Meydanda hologram olmak ya da olmak

Meydanda hologram olmak ya da olmak

Merve N. Gürbüzel
30/04/2015 Perşembe

Birkaç hafta önce İspanya’da gösteri ve toplantı kanununda yapılması gündemde olan değişikliklere karşı çok ilgi çeken bir eylem düzenlenmişti: hologram bir eylem. Yaratıcı ve çarpıcı olduğu yadsınamazsa da açıkçası uzun süre bu eylemi nasıl anlamlandıracağımı bilemedim. Bu yüzden eylemi düzenleyenlerle yapılan röportajları okudum[1]. Eylem film çekimi için alınmış bir izinle yapılmıştı çünkü İspanya’da da eylemler için izin alınması gerekiyor ve film çekimlerinin vaka-i adiyeden olduğu Madrid için, çekim izni almak eylem izni almaktan çok daha kolay. Eylemin ne anlama geldiği sorusuna, düzenleyiciler artık eylem yapmak için tek çaremiz hologram olmak, bunu göstermek istedik, diyorlardı özetle. İşte bunu okuyunca neden bu ‘eylemi’ anlayamadığımı idrak ettim. İronik olduğu su götürmezse de yenilgiyi ilan eden hologramlardı gördüğüm. Parlamento binasının önündeki bu ‘eylem’de parlamento binası apaçık görünürken eylemciler belli belirsiz seçiliyordu. Bunun için hologramlar bana yeni bir eylem gibi değil, eski eylemlerin izi gibi görünmüştü.

Hologramla sınırlı bir görünürlüğe razı gelmemek gerektiği açık. Ama bunun ötesinde dünyanın ilk hologram eylemi neden meydanlara çıktığımızı da düşündürüyor.

Meydanlar görünürlük alanlarıdır. Bu görünürlüğü zorlama ve ölümüne sentetik, kente sonradan eklenmiş olan meydanlar sağlamaz. Bu ‘sentetik meydanlar’ da bu yüzden meydan değildir. Meydanları artık basit geçiş alanları ya da toplu taşıma alanları olarak tanımlamanın en büyük niyetlerinden biri de anlamını tarihselliğinden alan  bu görünürlüğü mekânsız bırakmak, böylece engellemektir.

Meydanlara çıkmak sadece görünürlükle sınırlı bir anlam taşımaz. Hologramların sınırlı görünürlüğüne sığamayacak bir etkileşim, bir karşılaşmalar alanıdır meydan. Kalabalık olmak ve kalabalık hissetmek ayrı ayrı değerlidir.  Kamusal bir mekanda bir araya gelmenin verdiği kalabalık olma hissi, kişiler arası etkileşimin, bir ilişki kurmanın önünü açar. Bu kadar genel konuşmaktansa simgesel değeri olan Taksim’i düşününce, bir eylem alanı olarak meydanların görünürlükten öte anlamları olduğunu teslim etmek zor olmayacaktır. 

Meydanların bir kamusal alan olarak, hiç kimsenin ama herkesin olma niteliği taşıdığını ezberden söyleyebiliriz. Ama bazen ulaşımın kesildiği, girmenin yasaklandığı bir meydan hiç kimsenin midir? Kentte yaşayanların en büyük karşılaşma mekanı olan meydanda bu karşılaşmalar polislerin gölgesinde yaşanıyorsa, o meydan herkesin midir? Bunlara hayır cevabını vermek artık sadece hologram olarak Taksim’e çıkarız demeye varmak zorunda değil.

Taksim ulaşım planı da, Taksim’in belirli zamanlarda kapatılması da kent meydanlarında görünmememiz, meydanlardan yükselen sesimizin duyulmaması, birbirimizi meydanlarda bulmamamız, oranın tarihini ve anlamını yavaş yavaş unutmamız içinse; bu meydanda olma mücadelesi de kent mekânı üzerinden siyaset alanımızı genişletmek içindir. Yarın Taksim’e çıkma çağrısının kendisi meydanlarda bir arada olmanın sağladığı dayanışmanın ilanıdır.


Katkı ve önerileriz için: [email protected]

Blogumuzu sosyal medyadan da takip edebilirsiniz:

facebook: https://www.facebook.com/baska.1.kent

twitter: @BaskaKent


[1] https://www.opendemocracy.net/can-europe-make-it/cristina-flesher-fominaya-andrea-teti/spain%E2%80%99s-hologram-protests, http://www.newyorker.com/news/news-desk/protest-by-hologram