ki, Türkiye örneği de bunun açık bir tezahürüdür.

Yeni mücadele alanları gerek
Cemaat’in ve YAE’ci kullanışlı liberallerin bu yaşananları dönüp dolaşıp ‘Ergenekon’a’ bağlaması, olası bir iktidar değişikliğinde başa gelecek muhafazakar partiye veya belki de AKP’den türeyecek bir partiye tekrardan nüfuz edebilme gayretinden ibarettir. ‘Yetmez Ama Evet’çi’ liberaller, AKP’nin hazırladığı 2010 Anayasa değişiklikleri süreçlerinde olduğu gibi kendi statülerini ve konumlarını yeniden aynı şekilde kazanma ve iktidarları kontrol etme şansına sahip olmak gayesinde, Erdoğan’ın ‘devletleştiği’ yalanını söylemekten geri durmuyorlar. Erdoğan rejimi 12 Eylül dönemi veya 90’ların ‘devlet’ algısından çok daha ileri bir noktaya taşımıştır. Bahse konu zamanlar ‘klasik devlet ideolojisi’ üzerinden çokça açıklamaya müsait olsa da, günümüzdeki devlet veya derin yapılar bırakın Erdoğan’ı esir etmeyi, onun esiri olarak muhafazakar bir otoriter yapının kuruluşunda önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Eğer bu iş ‘Ergenekon, derin devlet vb.’ jargonlarla sulandırmaya devam edilirse ve meselenin devlet aygıtından ziyade Erdoğan liderliğinde partiden ‘tek adam’ rejimine dönüşümü olduğu kabul edilirse, belki muhalefete yeni mücadele alanları açılmış olur.


[1] http://www.ozgurdusunce.net/roportaj/ergenekon-guclenerek-dondu-h12657.html