3. Diyarbakır Fotoğraf Günleri “Sınır” temasıyla gerçekleştirildi (Türkçe/Kurdî)

3. Diyarbakır Fotoğraf Günleri “Sınır” temasıyla gerçekleştirildi (Türkçe/Kurdî)

Kurdewari Diyarbakır
03/11/2015 Salı

Diyarbakır Fotoğraf Amatörleri Kulübü ve Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri gerçekleştirildi. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Fotoğraf Günleri, Büyükşehir Belediyesi Sergi Salonunda Norair Chahınınan’ın sergisiyle açılış yaptı. Serginin ikinci gününde Ofis İl Halk Kütüphanesi’nde, Prof. Dr. Neşe ÖZGEN ve fotoğraf  sanatçıları Abdullah ANTAKYALI ve Welat Cin’in katılımıyla sergiye adını da veren “Sınır” konulu panel gerçekleştirildi. Panelin ardından Sümerpark Amed Sanat galerisinde “Dağlara Geri Dönüş”, “İçeride”, “Kürdistan Sınırları”, “Cırcır Böceklerinin Son Şarkısı”, “İki İnanç Tek Çatı Altında”, “Sınırdaki Hayatlardan İki Hikâye”, “Kentli Mülteciler”, “Ateş Denizinde Yüzmek” ve “Sınır-Durumlar” konulu sergilerin açılışı yapıldı. Serginin ardından DİFAK Yönetim Kurulu Üyesi Dündar UĞURLU sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım. Nasıl yola çıktı DİFAK? Neler yaptı, neyi hedefliyor?

DİFAK bundan yaklaşık 10 sene önce, Diyarbakır’da bir kulüp olarak kuruldu. Şimdi faaliyetlerimizi bir dernek olarak sürdürüyoruz. Yola çıkarken amacımız Diyarbakır öncelikli olmak üzere, tüm Kürt coğrafyasının görüntülenmesi, tanıtılması ve Kürdistan’ın bir görsel arşivinin oluşturulmasıydı. En çok önemsediğimiz noktanın bu olduğunu söyleyebilirim. Bu coğrafyanın fotoğraflanması 1905’te başladı. Ama bazı ara dönemler mevcut. Bunlar, fotoğraflanmanın kesildiği, görüntülenmenin hiç yapılmadığı dönemler… Bizim elimizde özellikle Adil Tekin’in fotoğrafları çok iyi bir arşiv olarak bulunuyordu. Ama eksiklikler vardı. Bu eksikliği görerek 1998’de bir grup fotoğraf gönüllüsü olarak başladık. Ardından dernek halini aldık. O günden bu yana 25 temel eğitim semineri ve Fotoğraf Günleri düzenledik. Bunun dışında kendi içimizde dünyayı takip ediyoruz. Fotoğraf alanında dünyadaki gelişmeleri yakından izliyoruz. Şu sıralarda en çok önemsediğimiz çalışma, Büyükşehir Belediyesiyle beraber yürüttüğümüz “Dört Mevsim Diyarbakır” isimli çalışmamız. Bu proje bittiğinde Diyarbakır, önemli bir arşive sahip olacak. Şimdiye kadar elimize ulaşan 1200 fotoğraf var ve bunlara yenileri ekleniyor. Hedefimiz, bunun belli periyotlarla devam etmesi. Diyarbakır’ın değişimini belgelemeye çalışıyoruz.

Diyarbakır Fotoğraf Günlerinden bahsedelim… Bu yıl üçüncüsünü düzenliyorsunuz. Sınır temasıyla… Bize biraz tema seçiminizden söz eder misiniz? Neden “sınır”?

Her sene fotoğraf günlerinin bitişinde bir değerlendirme forumu yapılıyor. Geçen yılki fotoğraf günlerinin ardından böyle bir görüş ağırlık kazandı. Daha önce bütünlüklü bir temayla düzenlememiştik bu etkinliği. Ama yaptığımız toplantılarda ve bize sunulan katkılarda yaşadığımız bu sıcak savaş durumu “sınır” temasını zorladı. En başta da Ezidilerin yaşadıkları, bizim “sınır” kavramını sorgulamamızı sağladı.

Fotoğrafta öyküyü bulmanın önemi büyük ve sermayenin kentlere müdahalesi hem insanların hikayesini değiştiriyor hem de fotoğraf sanatçısına yeni hikayeler sunuyor. Diyarbakır, Ortadoğu’nun en büyük AVM’sine sahip olma yarışına katılmış bir kent, halkının belleğinde önemli bir ize sahip olan Kırklar Dağı’nda yükselen plazalar… Rezidans “sınırlarının” belirginleştiği Dicle Kent… Sermayenin, Kürdistan’ın ve özellikle Diyarbakır’ın kent tarihine ve dokusuna yaptığı bu müdahaleyi işlemeyi düşünüyor musunuz?

Buna tabii DİFAK yaptığı toplantılarda karar verecektir. Kentin içinde fotoğraf çekerken, onun çok farklı yüzlerini görüyor ve görüntülüyorsunuz. Fotoğraf projeleri biraz da bireyseldir. Herkes çalışmak istediği temayı dünya görüşüne göre ele alıyor. Maalesef şimdilik bunu ele aldığımız bir gündemimiz yok. Diyarbakır’ın en üst sınıflarıyla en alt sınıflarını fotoğraflarımızla yansıttık. Örneğin benim Domlarla ilgili yaptığım çalışma en alt sınıfları fotoğraflamaya yönelik bir çalışmaydı. Ama fotoğraf sanatçılarının yaşadığı zorluklar ortada. Bu durum biraz bu zorluklarla da alakalı. Bir fotoğrafçının önce öyküsünü nasıl anlatacağını düşünmesi gerekiyor. Ama biz henüz faturalarımızı ödeyebilme kaygısını taşıyoruz. Bu noktada devlet de destek sunmuyor. Yeni fotoğrafçıların yetişmesi, desteklenmesi, eğitim almasıyla ilgili çalışmalar yapmak ve yeni ürünler ortaya koymak zorundayız.

Peki Kürdistan’da bu tür üretimler ya da etkinlikler neden çok az yapılıyor? Eskisine oranla da daha az… Bu kültürel erozyonu neye bağlıyorsunuz?

Kapitalizm, kendisi dışında yaşam hakkı tanımıyor. Onun çarkının içinde olmadığınız sürece bir şekilde dışa atılıyorsunuz. Biz belki de burada, sergilerimizi bir AVM’de yapmak istesek destek sunulacak ama bunu tercih etmeyiz. Ya onların koyduğu kurallar, ya da başkası… Kürdistan’daki bu durum da iktisadi sistemin bir sonucu aslında. Tabii bir de sanatçının yaşadığı hayat kaygısı var.

Eğitim kurumlarının yaşadığı dönüşüm ve Kürdistan’daki gençlerin sanat çalışmalarına yönlendirilmesi arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? Gelinen noktada Kürdistan farklı bir konuma oturtulabilir mi?

Özellikle lise öğrencileri üniversite sınavı kaygısıyla sanatsal çalışmaların kendilerine katkısı olmayacağı düşüncesi içindeler. Yoğun kaygı içinde fotoğrafı düşünmüyorlar. Okullarda bazı kulüp çalışmaları var ama bunlar da kağıt üstünde. Seçmeli dersler içinde fotoğrafçılık zaten yok. Çocuklar başka derslere yönlendiriliyorlar. Bu derslerin ne tür dersler olduğunu hepimiz biliyoruz. Sanat dersleri öğretmenlerinin ataması zaten çok az yapılıyor. Bu aynı zamanda sanatçıyla toplum arasına bir sınır çekme çabasının da bir ürünü. Doğal olarak başka bölgelerde olduğu gibi burada da estetik duygularla alakası olmayan gençler yetişiyor. Özellikle Kürdistan’da bu durum daha yakıcı. Çünkü burada ekonomik sıkıntılar da çok daha yoğun hissediliyor, yaşam mücadelesi çok sert. Diyarbakır’ın sokakları mendil, selpak satan, arabaların camlarını silen, seyyar satıcılık yapan çocuklarla dolu. Bunlar Kürt coğrafyasının en büyük problemleri arasında.

Son olarak söylemek istedikleriniz…

İlginiz için teşekkür ederim…

3yemîn Rojên Fotografê li Amedê bi Temaya “Sînor” Dest pê kir

Rojên Hunerê yên Navneteweyî li Amedê ku ji hêla Kuluba Amatorên Fotografê ya Amedê û Şaredariya Bajarê Mezin a Amedê ve tê lidarxistin, dest pê kir. Rojên Fotografê ku îsal cara sêyemîn tê lidarxistin, bi pêşaneya Prof. Dr. Neşe Ozgen ya li Hola Pêşandanan ya Şaredariya Mezin dest pê kir. Di roja duyemîn ya pêşaneyê de li Pirtûkxaneya Bajêr ya Gel ya li Ofîsê bi beşdariya Prof. Dr. Neşe Ozgen û Abdullah Antakyali û Welat Cin panela bi sernavê “Sînor” hat lidarxistin. Piştî panelê li Galeriya Hunerê ya Amedê ya li Sumerparkê pêşaneyên bi mijarên “Vegera li Çiyan”, “Li Hundir”, “Sînorên Kurdistanê”, “Strana Dawî ya Çîzçîzokan”, “Du Bawerî di bin Banekî de”, “Du Çîrokên ji Jiyanên li ser Sînor”, “Penaberên Bajarî”, “Soberiya di Deryaya Agirîn de” û “Sînor-Rewş” hatin vekirin. Piştî vekirinê Endamê Desteya Rêveber ya DÎFAKê Dundar Ugurlu pirsên me bersivandin.

Em pêşî we nas bikin. DÎFAKê çawa dest pê kir? Heta mniha çi kiriye, armanca wê çi ye?

DÎFAK nêzîkî deh salan beriya niha li Amedê wekî kulubek vebû. Em niha xebatên xwe wekî sazî dikin. Dema me dest pê kir armanca me ew bû ku pêşî dîmenên Amedê û paşê yên hemû ernîgariya kurdan bên kişandin û bên naandin û paşê arşîveke dîtbarî ya Kurdistanê bê çêkirin. Ez dikarim  bêjim ku ji bo me xala herî girîng ev bû. Kişandina fotografên vê erdnîgariyê di sala 1905an de dest pê kir. Lê hin demên navberê çêbûne. Ev ew dem in ku di wan deman de hîç fotograf nehatine kişandin, dîmen nehatine girtin... Niha li ber detê me fotografên Adîl Tekîn arşîveke gelekî baş bû lê kêmasî hebûn. Ji ber vê di sala 1998an de me komeke dilxwazên fotografan dest pê kir. Paşê em bûn sazî. Ji wê rojê ve me 25 semînerên perwerdehiya bingehîn û Rojên Fotografan li dar xistin. Ji xeynî vê, em di nav xwe de li cîhanê temaşe dikin. Em geşedanên di mijara fotografan de dişopînin. Niha ji bo me xebata herî girîng xebata “Çar Demsal Amed” e ku em bi Şaredariya Bajatrê Mezin a Amedê re dimeşînin. Piştî ku ev proje qediya Amedê wê bibe xwedî arşîveke girîng. Heta niha 1200 fotograf gihîştine ber destê me û yên nû lê zêde dibin. Armanca me ev e ku ev bi periyodên diyar dewam bike. Em hewlê didin ku guherîna Amedê bibelge bikin.

Em beha Rojên Fotografan li Amedê bikin. Hûn îsal cara sêyemîn li dar dixin. Bi temaya sînor... Gelo hûn dikarin hinek behsa hilbijartina vê temayê bikin? Çima “sînor”?

Her sal piştî ku Rojên Fotografan diqede, formeke nirxandinê tê çêkirin. Piştî çalakiya par, nêrîneke wisa derkete pêş. Me berê bi temayeke hevgirtî çênekiribû. Lê li dû civînên me û ji ber vê rewşa şerê germ mijara “sînor”ê xwe derxist pêş. Di serî de tiştên bi serê êzidiyan ve hatin kir ku em têgeha “sînor” lêpirsîn bikin.

Di fotografan de dîtina çîrokan girîng e û mudaxeleya sermayeyê ya li bajaran hem çîrokên mirovan diguherîne hem çîrokên nû pêşkêşî hunermendê fotografan dike. Amedê bajarekî wisa ye ku keriye nav pêşbaziya Navenda Danûstandinê ya herî mezin ya Rojhilata Navîn. Plazayên li Girê Çilezîzan ku di bîra gelê bajêr de ciyekî wî yê girîng heye... Dîcle Kenta ku li wir “sînorên” rezîdanan beloq dibin... Gelo hûn difikirin ku vê mudaxeleya sermayeyê ya li Kurdistan û li Amedê ji xwe re bikin mijar?

Bêguman DÎFAK wê di civînên xwe de biryara vê bide. Dema ku li nav bajêr fotografan dikişînî gelên aliyên wî yên cuda dibînî û fotografên wan dikişînî. Projeyên fotografan hinekî takekesî ne. Her kes temaya xwe li gorî nêrîna xwe ya li cîhanê diyar dike. Mixabin niha rojeveke me nîne ku me ev mijar girtibe navê. Me çînên herî raser û yên herî bin yên Amedê di fotografên xwe de nîşan dane. Wekî mînak, xebata min a fotografkirina doman xebateke wisa bû ku çîneke herî bin ya Amedê bê fotografkirin. Lê zehmetiyên li ber hunermendên fotografê li ber çavan in. Ev hinek têkildarî van zehmetiyan e jî. Pêşî divê fotografkêşek bifikire ka ew ê çîroka xwe çawa vebêje. Lê em hê jî xema hindê dixwin ka em ê faturayên xwe çawa bidin. Di vê mijarê de dewlet jî piştgirî nade. Pêwîst e ku em xebatan bikin ku fotografkêşên nû bên gihandin û perwerdekirin û berhemên nû bên çêkirin.

Gelo çima li Kurdistanê hilberîn yan jî çalakiyên bi vî rengî pir kêm in? Li gorî demên berê kêmtir e... Hûn vê erozyona çandî bi çi ve girêdidin?

Kapîtalîzm ji bilî xwe mafê jiyanê nade. Heke hûn ne di nav çerxê wê de bin hûn tên derkirin. Belkî heke em bixwazin pêşaneyekê li Navendeke Danûstandinê çêkin, desttek jî bigirin lê em tiştekî wisa tercîh nakin. Yan zagonên wan yan tiştekî din... Ev rewşa li Kurdistanê di rastiyê de encameke pergala aborî ye. Û ji bo hunermendan xema debarê jî heye.

Hûn di navbera veguherîna di saziyên perwerdehiyê de û rewşa ku berê ciwanên Kurdistanê diçe ser hunerê de têkiliyeke çawa dibînin? Di rewşa niha de Kurdistan dikeve rewşeke cuda?

Bi taybetî xwendekarên lîseyê, difikirin fêdeya vê wê di azmûna zanîngehan de nebe. Ji ber vê xemê hişê wan ne li ser fotografan e. Li dibistanan hin xebatên komî hene lê ev tenê li ser kaxizan in. Di nav dersên bijartî de fotografkêşî jixwe nîne. Berê zarokan didin dersên din. Em hemû dizanin ka ev çi ders in. Jixwe gelek hindik mamosteyên hunerê tên bicîkirin. Ev her wisa encama wê hewldanê ye ku sînorekê bixin navbera hunerê û civakê. Ji ber vê jî, wekî li herêmên din, li vir jî ciwanên ku eleqeya wan bi huherê re nîne digihîjin. Ew rewş bi taybetî li Kurdistanê dijwartir e. Lewre li vir zehmetiyên aborî jî zêdetir in. Têkoşîna debarê pir dijwar e. Kuçeyên Amedê bi zarokên ku desmalan û tiştên din difiroşin û camên otomobîlan paqij dikin tije ne. Ev problemên herî mezin yên erdnîgariya Kurdistanê ne.

Gotinên we yên dawiyê...

Spas ji bo eleqedariya we...

 

Katkı ve Önerileriniz İçin: [email protected]