3-5 zeytin meselesi

3-5 zeytin meselesi

Begüm Kıran
01/12/2014 Pazartesi

Bazen içimdeki kaçıp gitme arzusu o kadar büyüyor ki...

Öyle memleketin halinden şikayet edip daha gelişmiş bir kapitalist ülkede iş imkanlarını araştırmak değil ama bahsettiğim.

Doğaya gitmek, toprağa, yeşile, denize karışmak.

Bir süreliğine de olsa iş stresinden, trafik çilesinden uzaklaşmak.

Sırt çantamı, çadırımı alıp gitmek, bisiklete atlayıp gitmek...

Hep yapılacak işlerimiz olduğundan, hep ertelediğimiz beyaz yakalı fantezilerimiz işte.

Bir de üzerine haberler geliyor karabasan gibi.

3. köprü için doğa katliamı, Çamlıca Camii için doğa katliamı, hes için termik santral için doğa katliamı, Yırca'da 6 bin ağaç sökülmüş üzerinde zeytinleriyle, köylüler direnmiş, güvenlik güçleri saldırmış köylülere, yine zorla, gazla copla...

Facebook'ta " Yırca'ya ağaç dikmeye gidiyoruz" başlıklı bir  ileti görüyorum. Yine yapılacak işler var ama eski bir dosta ödenmesi gereken bir vefa borcu gibi sahipleniyorum bu fikri. Sivil toplumcu faaliyetlere hiç yakın hissetmem kendimi ama zaten haftalardır  bir yerlere "gitmek" fikri aklımda ve gidilecek yer neden Yırca olmasın.

Yolculuk yeni bir insan tanıyor olmanın hoşluğuyla eşliklenince hemen geçiveriyor. Varıyoruz kara topraklara. Kömür karası aldığı canlarla yüreğimizi kararttığı gibi daha bir kaç ay önce, buraların havasına, toprağına da karışmış. Önce anlam veremiyoruz örümcek ağı gibi her yeri saran metal şeritlere ve onarın içinde akan bantların sürekli mekanik sesine. Yakından bakınca anlıyoruz bunların çıkarılan kömürü termik santrale taşıyan sistemler olduğunu.

Irzına geçilmiş bir insan gibi iğdiş edilmiş bu topraklarda ölü ağaçlarının son zeytinlerini toplayan köylülerle dertleşiyoruz biraz. Doktor olduğumuzu öğrenince amca soruyor karnı neden şişmiş acaba diye, üniversiteye gelse bakarlar mı ona diye, sigortası karşılar mı tedaviyi diye... Biz soruyoruz nasıl oldu bu iş diye, razı gelmişler mi kamulaştırmaya diye. Razı olmuşlar olmasına da beklememişler ki zeytinlerini toplasınlar. Devlet isteyince boyunları kıldan inceymiş ama devlet değilmiş ki bu Kolin'miş. Devlet sermaye olmuş, devlet mi kalmış artık..

Birçok ziyaretçi var çevre illerden gelen. Nöbet tutan kadınlarla fotoğraf çekiliyorlar. Ziyaretçilerden biri diyor ki " kadınlar olmasa bu erkeklerden bişey olmazdı, ne güzel direndiniz!. Köylü kadınlar itiraz ediyor mahcup "Olur mu öyle şey onlar evimizin direği." Feminist girdiler şakayla karışık yumuşatılıyor. Odun ateşinde kaynayan çaylar içiliyor, ekmekler banılıyor mis gibi zeytin yağına.

Vedalaşıyoruz sonra "iyi direnişler"le, "allah razı olsunlar"la.

Sürekli dönen bantlar kömürleri o başı dumanlı deve doğru taşıdıkça ciğerimiz yanıyor. Dumandan mı öfkeden mi bilemiyoruz.