Mehmed Uzun romanlarında bir Kürt aydını

Mehmed Uzun romanlarında bir Kürt aydını

Bekir Can Başeğmez
27/06/2015 Cumartesi

Anne Semiha Hanım'ın çektiği onca sancı ve acı dolu süreçten sonra, ölü doğan minik bir beden. Cizira Botan Beyi Mir Bedirhan'ın torunu, Emin Ali Bedirhan'ın oğlu Celadet Ali Bedirhan… Ve geleceğin büyük aydını, Kürtlerin Miri, ölü doğumunun ardından, dünyadaki daha ilk gününde kaderin kuyusuna teslim ediliyor ve minik bedeni, yıkanıp defnedilmek üzere bir kuyunun yanında bekletilirken, adeta kaderine isyan edip, ölümden dirilircesine, Kürt halkının dertlerine tercüman olma yoluna uyanıyor, uyandırıyor.

Ailesi, şanlı Bedirhaniler, Kürt halkının acılarına son vermek adına, Kürtlere mir olmuş, amcası Mithat Bey, “Kürdistan” gazetesini yayınlamış. Ve daha küçük bir çocuklarken, babaları Emin Bey, küçük Celadet ve kız kardeşi Süreya'ya bu gazeteden pasajlar okur. Emin Bey, Kürtler üzerinde güçlü etkisi olan Bedirhaniler’in şimdiki önderi. Sultan Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı, Emin Bey'e takdim ettikleri liyakat nişanlarıyla hem Bedirhaniler’in gönlünü hoş tutuyor, hem Kürtler ve Bedirhaniler’le dost olduğunu herkese gösteriyor, aynı zamanda da Bedirhaniler’in muhtemel bir ayaklanma isteğinin de önüne geçiyor.

Ancak egemenlerin ikircikli tutumları ve planları bir türlü hesap tutmuyordu. Kürt aşiret ağa ve beylerine ne kadar iyi görünme ve ödüllendirmeler lütfetseler de, Kürt halkına yüklenen baskı ve zulüm günden güne artarak devam ediyordu. Daha Osmanlı hayattayken göz hapsi altında tutulan Bedirhaniler, her Kürt ayaklanmasından, Kürtlerin  düzenlemeye çalıştıkları suikastlardan sorumlu tutuluyorlardı.

Ve sürgün, kaderleri oldu…

Egemenler, Kürtlerden, isyanlarından kurtulmanın çaresini, onları, mirleriyle beraber sürgün etmede bulmuştu.

Evlerine dönüşleri, ancak 1908'in görece özgürlük ortamında oldu. Özgürlük göreceliydi, çünkü yeni hükümetle birlikte, şimdi hızla milliyetçilik tohumları atılmaya başlanmıştı.

Atılan tohumlar sağlama alınmaya çalışılmış, ülke çapında, Türk olmayanlara dahi (hatta özellikle Türk olmayanlara) Türk “olmak” ve Türkçülük “dersleri” verilmekte bir sakınca görülmüyor, yakın geleceğin, Kürdistan topraklarında; “Vatandaş, Türkçe konuş!” propagandaları yapılmasının önü açılıyor tohumları serpiliyordu.

Bu şoven uygulamaların yansımalarından bir tanesine, henüz gencecik bir yaşta şahit oluyordu Celadet Ali Bedirhan;

1911 yılında, Celadet on sekiz yaşındayken, edebiyat öğretmenlerinin tavsiyesiyle Şehzadebaşı'ndaki bir konferansa gelirler. Yusuf Akçura açılış konuşmasını yapıyor ve konferansı verecek olan kişiyi tanıtıyor. Kafkas kökenli, ünlü Türk aydını İsmail Gansperenski.

Gansperenski, konuşması boyunca sürekli “Türk ve Türkçülük”ten bahsediyor. Konferansın özeti şu; “Herkes Türk olmak mecburiyetinde… Bu ülke Türklerindir…” Ve genç Celadet'in beyninde Gansperenski'nin sözleri, yüreği küt küt atıyor.

Kitap, Celadet Ali Bedirhan'ın hayatındaki tüm dönemlere ve tüm evrelere ışık tutmaya çalışıyor. Celadet'in aşkı, sevgisi, davası… 1912 yılında kurulan Hevi örgütü, Xoybun Partisi, Hawar ve Rohani dergileri…

Mehmed Uzun, “Kader Kuyusu” romanında, sürgün mir Celadet Bedirhan'ın hayatını akıcı bir dille okura aktarırken, sizi Kürt dilinin ve kültürünün çektiği acılara şahit olmaya çağırıyor. Kitapta altı çizilen ve hakkında yazılacak bir yazıda bahsedilmesi gereken o kadar çok yer var ki, sayfalara sığmıyor.

Ancak kitaptan çıkan en önemli ve güçlü mesajlardan bir tanesine örnek olarak şu çıkıyor; Kürt dili ve ulusu, her ne kadar ölü doğmuş gibi görünce de, planlanmış bir zamanda değil, ancak kendi aydınlanmasıyla şahlanacak ve herkese yaşadığını gösterecek. Bedirhanilerin düşlediklerinden bile daha güzel bir Kürdistan için…

Kürt ve Türk emekçileri el ele, özgür bir dil, kültür ve insanlık için...

Kitap: Mehmed Uzun – Kader Kuyusu / İthaki Yayınları / Kürtçe’den çeviri Türkçe basım: 2006,

Katkı ve Önerileriniz İçin: [email protected]